THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

İran'a uygulanan yaptırımlar ve PKK: Washington'un bir elde iki "kozu"

 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
3584
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 12 Kasım 2018 – Newtimes.az

Dünya medyası, Amerikan yönetiminin Kasım başlarında hazırladığı iki kararın sıradan bir olay olmadığına vurgu yapıyor. Politika yorumcuları, şu iki olayın aslında birbiriyle bağlantısı olan, fakat çeşitli alanları kapsayan gelişmeler olduğunu özellikle kaydediyorlar. Kararlar dediğimizde İran'a karşı yaptırımların 5 Kasım tarihte tam gücüyle yürürlüğe girmesini ve ABD'nin, PKK terör örgütünün sözde yönetici 3 terörist başına 15 milyon dolar ödül konulduğuyla ilgili açıklamasını kastediyoruz. Orta Doğu'da ve yakın jeopolitik coğrafyada yaşanan olaylara aynı açıdan baktığımızda şu iki olayın son derece tehlikeli senaryodan kaynaklanabileceğini düşünmemiz için ipuçları görebiliriz. Zira, İran'a karşı yaptırımlar, geniş coğrafyada halkların trajedisine, fakirliğine ve karışıklıklara yol açıyor. PKK'yı ortadan kaldırmak bazında kurulan yeni terör örgütü, mevcut durumu kendi yararına kullanarak yeni trajedilere neden olabilir. ABD, başka bir terör örgütünün hukuki açıdan reabilitasyonuna gayret etmekle işte bu amacını ortaya koymuş oluyor. Bu bağlamda oluşabilecek manzaraya ilişkin yorum yapmak istedik.

Gizli senaryo: Washington'un iki yönden hamlesi

ABD yönetiminin Kasım başlarında aldığı iki karar bir hayli derecede uzmanların ilgisini çekmiştir. Kararlardan biri Amerika'nın İran'a yönelik yaptırımlarının tam gücüyle tekrar yürürlüğe girmesi, diğeriyse PKK'nın sözde yönetici 3 terörist başına ödülün (toplam 15 milyon dolar) konmasıyla ilgili. İlk izlenim sonucunda şu iki olay arasında bir bağlantı bulunmuyor. Fakat günümüzde jeopolitik olaylar farklı manzara ortaya koymaktadır. Zira, politika, sistemli ve tüm alanları kapsayan faaliyet alanına dönüşmüş. Atılan her adımın diğer alanlarla doğrudan veya dolaylı bir bağlantısı oluyor.

Bu çerçevede söz konusu iki karara baktığımızda aslında Washington'un hileli taktik uyguladığını görebiliriz. Öncelikle, İran'a yönelik ambargolara dikkat edelim. Bu adımın uluslararası hukuka aykırı olduğu konusunda politikacılar, açıklamalar yaptılar. Türkiye'ye iktidarda bulunan AK Parti başkan yardımcısı Numan Kurtulmuş bu konuda "Bu ambargo kararının uluslararası hukuka uygun bir ambargo kararı olmadığını biliyoruz. Bu ambargolarla sadece siyasi olarak rakip gördükleri bazı ülkelere karşı tavır almak değil, ne yazık ki bu ambargolardan daha çok sivil halkın etkilendiği sonucunu biliyoruz." (bkz: Kurtulmuş'tan ABD'nin PKK elebaşları kararı yorumu: Anlaşılır bir şey değil / "Habertürk", 8 Kasım 2018).

Yaptırımların asılsız olduğunu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın, (UAEA) İran'da yaptığı araştırmaların ardından ülkede nükleer silahın yapılmadığına ilişkin yaptığı açıklama da onaylıyor. Washington, işte bu konuyu gerekçe göstererek yaptırımları tekrar yürürlüğe soktuğunu açıkladı. Bu dönemde birtakım medya kuruluşlarının, İran'ın gizli şekilde nükleer silah yapımına ilişkin İsrail istihbaratına dayanan haberler yayınlaması meselenin ilginç yönünü oluşturmaktadır. Politika uzmanları, bu durumda şu sorunun cevaplandırılması gerektiğini iddia ediyorlar: Washington, diğer bir devletin istihbarat bilgilerine dayanarak ciddi uluslararası sonuçlar doğurabilecek kararları nasıl alabilir? Bu açıdan baktığımızda ABD Kongresi'nde Demokratlar'ın Donald Trump'ın yürüttüğü dış politikayı denetlemek konusunda karar alması sıradan bir husus değil.

