THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Türkiye'den tarihi karar: Barış Pınarı Harekatı güç dengesini değiştiriyor

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
7405
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 10 Ekim 2019 – Newtimes.az

ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan birliklerinin Suriye'nin kuzeyinden hızla geri çekilmesine ilişkin kararı dünya genelinde büyük ilgi gördü. Bu kararla ilgili çeşitli yorumlar yapıldı. Kararı sert biçimde eleştiren ve destekleyenler de oldu. Trump'ın onurlu bir davranış sergilemediğini söyleyenlerin de olduğu görüldü. Özellikle bu karardan rahatsız olan bazı Pentagon yetkilileri, Türkiye'ye karşı direnilmesi gerektiğine inanıyorlar. Ancak kaydetmek gerekir ki bu mantıksız ve anlamsız bir karar olacaktı. Çünkü Türkiye için hayati öneme sahip bir konuda önemli müttefikinin direniş göstermesi ve terör örgütlerini desteklemesi anlamsız bir izlenim oluşturabilirdi. Bu nedenle analistler Amerika'nın, Ankara'nın önüne geçmeyeceğine inanıyorlar. Aynı zamanda Türkiye'nin zor bir görevi üstlendiği de göz ardı edilemez. Çünkü Türkiye, iyi donatılmış 110 bin kişilik örgüte karşı savaşmak zorunda kalacaktır. Zorluklar arasında kurulacak tuzakları da belirtmemiz lazım. Harekatın uzun süreceği ihtimal ediliyor. Ancak Ankara'nın başka bir seçeneği de bulunmuyor. Bu savaşta zafer elde edilemezse Türkiye, yeni dünya düzeninde hak ettiyi yeri bulamayacak ve Kürtler de dahil olmak üzere bölge halkları uzun bir süre boyunca risk altında kalacaklardır. Bu çerçevede Fırat'ın doğusundaki PKK / YPG ve IŞİD terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekatı'yla ilgili oluşan durumu jeopolitik bağlamda değerlendirmeye gerek görüyoruz.

Kararlı adım: Ankara'nın zorunlu seçimi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye politikası gerçek anlamda tüm dünyayı salladı. Ankara, Suriye'deki terör örgütlerini etkisiz hale getirmek konusunda kararlılığını bir kez daha beyan etti. Ardından Suriye'nin kuzeyinde sınırötesi operasyon için hazır olduğunu dile getirdi. Nihayet, 7 Ekim tarihte akşam saatlerinde ABD Başkanı Trump ile telefon görüşmesinin ardından basında sansasyonel bir haber geçti: ABD askeri birliklerini Suriye'den geri çekiyor. Ayrıca buna ilişkin bir görüntü de servis edildi. Anlaşılan Erdoğan, Suriye'de harekata başlaması için kararlı olduğuna Trump'ı ikna etmeği başarmıştı.

Aslında süreç iki yıl boyunca yürütülmekteydi. Ankara, Amerika ve Rusya'ya Suriye'de harekat gerçekleştirmek zorunda kaldığını anlatmaya çalışıyordu. Fakat ne ABD ne de Rusya bunu kabul etmedi. Amerika, PKK/YPG'yi silahlandırdı, Rusya ise Beşar Esad rejimini güçlendirdi. Bu sene Şam'a bağlı birlikler Rusya ve İran'ın güçlü desteğiyle İdlib'e saldırdı. Fakat adım adım ilerlemenin zor bir zaferle sonuçlanabileceği anlaşıldı. Sorunun Türkiye olmaksızın çözülmesinin imkansız olduğu açık ve net görülmekteydi.

Bu husus Erdoğan-Putin görüşlerinde daha açık şekilde ifade ediliyordu. Türkiye Cumhurbaşkanı, Suriye'nin kuzeyinde harekata başlamak zorunda kaldıklarını açık ve kararlı bir şekilde beyan etti. Bu Türkiye'nin ve bölge halkının – Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin güvenliğini sağlamak açısından önemlidir. Kaydetmek gerekir ki Türkiye'nin bu yönde kaygılarına derin bir anlayış gösteren devlet Rusya oldu. Rusya Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin haklı taleplerde bulunduğunu, fakat Suriye'nin toprak bütünlüğünün ihlal edilmemesinin başlıca şart olduğunu özellikle vurğuladı. Doğal olarak bu Ankara'nın tamamen kabul ettiği bir durumdur. Çünki Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması daha ziyade Türkiye'nin işine gelir.

