THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

ABD'nin Azerbaycan'a büyük ilgisi: Bolton, iş birliğinin üç yönü üzerine

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Yorumlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
2224
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakı, 4 Şubat 2019 – Newtimes.az

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un, 29 Ocak'ta Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından siyaset camiasında ve politika uzmanları arasında büyük bir hareketlilik yaşanıyor. ABD'nin Güney Kafkasya politikasında ne türlü değişikliğin yapıldığına ilişkin tahminlere sık sık rastlanıyor. Bu olaydan birkaç gün önce John Bolton'un, Nikol Paşinyan'ı da telefonla araması ilgi doğuruyor. Ermenistan Başbakanı, telefon görüşmesi sırasında ciddi konulara değinmediklerini belirtse de Ermeni politika uzmanları buna inanmıyorlar. Paşinyan'ın bazı hususları gizli tuttuğu düşünülüyor. Bunun yanı sıra John Bolton'un, Paşinyan'la bölgesel konuları, özellikle Yukarı Karabağ sorununu ele almağa gerek duymadığı izlenimi oluşuyor. Bolton'un, bu konuyu başlıca olarak Azerbaycan ile ele almağa özen gösterdiği anlaşılıyor. Bu gerçeklik bazında John Bolton ile İlham Aliyev arasında yapılan görüşmede ele alınan konular jeopolitik önem taşıdığı için bu hususa detaylı değinmek ihtiyacı duymaktayız.

Lider imajı: İlham Aliyev en üst zirvede

ABD Başkanı Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi gerçekleştirmesi siyaset camiasının ve politika uzmanlarının büyük ilgisini çekti. Söz konusu görüşmeden birkaç gün önce John Bolton'un, Nikol Paşinyan'ı da telefonda aramasına rağmen bu hiçbir kimsede ilgi uyandırmadı. Oysa İlham Aliyev ile kısacık görüşmenin içeriği büyük ilgi doğurdu.

ABD için İlham Aliyev faktörünün Paşinyan faktöründen defalarca büyük önem taşıdığı açıkca görülmektedir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı, siyasi lider, devlet başkanı, saygın devlet adamı olarak Paşinyan gibilerinden defalarca yüksekte yer alıyor. Politika uzmanları, İlham Aliyev'le yapılan fikir alışverişinin daha büyük önem arz ettiğini iyi biliyorlar. Ermenistan medyası tam da bu yüzden sık sık gündeme getirdiği "Karabağ konusu neden hep İlham Aliyev'le görüşülüyor" sorusuna cevap aramağa çalışıyor. Bu konu Paşinyan'ın, "John Bolton'la Karabağ konusunu ele almadık" şeklinde itirafı bağlamında Ermenileri daha fazla düşündürmektedir.

Nitekim Ermeni politika uzmanları için genel manzara şöyle özetlenebilir: ABD'li üst düzey yetkili sorunun çözümü konusunda Ermenistan ile görüşmekten daha ziyade meseleyi Azerbaycan'la ele almağa özen gösteriyor. Bu durumda Azerbaycan'ın jeopolitik önemi Ermenistan'dan defalarca üstün değerlendirilmektedir. Eğer Washington, görüşme için önce Azerbaycan'ı seçiyorsa bu durumu diğer tarafa kabul ettirmek zor olmayacaktır.

Bu husus ABD'nin, Yukarı Karabağ sorununu tamamen adil bir şekilde çözmeğe çalıştığı anlamına gelemez. Konunun bu yönünün diğer hususlarla da yakından ilgisi bulunuyor. Fakat Güney Kafkasya'da bölgesel öneme haiz jeopolitik-askeri, ekonomik, toplumsal, ulaşım-lojistik, enerji, güvenlik ve diğer konuları Azerbaycan ile müzakere etmesinin Amerika için daha büyük önem taşıdığı net biçimde görülüyor. John Bolton'un, Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile telefon görüşmesine kısaca değinmesi bu tezi onaylıyor. Bolton, Twitter sayfasında İlham Aliyev ile ikili ilişkileri, bölgesel sorunları ve Yukarı Karabağ sorununun barışcıl yolla çözümüne ABD'nin desteği konularını ele aldıklarını yazdı.

