THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Pompeo Orta Doğu'da: Washington'un bölgeye ilişkin stratejik planlarının yönleri

 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
3206
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

14 Ocak 2019 – Newtimes.az

Politika uzmanları, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Orta Doğu ülkelerine ziyaretinin birtakım özellikleri üzerine yorumlar yapıyorlar. Doğal olarak, konuya jeopolitik açıdan yaklaşılıyor. Washington'un Orta Doğu için karmaşık bir aşamada ne biçim adımlar atmağa çalıştığı merak ediliyor. Bu husus Donald Trump'ın, ABD askeri birliklerinin Suriye'den çekileceği yönünde aldığı karardan sonra daha büyük önem arzetmeğe başlamıştır.Yapılan yorumlar Amerika yönetiminin aslında ciddi politika yürütmeği düşündüğünü gösteriyor. Jeopolitik açıdan ABD'nin bu politikasının başlıca özelliği Orta Doğu'da birtakım yerel devleti biraraya getirmek suretiyle oluşturulacak askeri ittifakı kendi çıkarlarından yana kullanmaktır. Fakat tehlike içeren bu adım bölgede yeni savaşlara neden olabilir. Aynı zamanda Orta Doğu'nun büyük devletlerinin duruma mudahale etme olasılığı da artıyor. Çünki bu husus bir taraftan söz konusu ülkelerin güvenliğiyle ilgilidir. Bu durumda Mike Pompeo'nun bölgeyi ziyaretinin jeopolitik özellikleri üzerine detaylı değinmek ihtiyacı duyduk.

Tutum değişikliyi, yahut belirli düzeltme: Amerika'nın başlıca amaçı

John Bolton'un başarısız İsrail ve Türkiye ziyaretinin ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Orta Doğu ziyareti böyük merakla bekleniyordu. Pompeo, bölgenin dokuz Arap ülkesini ziyaret etmeği planlıyordu. Bu husus ortaya konulan amaçın ne denli büyük anlam taşıdığının belirtisidir. Amerika Dışişleri Bakanı'nın Kahire Üniversitesi'nde yaptığı konuşma politika uzmanlarının kendi tahminlerinde haklı olduklarını ortaya çıkardı. Pompeo'nun konuşmasında Washington'un Orta Doğu politikasının belirli hususları yer alıyordu.

Konunun temel özelliği kimin haklı olup olmamasına bağlı değildir. Temel özellik ABD'nin şimdiye kadar yürüttüğü politikanın verimsiz olmasını kabullenmesiyle ilgilidir. Bu çok önemlidir. Çünkü Orta Doğu'da bulunan büyük devletler yıllarca tam da bu gerçeği Washington'a anlatmak için uğraşıyorlardı. Fakat her defasında Beyaz Saray, ABD'nin stratejik çıkarları doğrultusunda kararlılığından taviz vermeyerek inat ediyordu. Şimdi ise Pompeo, Barack Obama'nın yanlış politika izlediğini ihtişamla beyan ediyor. Belki de haklı olabilir. Peki Trump'ın da yanlış tutum sergilemediğinin garantisi var mı? Ayrıca bu sorunun ortaya çıkmasının somut nedenleri bulunuyor. Bu açıdan Pompeo'nun Kahire'debulunan Amerikan Üniversitesi'nde ihtişamlı konuşması siyasi ritorikten fazla bir şey de değildir.

Pompeo'nun konuşmasında belirttiği tezler şimdiki aşamada Orta Doğu'da jeopolitiksürecin gelişme yönü açısından düşündürücüdür. Washington, İran'ı hala bölgede başlıca düşmanı olarak görüyor. Bu bağlamda başlangıçta Amerika, İsrail ile aynı safta yer alıyor. Bu husus Amerika'nın Orta Doğu politikasının başlıca prensiplerini belirlemeğe imkan sağlıyor. Politika uzmanları, bu noktada öncelikle Trump yönetiminin Hristiyan Evangelist tutum sergilediğini ifade ediyorlar.

Gerçekten Pompeo, Kahire'de Hristiyan kilisesinin açılış töreninde yaptığı konuşmada kendisinin Hristiyan-Evangelist sıfatıyla törene katıldığını açıkca dile getirdi. Evangelistler'in İsrail yanlısı olmaları açık ve nettir. Amerika'nın Tel Aviv Büyükelçisi David Fridmann, "The New York Times" gazetesine röportajda Evangelistler'in İsrail'e birçok Yahudi topluluklarından daha fazla sadık olduklarını söyledi. Bu ise Pompeo'nun, Kahire'de ABD'nin Orta Doğu politikasının temel noktasını İsrail'in oluşturacağını dolaylı şekilde ifade ettiği anlamına geliyor.

