THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Paris Görüşmesi: Nesnellik Mi Yoksa Efemizmin Yeni Sayfası Mı?

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4629
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının Paris görüşmesi, oldukça gergin bir ortamda başladı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 4-7 Haziran tarihlerinde gerçekleşen Güney Kafkasya gezisi sırasında, Ermenistan ordusu işgal altında olan bölgede ve Azerbaycan-Ermenistan sınırında ateşkesi bozarak bölge güvenliğini ciddi şekilde zedeledi. Clinton bölgedeyken, Ermenistan belirli aralıklarla ateşkesi bozmaya devam etti. Ermenistan ve Azerbaycan’ı ziyaret eden Clinton, her iki tarafı soğukkanlı olmaya davet ederek, AGİT Minsk Grubu’nun faaliyetini ve arabuluculuk görevini özellikle vurguladı ve tarafları ateşkes şartlarına uymaya çağırdı.

Ermenistan’ın ateşkesi bozduğu günlerde ve Paris görüşmesinden önce, Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları beyanatlar vererek birbirilerini suçladı. ABD ateşkesin bozulmasından hemen sonra tarafları Paris’te bir araya getirerek, sorunun kökünden çözümünden ziyade, tarafların son günlerde daha da gevşeyen ateşkes şartlarına uymasını, ikili ilişkilerin düzene oturtulmasını, taraflar arasında güven ve karşılıklı saygının yeniden sağlanmasını istemiştir. Görüşmeden önce, ABD’nin taraflara yeni bir teklif paketi sunacağı hakkında bilgiler verilmiş olsa da, bu paketin içeriği hala karanlıktır. Bu bilgilere ilişkin olarak, bölge basınında yer alan tartışmalardaki, Paris’te anlaşmaya varılacağı iddiaları ise, gerçekleşmedi.

Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali sorununun çözümlenmesi için, Minsk Grubu yaklaşık 20 yıldır çalışmalarını yürütse de olumlu bir sonuç elde etmemiştir. Minsk Grubu ve sorunun çözümlenmesi için girişimde bulunan diğer arabulucular, soruna efemizm[i] penceresinden yaklaşıyor. Bu, baştan yanlış bir stratejidir. Sorunun içeriği, Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nde yaşayan Ermenilerin ayrılma taleplerini destekleyerek, Azerbaycan’ın topraklarını işgal etmesidir. Arabulucular ve Ermenistan’ı destekleyen diğer çevreler, Azerbaycan topraklarının işgal edildiği gerçeğini, BM Şartı’nda geçen sınırların değişmezliği ve devletlerin toprak bütünlüğü ilkelerini sanki görmüyor ve yahut görmek istemiyorlar. Sorun bu kadar açıkken, Minsk Grubu ve diğer arabulucular, etnik grubun (Ermenilerin) kendi kaderini belirleme meselesini ön plana çıkarmaya çalışıyor. Bu, meseleye efemizm çerçevesinden yaklaşmaktır.

Birincisi, şu sebeple ki, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler yerli halk değildir ve son 200 yılda bölgeye Rus İmparatorluğu tarafından yerleştirilmiştir.

İkincisi, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler, Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından hiçbir zaman etnik ayrımcılığa maruz bırakılmamıştır. Özerklik statüsü verilmesinden, 1990’lı yılların başlarına kadar Ermeniler bölgede yüksek görevlerde bulunmuş, bölgenin iktisadi ve sosyal gelişimi Azerbaycan Cumhuriyeti’nin dikkat merkezinde olmuş, iktisadi veriler ve sosyal ortam Azerbaycan’ın diğer bölgelerinden yüksek seyretmiştir.

Üçüncüsü, Azerbaycan ve Ermenistan’ın BM, AGİT ve diğer uluslararası teşkilatlara üye olmasının ardından, çatışma artık devletler arası ve bölgesel sınırları aşarak uluslararası içerik kazanmıştır.

Dördüncüsü, Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgal ettiği esnada, BM Güvenlik Konseyi Ermenistan’ın yayılmacı siyasetini eleştiren ve işgal ettiği topraklardan kayıtsız şartsız geri çekilmesini öngören dört karar (822 Sayılı Karar 30 Nisan 1993, 853 Sayılı Karar 23 Temmuz 1993, 874 Sayılı Karar 14 Ekim 1993 ve 884 Sayılı Karar 11 Ekim 1993 tarihlerinde) kabul etmiştir. Bu kararların uluslararası hukukun talepleri doğrultusunda uygulanması, sorunun çözümünde önemli rol oynayabilir. Lakin Minsk Grubu’nun eş başkanları, kabul edilen bu uluslararası hukuk belgelerini görmemezlikten geliyor ve Ermenistan’a hiçbir baskı yapmıyor.

Beşincisi, eş başkan ülkeler, siyasi ve iktisadi çıkarlarını korumak amacıyla, sınırlarından binlerce kilometre uzaktaki devletleri tehdit ederek, önleyici darbe öğretisini uluslararası kamuoyuna kabul ettirmeye çalışırken, Azerbaycan’ın topraklarının %20’sini işgal eden Ermenistan’a karşı askeri operasyonlara başlamasına izin vermiyor.

Yukarıda sıralanan bütün görüşler, eş başkan ülkelerin konuya nesnel ve adaletli şekilde yaklaşmadıklarını onaylamaktadır. Örneğin; Ermenistan’ın yayılmacı siyaseti uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmiyor. Eş başkan ülkelerin, Azerbaycan topraklarının Ermenistan işgalinden kurtarılma sorununu çözmek için “Amerika’yı yeniden keşfetmelerine” gerek yoktur. Uluslararası hukuk ilkelerini ve BM Şartı’nı hatırlamaları; nesnel ve adaletli olmaları yeterlidir. Bu haksızlıklara rağmen, Azerbaycan’ın uluslararası hukukun ona verdiği olanaklardan yararlanarak, askeri operasyonlara başlamak da dâhil olmak üzere, bütün haklarını kullanma hakkı saklı kalmaktadır.

Dr. Hatem Cabbarlı,

Avrasya Güvenlik ve Strateji Araştırmaları Merkezi’nin Başkanı


[i] Efemizm, uluslararası hukukta, karşı tarafta rahatsızlık yaratabilecek herhangi bir istenmeyen ifade ya da terimin, eşanlamlı bir başka kelimeyle değiştirilmesi sayesinde, belirli olguların belirsizleştirilmesi anlamında kullanılan terimdir.

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...