5 Kasım tarihten yürürlüğe giren yaptırımların hangi sonuçlar doğurabileceği şimdiden konuşuluyor. Ayrıca, İran ile komşu ülkeler arasında ilişkilerin hangi yönde devam edeceği de merakla izleniyor. Türkiye yönetimi, İran'la ilişkileri askıya almayacağını açıkladı. Hatta ABD, Türkiye'nin İran'dan petrol alımına ambargo uygulamayacağını belirtti. Kurtulmuş'un az önce belirttiğimiz açıklaması Ankara'nın, Washington'u değil de, Türkiye'nin çıkarlarını gütmesi konusunda kararlılığını gösteriyor.

Azerbaycan, bağımsız dış politika yürüten bölge devleti olarak objektif tutumunu sürdürmektedir. Politika uzmanları şu hususu önceden de belirtiyorlardı. Söz konusu şahıslar, Bakü'nün hiçbir kışkırtmaya uymadan kendi ulusal çıkarlarıyla örtüşen politikayı sürdüreceğini ifade ediyorlardı. Tahminler tümüyle doğru çıkıyor. Azerbaycan, İran'la ilişkilerini dışarıdan sipariş olmaksızın sürdürmektedir.

Rusya'nın tutumu açık. Moskova, İran'ı savunuyor ve ambargoya katılmıyor. Kremlin, hatta Washington'u, İran karşıtı tutumuyla ilgili sert şekilde eleştiriyor. Bu husus Moskova'nın, İran'la ilişkileri geliştirmek ve İran'ı uluslararası alanda desteklemek politikasını değiştirmediğini gösteriyor.

Gürcistan, Batı'ya sıkı bağlılığından dolayı doğal olarak İran'la yaklaşmağa çalışmıyor. Fakat Gürcistan'ın bölgedeki tutumunu ve devlet olarak güçsüz olduğunu anlayan ABD, Gürcistan'ı deyimi yerindeyse ateşe atmak istemiyor. Buna rağmen önemli konularda Tiflis'in, Washington'a boyun eğeceğine kuşku yok.

Ermenistan'ın durumu ise bir haylı karışık. Paşinyan, Ermenistan'ın tecrit durumunun derinleşebileceğini bir süre önce belirtti. Çünkü Azerbaycan ve Türkiye ile her hangi ilişki yok. Bu kategoriye İran ve Gürcistan'ı da ekleyebiliriz. Ermenistan-İran sınırı, Amerika'nın baskısı altında kapanabilir. Aynısını Gürcistan da yapabilir. Sürecin bu yönde devam etmesi ihtimali John Bolton'un Erivan'da ifade ettiği düşüncelerin perde arkası hususlarından hissediliyor.

PKK'ya ''Git", PYD'ye "Gel" talimatı: "eldivenler" değişiyor mu?

Anlaşıldığı üzere İran'a karşı yaptırımlar sadece İran'la sınırlı kalmıyor. Yaptırımlar, büyük bir jeopolitik bölgede durumu ciddi şekilde etkileyebilir. Nitekim, Güney Kafkasya da dahil olmak üzere belirli coğrafyada jeopolitik, ekonomik ve askeri gerilim tırmanabilir. Bu husus sürecin, Orta Doğu'da yaşanan ve uzun süre dünyayı gergin ortamda tutan jeopolitik hareketliliğin Doğu yönünde genişlemesi anlamına da geliyor. Washington'un bu amaç doğrultusunda kararlılığı son derece düşündürücü. Çünkü söz konusu süreç uluslararası hukuk normlarına açıkca aykırıdır. Yaptırımların tekraraflı biçimde uygulanması da uluslararası hukuk normlarına uygun olmamaktadır. (bkz. a.g.k.)

