THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Değişen Dünyada Barış Sorunları ve Dağlık Karabağ Çatışması

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
8664
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bilimsel literatürde barış, hem dar hem de geniş anlamda işlenilen bir kavramdır. Geniş anlamda barış, sosyal adalet meselesini barındırıyorsa da, çoğu yazar bu kavramı daha ziyade dar anlamda kullanma eğilimindedir. Şöyle ki, barış denildiğinde ilk olarak doğrudan bireylere yönelik şiddetin ve güç kullanımının ortadan kaldırılması kastedilmektedir. Bireylere yönelik bu şekilde güç kullanımı, esasen savaşlar sırasında meydana gelmektedir. Bu bakımdan barış ayrıca, insanlığın uluslararası çapta koruması gereken en yüksek değerdir. Barışın olmadığı yerde, diğer insani değerlerin uygulama bakımından önemi kalmamaktadır. Bir benzetme yaparsak; barış her şey demek değilse de, barış olmadan her şey, hiçbir şeydir.

Genel olarak, dünyada bugün söz ve güç sahibi olan devletler, büyük savaşların yaşanmasında kazançlı görünmemektedir; çünkü bu tür savaşlar en azından kolaylıkla bir dünya savaşına ya da nükleer savaşa dönüşebilir ki, bundan hiçbir taraf kazançlı çıkmaz. Tarihe bakıldığında örneğin; 1 ve 2’nci Dünya Savaşları arasında sadece 20 yıllık bir barış “dönemi” olmasına rağmen, son dünya savaşından bu yana 70 yıla yakındır süren bir barış dönemi yaşanmaktadır. Fakat bugünün gerçekliğine göre, dünyada mutlak barış ortamının mevcut olması ve savaşsız bir dünya düzeninin oluşması nesnel olarak mümkün değildir. Bunun gerçekleşmesi için, dünya fazla büyük ve “rengârenk”tir. Dolayısıyla, bölgesel ve yerel savaşların gelecekte de meydana gelmesi olasıdır.

Bununla birlikte, küreselleşen dünya düzeninde en önemli eğilim olarak bugün, uluslararası güç dengesi değişmektedir (global power shift). Bu ilk olarak, dengenin Batı’dan Doğu’ya kayması şeklinde meydana gelmektedir. Özellikle, Çin ve Hindistan gibi yeni büyük güçlerin oluştuğundan bahsedilebilir. Diğer taraftan, başta ABD olmak üzere Batı, dünya hegemonluğunu kaybetmeye, böylece 90’lı yılların tek kutuplu dünya düzeni artık çok kutuplu hale gelmeye başlamıştır.

İlginç olan, tarih boyunca bu tür küresel dengelerin değişmesinin her zaman savaşlarla birlikte görülmesidir. Bu bakımdan özellikle barış fikri ve hedefi, güncel bir meseleye dönüşmüştür. Araştırmacıları düşündüren esas konulardan biri, küresel güç dengesinin değişmesinin savaşsız - barış yoluyla - gerçekleşebilmesi için hangi şartların sağlanması gerektiğidir.

Fakat küresel güç dengesinin değiştiği ortamda, bu dengenin “sınır bölgelerindeki” bölgesel ve yerel çatışmaların kızışması mümkündür. Bu tür çatışmalardan biri, Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasıdır. Öncelikle, Karabağ çatışmasının uluslararası çevrelerde nasıl algılandığı meselesine değinmek gereklidir.Geniş anlamda gerçeğin, gerçekliğin nasıl olduğundan ziyade, onun nasıl algılandığının daha önemli olduğu aşikârdır. Bu bakımdan, Dağlık Karabağ çatışmasına uluslararası çevrelerin yaklaşımının bir kavrama meselesiolduğu sonucuna da ulaşılabilir. Her mesele gibi Karabağ meselesi de, çeşitli güçlerin yakınlık ve uzaklığına; “ılımlılık” ve “soğukluğuna” bağlı olarak farklı şekillerde algılanmaktadır.

Peki küresel güç dengesinin değiştiği bir dönemde, Karabağ çatışmasına uluslararası yaklaşım nasıldır? İlk bakışta, Batı’da büyük bir bölgesel çatışma olarak, hatta neredeyse, eski Sovyet bölgesinin en zorlu sorunu olarak görüldüyse de, daha ziyade bölgenin karışık jeo-siyasi durumuna ilişkin dış etkiler, özellikle de Azerbaycan’ın çeşitli güçlerin çıkar alanlarının kesiştiği bir ülke olması sebebiyle, çatışmanın etkili çözümü bakımından yapıcı değildir. Azerbaycan çatışma sebebiyle büyük zarar görmüştür, bunun da ülkenin iktisadi ve siyasi hayatına etkileri olmuştur. Burada asıl kabul edilemeyen husus, uluslararası güçlerin çatışmanın barış yoluyla çözümlenme sürecinde, işgalci devlete açık şekilde siyasi baskı yapmamasıdır. Türkiye dışında bölge devletleri de, Ermenistan’ı saldırgan olarak adlandırmamıştır.

