THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Orta Doğu'da "Türk Marşı": Üçüncü operasyon başlıyor

 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
3187
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 14 Aralık 2018 – Newtimes.az

Dünya medyasının gündemine yeni bir önemli konu oturdu. Ankara, Suriye'de daha bir askeri operasyon gerçekleştireceğini beyan etti. Bu haber devlet başkanı düzeyinde dile getirildiği için gerçekliğine ilişkin hiç kuşku bulunmamaktadır. Erdoğan, kararlı lider, verdiği sözü tümüyle yerine getiren şahıs olarak bilinir. Diğer yönden böyle ciddi konuyla ilgili haber gereği olmaksızın yayılamaz. Bunun sonucunda bu konu Batı'da ve Rusya'da ciddi tepkiye neden oldu. Washington, derhal itiraz etti. Oysa Moskova, tarafsızlığını korudu. Kremlin'in, Türkiye'nin kendi güvenliğini sağlama almak hakkını daha iyi anladığı anlaşılıyor. Politika uzmanları, sürecin bu yönde gelişeceği takdirde ne tür jeopolitik faktörlerin ortaya çıkabileceğine ilişkin tahminlerde bulunmağa çalışıyorlar. Bu bağlamda konuya detaylı değinmek ihtiyacı hiss ettik.

Erdoğan'ın politikası: Türkiye devletinin güçlendirilmesi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 Aralık'ta yaptığı açıklama dünya medyası ve politika uzmanları için bomba etkisi yaptı. Ankara, birkaç gün içinde Fırat'ın doğu sahilinde geniş kapsamlı askeri operasyon başlatacağını açıkladı. Erdoğan, bu operasyonun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin daha önce Suriye'de düzenlediği "Fırat Kalkanı" (El Bab) ve "Zeytin Dalı" (Afrin) terör karşıtı operasyonlarının devamı olduğunu ifade etti. Yani, başlıca amaç Fırat'ın doğusunda yer edinen terör örgütleridir. Burada konuşlandırılan ABD askeri birliğiyle hiç bir problem bulunmuyor.

Devlet başkanının bu sözleriyle ilgili gazeteciler ve politika uzmanları tarafından detaylı polemikler aralıksız sürüyor. Artık konuya ABD'den de yanıt geldi. Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin tekbaşına askeri operasyon düzenlemesine karşı olduklarını belirtti. Pentagon sözcüsü, Amerika askerlerinin yakınındaki bölgelere askeri darbe olduğunda bunu "kaygıverici olay" gibi değerlendirebileceklerini açıkca söyledi.

Tüm bu diplomatik söylemler altında saklı bulunan gerçeğin özü şudur: Washington, Suriye'de terör örgütlerine destek vermeği sürdürmekte kararlıdır ve söz konusu örgütleri bölgedeki birtakım ülkelere karşı kullanmak niyetinden geri adım atmamıştır. Meselenin bu yönü jeopolitik açıdan ciddi kaygılara neden oluyor. Ayrıca bu husus, sadece Türkiye'ye karşı düşünülen bir plan da değildir. Suriye, İran, Irak ve hatta Rusya için tehlike oluşmuştur. Politika uzmanları, Soçi'de Putin ile Erdoğan arasında yapılan görüşmeden sonra Sergey Lavrov'un, dile getirdiği "başlıca tehlike Fırat'ın doğusundan yükseliyor" açıklamasının işte bu yaklaşımın ifadesi olduğu görüşündeler.

Örneğin, durum ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford'un "Washington Post" gazetesine yaptığı röportajda "YPG bölgesinde 35-40 bin civarında militanın konuşlandırılmasını ve eğitim görmesini tahmin ediyoruz" ifadesiyle daha da netleşti (Bkz: İlk hedef Arap Bölgeleri… Resulayn'a TSK, Tal Abyad'a ÖSO yığınağı… / Habertürk, 13 Aralık 2018). Ankara'da olduğu gibi Moskova'da da bu adımın Amerika'nın, Suriye'nin kuzeyinde etnik faktörler doğrultusunda yeni devlet kurmak çabası olduğunu düşünüyorlar. Doğal olarak öncelikle bu sürece Türkiye mudahale etmelidir. Çünkü doğrudan Türkiye sınırı yakınlarında terör örgütü nitelikli yeni bir devletin oluşturulmasına çalışılıyor. Bu husus güneyden ciddi tehlikelerin yaşanacağının habercisidir. Türkiye'nin kuzey sınırları yakınlarında Ermenistan gibi terörist devletin kurulduğunu, Irak'ta birtakım örgütlerin (örneğin, PKK) gerçek anlamda Türkiye ile savaş durumunda olduğunu dikkate aldığımızda Suriye'nin kuzeyinde yaşananlarla ilgili Ankara'nın hassasiyetinin nedenini anlamak mümkündür.