Azerbaycan, telefon görüşmesine ilişkin şu şekilde resmi açıklama yaptı: "Görüşme sırasında iki taraf için de önemli olan birtakım konular, özellikle enerji güvenliği, güvenlik alanında iş birliği ve Ermenistan-Azerbaycan Yukarı Karabağ sorununun çözüm süreci ele alındı." Yani Amerika ve Azerbaycan tarafının, telefon görüşmesine ilişkin açıklamaları birbiriyle tam şekilde örtüşüyor.

Bu bağlamda Paşinyan ile hangi konuların ele alındığı hala belirsizliğini korumaktadır. Bu ise Ermeni yönetiminin samimi olmadığını gösteriyor. Bunun başlıca nedeni sorunun çözüm sürecinde Ermenistan yönetiminin tutumunun önemli ölçüde ağırlık kaybetmesi olabilir. Çünkü Minsk Grubu eşbaşkanları, başlıca şart olarak Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün sağlanması gerektiğini belirtiyorlar. Bu şartın yerine getirilmesi için Ermenistan'a gereken baskının uygulanmaması eşbaşkanların faaliyetinde eksik hususlardan birini oluşturuyor. Bunun da nedeni belli: eşbaşkanları, Ermenistan'a belirli düzeyde destekcilik yaptıkları için çifte standart politikası yürütüyorlar. Ermenistan'a destekcilik yapılmasının tarihi, jeopolitik ve dinsel nedenleri herkesçe bilinmektedir.

Bütün bu hususlar herkesçe bilinen gerçeklerdir. Şimdi bu hususu dile getirmemizin temel amacı eşbaşkanlarının beceriksizliğini ifade etmenin yanı sıra Erivan'ın çıkmaza girdiğini kaydetmektir. Bu gelişmeler bazında Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın yapıcı tutumu, samimi ve adaletli yaklaşımının yanı sıra barıştan yana olduğunu idrak etmek hiç de zor olmamaktadır. Çünkü Azerbaycan, haklı olduğunu, bu yüzden de toprak bütünlüğünü sağlamak için gerekeni yapmak, özellikle askeri operasyon gerçekleştirmek hakkına da sahip olduğunu biliyor. Fakat Azerbaycan yönetimi bölgesel iş birliğini, komşuluk ilişkilerini, modern dünyada yaşanan jeopolitik hareketliliği ve diğer önemli hususları göz önünde bulundurarak işgalciyi doğru yöne çekmek için sabırla çaba gösteriyor. Ancak unutmamak gerekir ki sabırın da bir sınırı vardır.

ABD'nin jeopolitik tercihinde yeni hususlar

Az önce söylediklerimiz doğrultusunda John Bolton'un, Azerbaycan Cumhurbaşkanı'yla telefon görüşmesinde dile getirdiği tezlerin üç yönden önemli olduğu sonucuna varabiliriz. Öncelikle kaydetmek gerekir ki ABD'nin, Ermenistan-Azerbaycan Yukarı Karabağ sorununun adil şekilde çözülmesi ile Azerbaycan'ın, Güney Kafkasya'nın lider devletine dönüşmesi gerçeği arasında sıkı bağlılığın olduğunu kabul etmeğe başladığı görülüyor. Bu husus jeopolitik bazda ciddi önem taşımaktadır. Çünkü sorunun adil şekilde çözümü dışında başka bir yol olmadığı anlaşılıyor. Bu düşünce Azerbaycan'ın bağımsız devlet olarak kazandığı başarılardan kaynaklanıyor. Yani Azerbaycan gerçek anlamda bölgede tüm alanlarda lider ülke konumundadır. Böyle statüye sahip bir ülkeye karşı adaletsiz davranılması kötü sonuçlara yol açabilir. Okyanusun öteki tarafında bu gerçeği idrak etmeğe çalışan birilerinin olduğu görülüyor.