Diğer taraftan son yıllarda, Karabağ çatışmasının çözümüne ilişkin asıl üstünlüğün Rusya’nın elinde olduğu net olarak görülmektedir. Batılı güçler de bunu kabul etmektedir. Onlar öncelikle çatışmanın, uluslararası çapta yeniden güçlenmiş Rusya’nın iradesine rağmen çözümünün, olanaksız olduğu görüşündedir. Karabağ çatışmasının adaletli şekilde çözümünün ABD ve Avrupa Birliği’nin temel çıkar alanında olmadığı dikkate alındığında, çatışmanın çözümüne daha ziyade seyirci kaldıkları ortadadır.

Buna ilaveten, Batı’daki genel kanı Ermenistan ve Azerbaycan’ın küçük devletler olduğu ve onların arasındaki çatışmanın dünya barışı bakımından o kadar da önem arz etmediği yönündedir. Yani, kısmen yüzeysel bir yaklaşım vardır. Çatışmaya ilişkin askeri ve siyasi bir mevcut durum oluştuğu, bunun geçici bir “istikrar ortamı” olduğu, belirli bölgesel projelerin gerçekleştiği v.b. hesap edilmektedir. Yani, sorunun çözümündeki “güncellik” unsurunun görülmemesinin yanında, hali hazırki duruma git gide “alışıldığı” dikkat çekiyor. Bazı şeylerin değişmesi için belirli kaynaklara ve çabalara ihtiyaç vardır ve Batılı güçlerin buna henüz hazır olmadığı görülüyor.

Karabağ çatışmasına uluslararası yaklaşıma ilişkin bir başka mesele ise, Ermeni kopuntusunun rolü ve Ermeni halkının uluslararası arenada tarih boyunca oluşmuş kurban imajıyla ilgilidir. Batı’da ve Rusya’da, Ermenistan tarafının o kadar da “köşeye sıkıştırılmaması” gerektiği görüşü hâkimdir. Bu sebeple hem Batı hem de Rusya, temel olarak iki ülke arasında “savaşın olmadığı” bir ortamın devam etmesine çalışmaktadır. Ayrıca, Ermenistan’ın çatışmaya ilişkin hali hazırki durumda esas suçlu olduğu, bazı çevrelerde hala somut olarak kabul edilmemektedir.

Azerbaycan topraklarının işgal edilmesi, yüz binlerce kişinin mülteci olması ve Azerbaycan halkına karşı işlenen savaş suçları hiçbir şekilde kabul edilemez. Bununla beraber, öncelikle dünya siyasetinde yapısal bir adaletsizliğin (structural injustice) olduğu kavranmalıdır. Azerbaycan, topraklarının ele geçirilmesini kabullenmeme ilkesinde haklıdır. Her halükarda uluslararası güçler, Karabağ’ın bağımsızlığının ya da Ermenistan’la birleşmesinin, ancak Azerbaycan halkının ve hükümetinin onayıyla mümkün olabileceğini iyi bilmektedir.

Böylelikle Azerbaycan, gelecekte de Dağlık Karabağ çatışmasının çözümü meselesinde uzak görüşlü siyasetini sürdürmeli; iktisadi, siyasi ve bölgesel bakımdan daha da güçlenmelidir. Öyle bir durum oluşmalıdır ki, uluslararası güçler - özellikle de Batı ve Rusya - bölgenin Azerbaycansız yükselişinin, buna ilaveten Ermenistan’ın gelişiminin ve bölgesel barışın mümkün olmadığını görsün. Bunu küresel güçler kavradığında, sonunda Ermenistan da bu durumda en çok kendisinin kaybettiğini görmek zorunda kalacaktır; çünkü bugün dünya siyasetinde topraklara hâkim olmak şart değildir. Asıl unsur kaynaklara sahip olmaktır. Kaynaklar ise; doğal kaynaklar ve emek unsuru ile eğitimin, ekonominin ve diğer alanların yüksek düzeyde gelişimidir. Bu doğrultuda, değişen dünyada Azerbaycan’ın başarıları önümüzdeki 5-10 yıl zarfında, çatışma ile ilgili büyük güçleri yeni bir gerçekle baş başa bırakacaktır.

Dr. Azer Babayev (Almanya)

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...