THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

"Arap Baharı" ve Bölgedeki Siyasi Olayların Çelişkili İçeriği

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Yorumlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
6104
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 12 Kasım – Newtimes.az

Bilindiği gibi birkaç yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesinde kalan Araplar, XIX yüzyılın sonlarından itibaren milliyetçilik hisleriyle Osmanlı'ya karşı başkaldırdı ve sonuçta bağımsız Arap devletleri kuruldu.

Geçen dönem zarfında ise bazı Arap devletlerinde siyasi iktidar değişikliği daha ziyade askeri yolla çözülmektedir. Son dönemde yaşanan olayların "Arap Baharı" olarak değerlendirilmesi ise, özellikle konulmuş, karakteristik bir isimlendirmedir. Öyle ki, isyanlar ilk olarak 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus'ta başlayıp daha sonra Mısır, Yemen, Cezir, Suriye ve diğer ülkelere yayılmıştır.

Bu tür politik gelişmelerin en kaba biçimini Irak'ın NATO-Amerikan askeri güçleri tarafından işgal edilmesi sürecinde görebiliriz. Irak'ın müttefik güçler tarafından işgal edilmesi, Irak'ta federal bir devletin kurulmasıyla sonuçlandı.

Genel olarak Yakın ve Orta Doğu’yu, özel olarak da "Arap Baharı" adı altında gerçekleşen olayları yerel ve küresel açılardan tahlil etmek gerekir. Zira bu bölgenin özgünlüğü, buradaki Arap kabilelerinin ya da iktidarda temsil edilen aşiretlerin iç dinamiğini ve onların dış güçlerle olan ilişkilerini net olarak bilmeden ciddi taliller yapmak mümkün değildir.

Orta Doğu üzerinden yürütülen siyasetin, dünya çapındaki siyasi gelişmeleri de belirlediğini ifade etmeliyim. Zira ABD ve müttefikleri Basra Körfezi'nde daha fazla etki gücüne sahip olmak için ciddi adımlar atmaktadır. Bu coğrafyada aynı zamanda İran, Türkiye ve İsrail de nüfuzunu kullanarak siyasi adımlar atıyor; çünkü bu bölgeye egemen olan güç, aynı zamanda bölge ve dünya çapındaki siyasi sorunların çözümünde söz sahibi olacaktır.

Arap Baharı adı altında yaşanan değişiklikler, bazı devletler için fırsatlar yaratmaktadır. ABD'nin Irak'tan çekilmesinden sonra Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin Sünnilere karşı olumsuz tutumu, Lübnan'da özellikle 2006 yılında Hizbullah'ın saygınlık kazanması ve İsrail ile olan mücadeleler, Yemen ve Bahreyn'de Şiilerin ayaklanması, Suriye'deki Alevi Arap seçkinler İran için önem taşıyor. Ayrıca Irak ve Libya'da ordu içerisindeki mezhep farklılığını ve diğer unsurları da belirtmek gerekiyor. Bu anlamda, Irak Başbakan Yardımcısı Tarık El Haşimi hakkındaki tutuklama kararı, Irak'taki federal yapı ve etnik-mezhepsel kimlikler üzerinde etkili olmuştur. Başbakan Erdoğan bu konuda görüş bildirince, Irak Başbakanı’nın sert yanıtıyla karşılaşmış ve Erdoğan'a Irak'ın iç işlerine karışmaması tavsiye edilmiştir. Erdoğan ise, Irak'a mesaj göndererek, bu tür bir tepkinin neden Irak'ın müttefik güçler tarafından işgal edildiğinde verilmediğini sormuştur. Bu tür siyasi gelişmeler, bölgedeki Arap devletlerinin dış güçler ile bağlantılı şekilde adım attığını gösteriyor.

Öte yandan, Suriye ile ilgili olaylarda büyük güçler sisteme tam olarak egemen olmak için mücadele ediyor. İşte bu Suriye olayları, Arap uyanışını yeniden büyük güçlerin nüfuz meselesine çevirdi. Bugün Suriye'de asıl sorun, rejimin değişip değişmemesinden ziyade, Suriye'de Rusya'nın, Batı'nın ya da İran'ın ne kadar etkili olduğu etrafındadır. Bu anlamda Rusya ve İran, Şam’daki rejim değişikliğinin onlara karşı siyasi bir hamle olduğunu düşünüyor.

Mısır'a gelince, Muhammed Mursi’nin seçimlerdeki adayların en niteliklisi olduğu, ancak başarılı olup olmayacağına karar vermenin de henüz erken olduğu bir gerçektir. Bu bakımdan, Mısır'da kabul edilecek yeni Anayasa projesi ciddi tartışmalara neden oluyor. Özgürlük taraftarları kadın hakları ve din-devlet ilişkileri konusunda endişeli, Selefiler ise projede özgürlüğün daha fazla vurgulanmasına karşı ve geleneksel değerlere kayıtsız kalındığı görüşündedir.

Arap Baharı ve "Müslümanların Masumiyeti"

Tunus'ta başlayarak birçok Arap ülkesini saran sosyal çalkantı ve karışıklıkların birkaç nedeni bellidir. Sonuçlar ise çeşitlilik arz ediyor ve geçenlerde ABD'de çekilerek internete konan "Müslümanların Masumiyeti " adlı kışkırtıcı film ile Arap Baharı olarak adlandırılan isyan dalgası yeni bir kimlik kazanmaya başladı.

Böyle bir filmin hazırlanması ve radikal-fanatik Müslümanların aşırı derecede buna tepki vermesi birkaç açıdan tahlil edilmelidir. Bilindiği gibi sinema sanatın bir dalıdır. Sanatın bu dalını kullanarak herhangi bir din ya da inanışa karşı böyle kışkırtıcı bir hareket etmek, öncelikle sanatın, sinemanın hakarete uğraması demektir. Bu anlamda sanat adı altında kin ve nefret tohumları serpmek kabuledilemez.

İkinci olarak, dünyayı, özellikle de Müslüman dünyasını kışkırtmalarla ateşe atmanın bu kadar kolay olması çok şaşırtıcı ve üzüntü verici bir olgudur. İki fanatik, birkaç arsız mali destekçi ve iki-üç saf aktör ile milyonların dini inancını aşağılamaya çalışmak ve kitleleri sokaklara dökmek küresel barışa hizmet etmiyor. Diğer yandan, son dönemde İslam'a karşı yapılan bu alçaltıcı propagandalara yakıp yıkarak, öldürerek aşırı derecede tepki gösteren kitlelerle İslam'ın barış dini olduğunu iddia etmek daha da zorlaşıyor.

Filmin İnternet’e konmasından birkaç saat sonra Bingazi’deki ABD Büyükelçisi’nin öldürülmesi, bu kışkırtma girişiminin önceden planlanarak uygulanmış olma olasılığını daha da güçlendiriyor. Bu anlamda geri kalmış Müslüman ülkelerde fakir kitleleri kolay bir yolla yoldan çıkarıp, temsil ettikleri dini lekelemek için hangi senaryoların gerçekleştirildiğinin bir kez daha şahidi olduk. Gösterilen bu tür bir tepkinin temelinde, büyük olasılıkla Batı karşısında yenilmiş ve haksızlığa uğramış olmanın psikolojik nedenleri vardır. İşte bu bakımdan İslam dünyası ucuz ve kışkırtma yaratan tepkiler yerine, daha tutarlı şekilde - fakir kitleleri sokağa dökerek değil, etkin politik tepkilerle - cevap vermelidir.

Dr. Reşat İlyasov

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...