THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Karen Mirzoyan Ve Aurelio Grigoriu'nun Gerçekleri

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Yorumlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4180
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 23 Temmuz 2013 – Newtimes.az

Ermeni araştırmacı Karen Torosyan’ın yazdığı "İktidar vitrininin arkasında" (Zavitrinoy vlasti, Erivan, 2003, ss. 5-7) adlı kitabın giriş bölümü aşağıdaki fikirle bitmektedir: "Genç bir Ermeni Zvartnoç Havaalanının salonunda pencerenin önünde durarak, ufku seyretmektedir. Bu arada son model yabancı marka otomobilden inerek, havaalanı salonuna giren "sonradan görmüş Ermeni" gencin yanına geliyor ve soruyor:

  • Nereye bakıyorsun delikanlı?
  • Bu dünyanın neresi iyidir diye bakıyorum.
  • Ahhh, evladım, bizim olmadığımız yer en iyisidir.
  • Evet, ben de sizin olmadığınız yere bakıyorum, diye genç çocuk cevap veriyor.

Bu, günümüzde Ermenistan gerçekliğini gösteren en güzel örnektir. Ermenistan her fırsatta demokrasi ve insan hakları meselesini ön plana çıkararak ülkesinde her şeyin uluslararası standartlara uygun olduğunu, vatandaşlarının demokratik bir ortamda yaşadığını yüksek sesle bildiriyor. Ama elbette durum böyle değildir. Zira Dağlık Karabağ rejiminin "Dışişleri Bakanı" Karen Mirzoyan bu yılın Haziran ayında Fransa'yı ziyareti sırasında "France24" televizyon kanalına röportaj verdi. O, bu röportajında "Karabağ'ın Azerbaycan'la birleşmek perspektifi ve umudu vardır" dedi. Mirzoyan’ın bu beyanı gerekli yerlere ulaştıktan sonra Ermenistan, sözde DKC yetkilileri ve kamuoyu, argo tabiriyle, bir kaşık suda fırtına kopararak, onu ihanetle suçladı. Sözde DKC Cumhurbaşkanı basın sözcüsü David Babayan ise mesele ile ilgili fikrini şöyle ifade etti: "O, böyle bir bildiri veremez. Bu sadece mümkün değildir. Hatta aptal bile bu tür konuşamaz. Muhtemelen, yayın süresi kısıtlı olmuştur, ya da ne ise bir sorun olmuştur. Tekrar ediyorum, bu tür açıklamayla o (Karen Mirzoyan) Dışişleri Bakanı olamaz ". Aynı zamanda Ermeni kamuoyu ve basını Mirzoyan’ı "ağır kurşuna" tutmuştur. Basın Sözcüsü Babayan’ın açıklamasını kısaca inceleyelim:

  • "O bu tür bildiri veremez". Neden? Karen Mirzoyan robot değildir ki, beyninde programlanmış metinden başka bir söz demesin.
  • "Bu sadece mümkün değil". Neden mümkün değil? Bozulmuş saatin bile günde iki kez doğru zamanı gösterdiğini Babayan bilmiyor mu?
  • "Hatta aptal bile bu tür konuşamaz". Babayan terbiyesizlik ederek, sözde rejimin Dışişleri yöneticisine aptal demekten bile çekinmiyor ve onu rencide ediyor. (Alınan bazı bilgilere göre Babayan Mirzoyan’ı düelloya davet edecekmiş. Düelloya davet alanın tetiği ilk çekme hakkına sahip olduğunu Babayan’ hatırlatalım. Babayan bunu bilseydi, muhtemelen Mirzoyan’ı düelloya davet etmezdi.)
  • "Muhtemelen, yayın süresi kısıtlı olmuştur, ya da ne ise bir sorun olmuştur". Babayan bu cümleden önce söylediklerini tekzip ederek, Mirzoyan’ın aslında bu beyanı verdiğini doğruluyor. O bunun zaman kıtlığı ve teknik sorunlarla ilgili olduğu masalını konuşmaya gayret ediyor.
  • "Tekrar ediyorum, bu tür açıklama o (Karen Mirzoyan) Dışişleri Bakanı olamaz". Basın Sekreteri Babayan bir anın içinde sözde rejimin "Cumhurbaşkanı" Bako Saakyan’ın yetkilerini kullanarak, Dışişleri yöneticisini işten "kovmakla" tehdit etti.