İran'ın tepkisi çok ilginçti. Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in açıklamasına dikkat ettiğimizde Tahran'ın, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu adımına karşı geldiyi görülüyor. Fakat İran, Türkiye'nin teröre karşı mücadele hakkına sahip olduğunu da kabul ediyor. Galiba Tahran, yıllarca izlediği Suriye politikasına gölge düşürülmemesi için Ankara'nın attığı adımlara karşı geldiği izlenimi oluştururuyor. Ancak İran, gerçek anlamda bu harekata engel olamıyor.

Bu gelişmeler bazında Trump'ın kararının, suçlamalara rağmen stratejik açıdan doğru olduğu görülüyor. Çünki Amerika, Barış Pınarı Harekatı'na karşı gelseydi jeopolitik tutumunu kaybetmiş olacaktı. Öncelikle, Türkiye gibi güçlü bir müttefikini kaybedebilirdi. Bu da Orta Doğu'da jeopolitik potansiyel açısından ciddi kayıplara yol açabilirdi. İkincisi, Orta Doğu'da terör örgütlerini ve bölücülüğü destekleyen bir devlet imajı kazanabilirdi. Üçüncüsüyse, kendini uzun süren bir savaşın içinde bulabilirdi. Bu hususlar doğal olarak ABD'nin stratejik çıkarlarına aykırıdır. Bazı Amerikalı yetkililerin Trump'ın kararını facıa olarak nitelendirmesi ise konuya duygusal yaklaşımdan ve Türkiye'yi ciddiye almağı istememekten kaynaklanıyor.

Oluşan durumla ilgili Trump'ın yaptığı açıklamalarda görülen zıtlıklar ve aşırı duygusallığın da bu hususla ilgili olduğu görülüyor. Amerikalılar, Türk askerinin karşısından geri çekilmelerini sindiremiyorlar. Fakat aslında Trump, Amerikan askerlerini başlarına çuval geçirilmesi tehlikesinden kurtardı. Bu açıdan ABD basınının yaşanan gelişmeleri duygusal biçimde sunmaya çalışması da üzüntüye neden oluyor. Amerika basını bazen ölçüyü kaçırarak sıradan bir mantıksızlığa da yer veriyor. Örneğin güya bir Pentagon yetkilisinin, eğer Türk Ordusu Suriye'nin kuzeyine girerse ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) elinde tuttuğu binlerce IŞİD militanı üzerinde kontrolü kaybederse durumun kötüye gideceğine ilişkin söylemlerde bulunduğu ifade ediliyor. Nasıl yani? Türk askeri birlikleri birkaç bin IŞİD militanını elinde tutamayacak mı? Eğer SDG bu kadar güçlüyse Türk ordusuna yenilmez. Yenilirse eğer hiçbir IŞİD militanı Mehmetcik'in elinden kurtulamaz.

Jeopolitik şartlar: istikrar ve güvenlik uğruna

Doğal olarak sıradan bahaneler niteliği taşıyan bu hususlar gerçekleri saklamak amacına hizmet ediyor. Konu şu ki, eğer askeri operasyon başlarsa ve Türk Ordusu başarı elde ederse, Amerikalılar'ın yıllarca teröristlere yaptığı yardımlar tüm dünyada bilinecek, Washington'un Orta Doğu politikasının asıl amaçları gün yüzüne çıkacaktır. Teröristlerin ifadeleri çok sayıda gizlinlere ışık tutacaktır.