Tüm bu söylenenler Türkiye'nin Suriye'de yeni askeri operasyon yapması için tam haklı olduğunu onaylıyor. Özellikle vurgulamak gerekir ki birtakım güçler bu hususu "Türk-Kürt gerilimi" olarak sunmağa çalışıyorlar. Ancak hakiki veriler tamamen başka bir gerçeği ortaya koymaktadır. PYD, Fırat'ın doğusundan 260 bin Kürt'ü sürdü. Söz konusu Kürtler, şimdi Türkiye'de barınmışlar. Kürtler'in yanısıra Araplar, Türkmenler ve diğer halklar da teröristlerin baskısı altında bölgeyi terketmek zorunda kalmışlar. Zira, Türkiye, etnik kimlikle değil de, terörle mücadele yürütüyor. Türkiye, bu mücadeleyi kendi güvenliğinin temini için yürütüyor. Bölge halkı da Türkiye'yi kurtarıcısı olarak görüyor. Örneğin, genel olarak Araplar'ın yoğun yaşadıkları Tel Abyat nüfusu Ankara'nın kurtarıcı operasyonunu sabırsızlıkla bekliyor.

Bir kaç gün once Münbiç'teki 11 aşiret lideri bir araya gelerek Ankara ile görüşmeler gerçekleştirdi ve terörden kurtarmak istediklerini açıkladı. Ancak bölgede Amerika'nın mali desteğiyle teröristlerin saflarında yer alan aşiretler de bulunuyor. Bu aşiretler genellikle Arap, Ermeni ve Asurlar'dır. Fakat bu insanlar da hedef olmamakta, terörün ve yalancı propagandanın kurbanlarıdırlar. Yerel halktan hiç kimse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hedefi değildir.

Bölgesel jeopolitika ve büyük devletler: Ankara'nın planına yaklaşımlar

Böylece, önümüzdeki günlerde askeri operasyonun başlaması ihtimalı yüksektir. Ankara, planın başlıca hedeflerini de açıkladı. PKK'nın kampı olarak görülen Kandil bölgesi ile Suriye arasındaki irtibatı kesmek başlıca hedef niteliktedir. Kandil-Sincar-Münbiç hattında "terror koridoru" oluşturulmuştur. Bu koridorla silah, gıda, haberleşme irtibatı sağlanıyor. Yani askeri operasyonla bu hatt mahvedilecek ve tehlikeli planların önüne geçilecek. Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye'nin kuzeyini teröristler için kapatacak, ardından Sincar hattını kapatacak. Dahasında nihai hedef hedef olarak Kandil teröristlerden arındırılacak. Böylece Türkiye'nin doğu ve güney sınırları tümüyle terror tehdidinden kurtarılacak.

Tabii, söz konusu operasyon hiçbir devlete zarar vermeyen ve sadece Türkiye'nin devlet olarak güvenliğini sağlamağa yönelik bir adımdır. BM üyesi olan her devletin böyle hareket etmeğe hakkı bulunuyor. Fakat gerçekleri dikkate aldığımızda Ankara'nın bu adımının mümkün jeopolitik sonuçları üzerinde düşünmek gerekiyor. Öncelikle politika uzmanları, ABD'nin yaklaşımını tahmin etmeğe çalışıyorlar. Az once kaydettiğimiz gibi Amerika askeri camiası ve Dışişleri Bakanlığı, sert biçimde itiraz etti. Ancak Amerika'nın gerçek anlamda direniş göstermesi ihtimali bir hayli düşüktür.