Bu düşünceler doğrultusunda ABD yönetiminin, 3 PKK yöneticisi için ödül koymasının hangi amaca hizmet ettiği sorusu gündeme geliyor. İlk olarak baktığımızda ABD'nin, terörle mücadelede daha samimi tutum sergilemeğe başladığı düşünülebilir. Güya ABD, Türkiye'yi yıllarca rahatsız eden terör örgütünün bitirilmesi için kolları sıvamış. Ancak duruma başka açıdan baktığımızda bu konuda çok tehlikeli bir eğilimin başladığını düşünebiliriz. İşte bu noktada İran'a karşı yaptırımların, PKK meselesiyle bağlantılı olduğunu görebiliriz.

Bu husus ABD'nin, terör örgütleriyle ilişkileri bazında daha net şekilde ortaya çıkıyor. Amerika, Taliban'ı sovyetlere karşı kullandı, ardından uzun süre birtakım ülkelere karşı Taliban'ın hizmetlerinden faydalandı. Taliban, görevini tamamladıktan sonra siyasi arenadan silinmesine çalışıldı. El-Kaide de aynı akibeti yaşadı. Belli bir süre sonra Usama bin Ladin katledildi ve El-Kaide arka planda kaldı.

Bu olay sonrasında ortaya DEAŞ atıldı. DEAŞ, dünyada terörün İslam'da revaç bulmasıyla ilgili çirkin düşünceleri güçlendirdi ve milyonlarca insanın faciasına neden oldu. Oysa şimdi DEAŞ'i dışlama süreci yaşanıyor. ABD, ısrarla DEAŞ'i bitirdiğini belirtiyor ve bu konuda Türkiye'yi bile dikkate almak istemiyor. ABD, öncelikle DEAŞ'a ve İran'a karşı savaşılması gerektiğini, ardından diğer örgütler konusunun ele alınabileceğini hep belirtiyor.

Nitekim "diğer örgütler" dendiğinde PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD/YPG kastediliyor. Türkiye, her defasında PYD'nin bir terör örgütü olduğunu ve PKK'nın uzantısı olduğunu beyan etti. Washington, Kasım'a kadar bu konuda net bir açıklama yapmadı. PYD/YPG'nin terör örgütü olmadığı artık resmi şekilde beyan edildi. Bu bilgiyi, PKK'nın politik-ideolojik hayatlarını geride bırakmış olan üç lideriyle ilgili alınan kararla kıyasladığımızda düşündürücü bir manzara oluşuyor: gerçekte ABD, 15 milyon doları terörü bitirmek için değil de, terörün diğer şekilde aktifleşmesine ve ayakta kalmasına harcıyor. Asıl ve etkili terör örgütüne yardımda bulunmak suretiyle söz konusu örgütü bölge ülkelerinin baş belasına dönüştürüyor ve bu bağlamda herkes tarafından terör örgütü olarak tanınan ve kullanım süresi geçen PKK'yı ortada dolaşmasın diye bitiriyor. Meselenin Türklükle, Kurtlükle bir alakası yok. Amerika, sadece kendi çıkarlarını düşünüyor. ABD, bir süre sonra PYD'yi de aynı soğukkanlılıkla bitirecekler.

Maalesef kaybeden taraf bölgede yaşayan siviller olacaktır. Arab ülkeleri, Türkiye, İran ve ardından Güney Kafkasya devletleri, sonrasında ise Orta Asya ve Uzakdoğu ülkeleri aynı akibetle yüzleşebilirler. Bu anlamda yaptırımlar ve terör, siyasi ve jeopolitik alanda neredeyse birbiriyle örtüşüyor. Bir taraftan Orta Doğu'ya yeni terör örgütü ''armağan eden'' Amerika, diğer taraftan İran'a yönelik ambargoları genişletmekle terörün diğer coğrafyaya da yayılması için ortam oluşturuyor. Çünkü radikalleşme ve terör, öncelikle olumsuz yaşam koşullarından kaynaklanıyor. Toplumda yönetimin meşruiyetine yönelik tutum oluşturuyor, ardından eylemcileri sokaklara dökülmeleri için kışkırtıyor. İsimleri gerek ''renkli devrim'', gerekse de ''bahar'', falan-filan olsa da, sonuç aynıdır: Müslüman ülkeler zayıf düşürülüyor, Müslüman toplumlar çökertiliyor. Bu sürecin önüne geçilmelidir.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...