Türkiye yönetiminin kararını jeopolitik açıdan ele aldığımızda son derece önemli bir adımın atıldığını görebiliriz. Türkiye, pek çok analistin de belirttiği üzere, oluşan jeopolitik sürece gerçek anlamda müdahale ediyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelip Suriye'de jeopolitik kazanımlar elde eden ülkeler Ankara'yı görmezden gelmeye çalışıyorlardı. Türkiye, bu asılsız yaklaşımları tamamen bertaraf etmiş olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, Orta Doğu'da terörün yaygınlaşmayacağını kararlı bir şekilde ortaya koyuyor. Bölge devletleri kendilerini savunmak iktidarındadırlar. Bakınız, bu görevi Türkiye dışında yerine getirmek iktidarında olan başka bir bölge ülkesi var mı? Bu ülkelerin tamamı uluslararası hukuka aykırı çeşitli faaliyetlere karışmıştır. Sadece Türkiye, adaleti, hakkı, uluslararası hukuku, insan haklarını ve bölge halklarının çıkarlarını gözeten sabırlı ve kararlı adımlar atıyor. Bazen içeriden ve dışarıdan Ankara'yı hızlı hareket etmemekte eleştiriyorlar. Fakat Türkiye, hep siyasal geleneğine ve devlet düşüncesine uyğun bir davranış sergilemiştir ve bu tutumunu sürdürüyor.

Bu açıdan muhalif siyasi güçler arasında Erdoğan'ı destekleyenlerin de bulunması olumlu bir husus olarak görülüyor. Örneğin İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Amerika'nın tutumunun Türk Ordusu'nun Suriye'nin kuzeyine girmesini zarurete dönüştürdüğünü ifade etti. Ülke nüfusu tümüyle orduyu destekliyor. Trump'ın tehditlerine CHP'den de itirazlar gelmeye başladı ve bağımsız Türkiye'nin egemen bir şekilde kararlar alan devlet olduğu beyan edildi. Bu da Barış Pınarı Harekatı'na destek anlamına geliyor. İşin ilginç yanı, Kemal Kılıçtaroğlu da Suriye ve Irak'a yönelik harekata ilişkin tezkereyle ilgili ''içimiz yana yana evet diyeceğiz'' söyledi. Ülkenin tanınan şahısları da birer birer destek mesajları veriyorlar.

Bu hususların yanı sıra Türkiye, bölge için ciddi tehdit oluşturabilecek terör düşüncesi üzerine inşa edilmesi planlanan devlet oluşumu sürecinin de önüne geçmiş oluyor. İstatistik verilere göre SDG'nin 110 bin civarında militanı bulunuyor. Bu birlikler modern silah ve keşif mühimmatıyla donatılmıştır. Trump, gelişmelerden Türkiye, Rusya, İran, Kürtler (kendi deyimiyle) ve Irak'ın sorumlu olduğunu ifade etti.

7 Ekim'i 8 Ekim'e bağlayan gece Türk savaş uçaklarının teröristlerin olduğu noktaları bombalamasını analistler, ''harekatın ön sayfası'' olarak değerlendiriyorlar. Basında teröristlerin artık bazı mevkilerden çekildiği yönünde haberler yer alıyor. Yerel halk arasında da askeri operasyonların düzenleneceği yerleri terk edenlerin olduğu yönünde haberlere rastlanıyor. Oysa aslında nelerin yaşandığı konusunda net bir bilgiye ulaşılamıyor. Az önce kaydedilen gelişmeler Suriye'nin kuzeyine askeri müdahalenin önümüzdeki günlerde gerçekleşebileceğini tahmin etmemize olanak tanır.

Şam yönetiminin bu gelişmelere tepkisinin neredeyse bulunmaması işin ilginç yönünü oluşturuyor. Bunu Türkiye'nin ve Suriye'nin bu konuda anlaştıklarının belirtisi olarak düşünenlere de rastlanıyor. Yani Türkler, Suriye için tehdit oluşturan silahlı grupları etkisiz hale getirecekler. Çünkü ABD, bu operasyonu Suriye'nin yapmasını asla istememektedir. Şam yönetimi, Adana Anlaşması gereği hukuki olarak bunu yapabilir. Bir sonraki aşamadaysa bölgede oluşan durum görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturuluyor. Tüm bu hususlar Suriye'nin üniter devlet yapısının sağlanması koşuluyla gerçekleştiriliyor. Böylece iki taraf için de uygun bir sonuç elde edilecektir.

Böylece Türkiye, tarihi bir adım atmaya hazırlanıyor. Bu adım tümüyle Orta Doğu'nun kaderinde jeopolitik açıdan önemli rol oynayabilir. Orta Doğu'da Türk faktörünü görmezden gelmeye çalışanlar bu amaçlarına ulaşamayacaklar. Adalet yerini bulmalıdır!

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...