Böylece Washington'un yeni Orta Doğu politikasının başlıca prensibini şöyle özetleyebiliriz: bölgede İsrail için en uygun jeopolitik şartları sağlayan durum oluşturmak. Bu açıdan İran başlıca düşman konumundadır. Aynı düşünceyle Orta Doğu'nun lideri olarak görülen Türkiye'nin de önünü kesmek Washington'un planlarına dahildir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve İsrail istihbarat mensuplarının İran ve Türkiye'ye karşı mücadele etmek için müzakereler yürütmesi sıradan bir durum olmamaktadır. Listeye baktığımızda bazı Arap devletlerinin Müslüman ülkelere karşı Arap topraklarını ilhak etmiş İsrail'le aynı safta yer almaktan çekinmediklerini görebiliriz. Kısa süre önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Oman ziyareti de bu bağlamda politika uzmanlarını düşündürmektedir. Bu Amerika'nın bölgedeki diplomatik faaliyetinin sonuçlarından biridir.

Amerika'nın yeni Orta Doğu politikasından bahsettiğimizde aslında konunun içeriğinin değiştiğini değil de taktik ve stratejik adımlarda düzeltmelerin yapıldığını görebiliriz. ABD Dışişleri Bakanı'nın Orta Doğu ziyareti işte bu açıdan dikkatleri üzerine çekmektedir. Pompeo'nun sunduğu tezlerin anlamını jeopolitik bağlamda ele almak ilginç olabilir. Az önce kaydettiğimiz temel tezlere göre Amerika, Orta Doğu'daki her ülkede, özellikle Suriye'de bölgedeki en yakın müttefikinin çıkarlarına uyum sağlayabilecek jeopolitik düzen oluşturma politikasını sürdürecek. Bu husus ABD'nin aslında askeri birliklerini bölgeden çekmeyeceği, sadece birliklerin bazı kısmının yerini değiştireceği anlamına geliyor. Amaç oluşabilecek hassas durumdasürece hızlı ve etkili mudahale yapmak imkanı sağlamak olabilir. Örneğin, Irak'ta bulunan Amerika askeri birliklerinin gerektiğinde Irak, Suriye ve İran'a mudahale etmek imkanına sahip olması gerekiyor. Amerika, Suriye'de radikal grupları desteklemek için kendi askeri birliğini de kullanabilir.

Yeni oyun kuralları: Araplar, Müslümanlar'a karşı mı?

ABD yetkilileri, Suriye'nin kuzeyinde Kürt örgütlerini koruyacaklarına ilişkin sıksık açıklamalar yapıyorlar. Fakat Türkiye'nin kararlı tutumu onların kendi planlarında düzeltmeler yapmaları gerektiğini ortaya koyuyor. John Bolton, son açıklamasında Türkiye ile müzakerelerin sürdürüleceğini belirtti. Ankara, Suriye'de terör örgütlerini ortadan kaldırmak konusunda kararlılığını ifade etmiştir. Bu açıdan Orta Doğu'da ABD ile bölgenin söz sahibi konumundaki devletler arasında yeni düzeyde mücadele başlayabilir. Oluşan durum sadece Amerika'nın adaletli tutum sergilemesi sonucunda düzeltilebilir. Çünkü Türkiye'nin artık taviz verebilecek limiti kalmamıştır.

Bu hususlar doğrultusunda genelleme yaptığımızda Washington'un Orta Doğu politikasının başlıca özelliklerini belirleyebiliriz. Amerika, Orta Doğu'yu şimdiki aşamada bölge devletlerinin eliyle karıştırmağı sürdürmeğe çalışacaktır. ABD, bunun için askeri kuruluş oluşturmağı dadüşünüyor. Washington, sembolik olarak bu kuruluşa Orta Doğu ve ya Arap NATO'su ismi vermiştir. Örgütün net ismi ise Ortadoğu Stratejik İttifakı'dır (Middle East Strategic Alliance – MESA). Mike Pompeo, bu konuda Mısır'da şöyle konuştu: "Bu adım Basra Körfezi kıyısında bulunan Arap devletlerinin işbirliği konseyi üyelerini, Mısır ve Ürdün'ü bir araya getirmek amacına hizmet ediyor. Bu ülkelerden bu yönde devamlı adım atma konusunda düşünmelerini rica ediyoruz. Bu önlemler genel tehditler karşısında güvenliğin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşır..."