Bu mu sözde rejimin ve Ermenilerin demokrasisi? Bu mudur dünyaya ses saldıkları "bağımsızlık" masalı?

Ermenistan'ın "demokratik" olmasını teyit eden bir olay da Moldova Ombudsmanı Hanım Aurelio Grigoriu’nun bu yılın 3-5 Temmuz tarihlerinde Ermenistan parlamentosunun düzenlediği uluslararası konferansa katılımı sırasında meydana gelmiştir. O, konferansta "Dondurulmuş çatışma bölgesinde insan haklarının korunması" adlı bir rapor sunmuştur. Ermenistan Parlamentosu Başkanı, Hanım Grigoriu’nun raporunu bitirmesine bile izin vermedi. Parlamento Başkanı'nın bu tür sert tepki vermesinin sebebi nedir?

Hanım Grigoriu raporunda çatışmadan bahsederken, Ermenistan'dan 250 bin Azeri'nin zorla sınır dışı edilmesinden, onların çeşitli akılalmaz işkencelerle öldürülmesinden, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının yaklaşık % 20'sini işgal etmesinden, tarihi yapıların yıkılmasından, bir milyon insanın mülteci durumuna düşmesinden, Hocalı soykırımının yapılmasından bahsetmişti. Grigoriu uluslararası hukuk belgelerini ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği dört kararı da hatırlattı.

Bundan sonra hanım Grigoriu’ya karşı "haçlı seferi" başladı. Hanım Grigoriu otel odasından öteye gidemedi. Otelde telefonla tehdit edildi, Facebook sayfasına hakaret nitelikli ifadeler yazıldı ve ölümle tehdit edildi. Tehditler o kadar arttı ki, Hanım Grigoriu’ya vatanına dönmek için izin verilmedi. Ermenistan devleti onun güvenliğine teminat vermedi. Hanım Grigoriu Romanya'nın ve Gürcistan'ın Erivan'daki Büyükelçiliği'nden hayatının korunması için yardım istedi. İki gün Erivan'da esir kaldıktan sonra Romanya ve Gürcistan devletinin yardımıyla Ermenistan'ı terk edebildi.

Garip olan şudur ki, Ermenistan'da olduğu zaman Hanım Grigoriu’nun hayatı gerçek tehlike altında olsa da, hiçbir Avrupa devleti ve uluslararası örgüt onunla ilgilenmemiş, Ermenistan devletinin onun güvenliğine teminat vermemesine, Ermenilerin onu tehdit etmesine fikir bildirmemiştir. Benzer durum tesadüfen Azerbaycan'da meydana gelseydi, Avrupa devletleri ve uluslararası kuruluşlar yıl boyunca Azerbaycan'ı eleştirerek, demokrasi ve insan haklarının olmamasından ağız dolusu konuşur ve hatta yaptırım uygulardı. Tıpkı Ramil Seferov’un Azerbaycan'a iade ve af edilmesinden sonra olduğu gibi demokrasi, insan hakları ve diğer uluslararası standartlardan konuşurlardı.

Ramil Seferov Azerbaycan'a iade edildiği zaman hiç kimse için tehdit oluşturmuyordu ve cezasının belli bir kısmını çekmişti. Azerbaycan devleti kendi kanunları çerçevesinde Seferov’u af etmişti. Ancak Hanım Grigoriu Ermenistan'da rehin bulundurulduğunda onun hayatı için ciddi tehlike vardı ve hiçbir Avrupa devleti ve uluslararası örgüt onun savunmasına kalkmadı.

Tüm bu çifte standartlar Avrupa devletlerinin ve uluslararası kuruluşların hiçbirinin demokrasi ve insan haklarının korunmasında samimi olmadığını gösteriyor. Demokrasi ve insan hakları onların çıkarları ve politikaları tehlike altında olduğu zaman dile getiriliyor, bu veya diğer ülkeye baskı yapılıyor. Bu devletlerin ve uluslararası kuruluşların bu tür politikaları siyasi ahlak kurallarına tamamen aykırıdır.

Dr. Hatem Cabbarlı

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...