Öncelikle, Türk Silahlı Kuvvetleri, hiçbir Amerikan askerine yönelik adım atmıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başlıca hedefi YPG/PKK'dır. Amerika askerinin teröristlerin yanında yer alacakları durumda ise bu, onların kendi sorunları oluyor. Ayrıca, Türkiye NATO üyesi olarak askeri alanda ABD'nin müttefikidir. Eğer Washington, uluslararası hukuk normları çerçevesinde yasal müttefikine karşı hareket ediyorsa sorumluluk yine de kendisine ait olacaktır. Üçüncü bir husus olarak da İŞID ile mücadele adıyla bölge devletleri için tehlikeli yeni terror örgütü oluşturmak büyük bir beşeri cinayettir. İstatistik verilere gore, Amerika'nın modern silah, mühimmat ve malzemeler sağladığı teröristlerin sayısı 70 bine ulaşmıştır. Bu rakam orta düzeyde ülke için normal ölçekli silahlı birlik sayısıdır. O zaman sormak gerekir: bu kadar güç ne için gerekli ve kimleri hedef alıyor? Bize göre cevap ortadadır.

Bölge devletlerinin bu operasyona göstereceği ilgi de merak uyandırıyor. Tahminlere gore, İran ciddi itirazda bulunmayacaktır. Bunun da kendine özgü nedenleri vardır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de karşı çıkma ihtimali düşük değerlendiriyor. Bu hususta itiraz edecek ülkenin Mısır olması beklenebilirse de, ciddi bir direniş söz konusu olamaz. İsrail, her zaman olduğu gibi "sessizliğini muhafaza ediyor". Irak'a baktığımızda, bu ülkenin başı iç sorunlarına karışmıştır. Irak, radikal görüşlü Kürtler'in hep ortalığı karıştırdıklarını iyi anlıyor. Yakın geçmişte yaşananlar bunu bir kez daha onayladı. Bu yüzden Türkiye, Irak için de kurtarıcı rolünü oynamaktadır.

Suriye lideri Beşar Esad, Türkiye'yi sevmese bile Amerika ve Rusya'ya göre ses çıkarmayacaktır. Şam, Amerika'nın bölgede bulunmasını arzu etmiyor. Diğer nedenlerin yanı sıra Washington'un destek verdiği 70 bin terörist Suriye'nin de toprak bütünlüğüne ciddi tehdit oluşturuyor. Beşar Esad, ülkesinin bölünmesini istemiyor. Rusya faktörü de bu hususta etken rol oynamaktadır. Çünkü Suriye'de sözde devletin kurulması dolayısıyla Rusya'da yaşayan halkları da uyandıra, ayrıca Orta Doğu'da Amerika'nın elini güçlendirebilir.

Böylece Türkiye, modern tarihinin belki de en önemli askeri operasyonlarından birini gerçekleştirmeğe karar vermiştir. Bu konuda iki husus büyük öneme haiz. Bu hususlardan biri operasyonun askeri-güvenlik yönüyle ilgilidir. Ankara'nın, kendi güvenliğini sağlayabilecek güçte olduğunu tüm dünyaya göstermesi gerekiyor. Malum, dünyada çok az sayıda ülke böyle bir güce sahip. Özellikle konu büyük güçlerin çıkarlarının çarpıştığı bir durum olduğunda mesele çok daha karmaşık hale gelebilir.

Diğer bir husus Türkiye'nin politik-askeri etkisini genişletmek iktidarında olduğunu sergilemesi için işte tam zamanın geldiğidir. Geride bıraktığımız son yüz yılda politika camiası Türkiye'ye gereken değeri vermemekteydi. Bu haksız ve adaletsiz eğilim, Türkiye yönetiminin kararlılığı ve halkın azmiyle artık ortadan kaldırılıyor. Son dönemlerde Türkiye, askeri potansiyelini kendi imkanlarıyla geliştiriyor, en son teknolojiye dayanan yeni silahlar üretebildiğini ispatlıyor. Önümüzdeki aşamada dünyada söz sahibi ülkelerden biri olduğunu ispatlamak Türkiye'nin başlıca amacıdır. Kardeş ülkeye başarılar!

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...