Bunun dışında ABD, Avrupa'nın enerji arz güvenliğinin sağlanması ve bölgesel jeopolitik güvenliğin verimli modelinin oluşturulması bağlamında Azerbaycan'ın etken rolunu anlamağa başlamıştır. Washington'un, Azerbaycan'ın gerçek jeopolitik önemini dikkate alması yönünde attığı birtakım adımlar bunu somut şekilde gösteriyor. John Bolton'un telefon görüşmesi tam da bu bağlamda jeopolitik açıdan bir takım hususları ortaya koymaktadır. Jeopolitik açıdan dengenin sağlanması bağlamında bu hususun önemli olduğu açıkca görülüyor.

Çünkü Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde Azerbaycan'ın kilit rolü ABD Başkanı dahil, Batı'lı liderler tarafından bir çok kez dile getirildi. AB yönetimi de bu konuda görüşlerini defalarca ifade etti. Fakat bu gerçeği dile getirmelerine rağmen Azerbaycan'ın hak ettiği statüyü tam şekilde dikkate almak için pek istekli görünmüyorlar. Net söylersek, Ermenistan'ın işgalci tutumunu farklı yöntemlerle görmezden gelmeğe çalışıyorlar. Bu süreç halen devam ediyor. Emmanuel Macron'un, Angeral Merkel'in Güney Kafkasya ziyaretleri sırasında bu hususa bir kez daha şahit olduk. Fakat Washington'un, bu adaletsiz durumu değiştirmek yönünde adım atmak istediği anlaşılıyor. John Bolton'un, güvenliğin sağlanmasının yanı sıra sorunun barışcıl yolla çözülmesi gerektiğini bu bağlamda ifade etmesi ABD'nin söz konusu yaklaşımının göstergesi olabilir.

Telefon görüşmesinde ele alınan konularda Washington'un, Azerbaycan'la ikili ilişkilere küresel jeopolitik hareketlilik bazında önem vermesinin görülmesi üçüncü önemli husus olarak ortaya çıkıyor. Gerçekten böyleyse, bu önemli değişik sayılabilir. Çünkü şimdiye kadar Batı'lı devletler, Azerbaycan'la ilgili konuları genellikle post-sovyet bazda ele alıyorlardı. Özellikle bu ilişkilerde daha ziyade Rusya'nın Kafkasya'daki çıkarları dikkate alınıyordu. Bu husus Güney Kafkasya devletlerine ''aynı siyasi kalıp'' doğrultusunda yaklaşıldığını gösteriyordu. Yani gerçek duruma değil de, olası jeopolitik dengenin bozulmamasına önem veriliyordu. Bu tür yaklaşım sonucunda işgalci ülke ile işgale uğrayan ülke arasında ayırım yapılmıyor, soyut güvenlik, demokrasi, insan hakları ve diğer kavramlar doğrultusunda politika yürütülüyor. Çifte standartlar bu çerçevede yapıcı tutum sergilemek yolunda ciddi engele dönüşüyor. Sonuçta güvenlik yerine tehlike oluşuyor, barış yerine yeni tehditler ortaya çıkıyor, sorunun çözümü yerine durumun gerilmesi yaşanıyor.

Fakat durum küresel jeopolitik hareketlilik doğrultusunda ele alındığı zaman siyahla beyazı açık şekilde seçebilme imkanı ortaya çıkıyor. Bu durumda ülkelere daha net yaklaşım sergilenebilir. Bu açıdan Azerbaycan'ın dünya politikasına, güvenlik konularına, iş birliği modellerinin geliştirilmesine sağladığı katkılarla bölgenin diğer iki ülkesinin (Ermenistan ve Gürcistan) birlikte verebileceği katkılar kıyasalanamaz. Azerbaycan, iki ülkenin sağladığı katkıdan daha fazla fayda veriyor. Bu nedenle bölgenin saygın ülkesi olan Azerbaycan'la ilişkiler bütün dünya için verimli olabilir.

Nitekim eğer John Bolton söylediklerinde samimiyse ve Washington'un Kafkasya politikasında olası değişikliklerini müjdesini vermiş ise bu durumda bölge çapında jeopolitik manzarada kalite açısından yeni bir sayfa açılabilir: barış, istikrar ve iş birliği sayfası. Bu sayfanın mimarı Azerbaycan Cumhurbaşkanı'dır.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...