THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Yeni stratejik plan: Brüksel'in olumlu ön görüleri

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4316
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakı, 3 Eylül 2019 – Newtimes.az

Artık birkaç yıldır analistler Avrupa Birliği'nde (AB) olumsuz eğilimlerin hızlı bir artışa geçtiği yönünde söylemlerde bulunuyorlar. Örgütün çökebilmesi ihtimaline de yer veriliyor. Brexit örneği bu bağlamda sık sık hatırlatılıyor. Brexit'in diğer ülkelerin de AB'yi terketmesine yol açacağı yönünde ifadelere de rastlanıyor. Bu hususlar bazında AB'nin geleceğiyle ilgili olumlu bir stratejinin hazırlanması ilginç gözüküyor. Söz konusu plan 2024 yılına kadar AB'nin gelişme istikametlerini barındırıyor. AB'nin belirli alanlarda daha hızlı gelişme kaydedeceği söyleniyor. Bu söylemlerin gerçekten ne kadar başarılı olacağını şimdiden söylemek zordur. Fakat söz konusu planda AB üyesi olmayan, kendisiyle iş birliği yapılan ülkelerle de ilgili bazı hususların yer alması söz konusu belgeye duyulan ilgiyi önemli ölçüde artırıyor. Bu düşünceler bazında AB'nin yeni stratejik planının jeopolitik önemi üzerine değinmeğe karar verdik.

Gelecekle ilgili vizyon: Avrupa'nın umudu

AB'nin, dünya politikasında rolünü yeni düzeye ulaştırması isteğinde olduğu herkesçe bilinmektedir. Günümüzde küresel boyutta görülen zıtlıkların derinleşmesi bu hedefi Brüksel için daha önemli kılıyor. Fakat analistler arasında AB'nin gelişeşeceğini düşünemeyenlerin yanı sıra karamsar ön görülerde bulunanların da sayısı az değildir. Politika uzmanları, AB'nin önümüzdeki birkaç yıl içinde çöküşle yüzleşme ihtimaline de yer veriyorlar.

Oysa Brüksel neredeyse son iki yılda tamamen farklı bir irade sergilemektedir. AB yönetimi örgütün gerek işlevsel imkanlarını, gerekse de AB'nin uluslararası alanda saygınlığını arttırmayı hedefliyor. Bu bağlamda örgütün yeni stratejik planının oluşturulması birtakım düşüncelere yol açıyor. Çünkü artık Brüksel, net istikametler doğrultusunda faaliyetini güçlendireceği yönünde kararlılık sergiliyor.

Söz konusu istikametler yeni planda açık şekilde yer almıştır. Bu istikametler güvenlik, ekonomik kalkınma, genişleme, iklim değişikliği ve AB'nin dünya genelinde saygınlığının arttırılmasını içeriyor. Kaydedilen istikametlerin her biri son derece ciddi stratejilerin hayata geçirilmesini gerektiriyor. Fakat analistler daha ziyade meselenin psikolojik boyutuna, Brüksel'in hedeflerine dikkat ediyorlar. Çünkü son birkaç yılda ilk kez AB, genişleme perspektifine ve zaruretine değiniyor.

Kaydedilen hedefler bağlamında stratejik planda vatandaşların güvenliğine ve özgürlüğüne özellikle dikkat ediliyor. Bunun için sınırların güvenliğinin iyi derecede sağlanması ve yasa dışı göçün önüne geçilmesi için yürütülen mücadele önemli hususlar olarak kaydedilmiştir. Bunun yanı sıra söz konusu belgenin yapımı aşamasında dezenformasyon, siber saldırılar ve hukukun egemenliği ilkelerinin sağlanması konuları da göz ardı edilmemiştir. Bu AB sınırları içinde vatandaşların özgürlüğünü kısıtlayacak bir hususun bulunmadığı anlamına geliyor. AB'nin, bireylerin özgürlüğünü sağlayabilmesi için gereken potansiyeli vardır. Bu yüzden Brüksel, başlıca tehlikenin dışarıdan gelebileceğini düşünüyor. Bu tehlike iki boyutta - bilgi savaşları ve yasa dışı göçün genişlemesi şeklinde boy gösterebilir.