MESA'nın hangi güçlere karşı savaşacağı bellidir. Orta Doğu'da ABD ve İsrail'in çıkarlarına aykırı tüm çabaların önünü Araplar'ın eliyle kesmeğe çalışıyorlar. Yani, dışardakiler hiçbir kayıp vermeden zarar etmiyor, aksine silahlarını bölgedeki uşaklarına satarak Müslümanlar'ı denetim altında tutmağa gayret ediyorlar.

Orta Doğu ülkelerinin birinde Washington'un çıkarlarına aykırı bir olay yaşandığında MESA'nın, oülkede olması lazım. Bu açıdan belli bir süre zarfında Orta Doğu'da bölgesel çatışmanın meydana gelebileceğini de gözardı edemeyiz. Eğer MESA kurulursa ve birkaç Arap ülkesi herhangi güçlere karşı savaş açıyorsa başka büyük devletler de aynı tarafa karşı savaş açabilir. Oysa bu bölgede tam bir kaosa yol açabilir.

Bu durumda Mike Pompeo'nun dokuz Arap ülkesine ziyaretinin arkasında tehlikeli jeopolitik hususların olduğunu varsayabiliriz. Washington,bölgedeki askerlerinin sayısını düşürmesinin yerini yerel müttefiklerini silahlandırma yoluyla doldurmağı düşünüyor. Bu husus Orta Doğu ülkelerini istikrara değil, daha çeşitli tehlikelere çekebilir. Bu sürecin çok tehlikeli ve yanıltıcı olduğunu özellikle kaydetmek gerekir. Eğer Arap devletleri bu pusuya düşerlerse dolayısıyla dış güçlerin iradesini tamamen yerine getirmek zorunda bırakılacaklar.

Konunun diğer tarafı bölgenin büyük devletlerinin faaliyeti ile ilgilidir. Kuşkusuz, Tahran yönetimi, kendi hesabını yapıyor ve gereken adımı atacaktır. En büyük çarpışmanın Suriye'de yaşanabileceğini tahmin etmek mümkündür. Amerika yetkilileri, İran'ın bölgeden çekilmesi gerektiğini israrla belirtiyorlar. İran ise Suriye'de istikrarı sağlaması gereken üç ölkeden biridir (Rusya, Türkiye ve İran). Bu bağlamda Suriye'nin herhangi bölgesinde Amerika-İran çarpışması yaşanabilir. Amerika'nın askeri birliklerini IŞİD ve Şii militanlarının bulunduğu bölgelere yönlendirmesi bu acıdan ilginç olabilir. Washington'un, kendi güçlerini Suriye'de Kürtler'in bulunduğu bölgelerden İran'ın etkili olduğu bölgelere kaydıracağı versiyonu tahmin ediliyor. John Bolton ve Mike Pompeo'nun bölgeye ziyaretleri zamanı İran konusunu hep gündemde tutmaları bu ihtimali bir hayli derecede etkili kılıyor. Amerika'nın, Orta Doğu'da başka bir yönden etkisini arttırmağa başladığı hissediliyor.

Tüm bu söylenenler Mike Pompeo'nun Orta Doğu'daki Arap ülkelerine ziyaretinin gerçekte Amerika'nın Suriye'den çekilmesinin değil, Washington'un yeni politika seçmesinin göstergesi olduğunu onaylıyor. Kendini barış, istikrar ve işbirliği müjdecisi olarak sunmağa gayret eden Amerika yönetimi, bir adımla iki amacına ulaşmağı planlıyor. Öncelikle, Müslümanlar arasında olumsuz imajını onarmağa ve bölgede kendisine rakip olan diğer büyük güçlerin şansını düşürmeğe çalışıyor.

Fakat birtakım uzmanlar başka bir soruya cevap arıyorlar: Amerika, bu tür planlarıyla Orta Doğu'yu yeni felakete sürüklemiyor mu? İdeolojik acıdan tecavüzcü konsept olan Evangelizm, yeni Armageddon'a neden olabilir.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...