Doğal olarak kaydedilen hususların insanlar için tehlike içerdiğinin aksini düşünemeyiz. Günümüzde bilgi savaşı yeteri kadar riskler oluştura ve kamuoyunu etkileyebilir. Fakat tüm hususların dış etkenlerle ilişkilendirilmesinin yanlış olduğunu da eklememiz lazım. Yaşananlar AB'ye üye devletlerde insan haklarını kısıtlayan süreçlerin olduğunu gösteriyor. Örneğin AB'nin saygın devletleri, kendi vatandaşlarıyla ilgili çifte standartlara dayalı bir politika izliyor. Diyelim ki vatandaşlarına sözde Ermeni soykırımıyla ilgili birtakım yasaklar getiriyor, yahut benzer olaylarla ilgili farklı şartlar belirliyorlar.

Bunun yanı sıra dini inancına göre AB vatandaşlarına farklı yaklaşımların izlendiği durumlarına da rastlanabilir. Müslümanlar sıkıştırılıyor, sokaklarda aşağılanıyor, açık veya gizli şekilde takib ediliyorlar. Örneğin, birkaç ay önce Britanya'da Suriyeli bir Müslüman, genç yaşta bir İngiliz çocuğu tarafından herkesin gözü önünde dövüldü. Sonuçta Müslüman velilere şehri terk etmeleri önerildi.

Sağ popülistlerin bu tür durumlardaki yaklaşımları daha radikal izlenim oluşturuyor. Avrupa'da sağ popülistlerin politik açıdan etkileri zamanla artıyor. Peki böyle bir ortamda bu tür hususlar stratejik planda neden dikkate alınmıyor? Risk kaynağı olarak sadece dışarıdan yapılan etkileri gösterebilmek gerçekleri saklamanın ötesinde, kendini daha güçsüz duruma düşürmek anlamına gelmiyor mu? Bu husus dünyada jeopolitik açıdan saygınlığını arttırmayı hedefleyen örgüt için olumlu bir özellik olarak görülemez. Brüksel, bilgi savaşlarını ve mülteci göçünü kendisi için başlıca tehlike olarak görüyor. Bu husus AB'nin mültecilerle ilgili yaklaşımının yakın dönemde olumlu yönde değişmeyeceğini gösteriyor. Bu durumun örgüt dahilinde siyasi ve manevi açıdan nasıl bir manzara oluşturabileceğini düşünmek gerekir.

Güvenlik ve genişleme: perspektif bulunuyor mu?

AB'nin güvenlik konusunu ana gündeme taşıması birtakım düşüncelere yol açıyor. Bu durum yakın dönemde Avrupa'nın, ABD'nin etkisinden kurtulmaya çalışacağını gösteriyor. Bu açıdan Avrupa ordusunun oluşturulması olasılığı da yüksek gözüküyor. Brüksel'in, Washington'la ilişkilerde güvenlik konusunda kendi tutumunu ortaya koyması halinde Amerika birtakım kışkırtmalar yapabilir. Fakat Avrupalı'ların bu meselede kararlı oldukları gözüküyor. AB, Avro Atlantik birliğini geçtiğimiz yüz yılda oluşmuş yaklaşım doğrultusunda artık kabul etmiyor. Bu husus AB'nin, dünya politikasında bağımsızlığa kavuşma niyetinin ciddi olduğunu gösteriyor. Aynı planlara diğer büyük devletlerin de sahip olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda yakın dönemde ABD'yle ilişkilerin düzelmesinin ciddi engellerle yüzleşme ihtimalinin düşük olmadığı sonucuna varabiliriz.

Bu hususlar bazında kalkınmayı ve genişlemeyi başarmanın kolay olmayacağı izlenimi oluşuyor. Şu iki konuda Amerika'nın etkisi göz ardı edilemez. Ekonomik gelişme konusunda ABD'nin talep ettiği şartlara dayanarak faaliyet yürütme imkanının hangi düzeyde olduğu zaman bilinecektir. Fakat şimdiden genişlemenin zor olacağı görülüyor. Bunun iki nedenini görebiliyoruz.

Öncelikle Brexit, AB'de bölünme eğiliminin halen boy gösterdiğini onaylıyor. Büyük Britanya'nın AB'yi terk etmesi diğerlerini de benzer adımlar atması için harakete geirebilir. Özellikle bu eğilimin hız kazanmasının Amerika'nın çıkarlarına hizmet ettiğini dikkate almak gerekiyor. Trump, London ziyareti öncesi Twitter sayfasında, ''öyle bir zaman gelecek ki bana ''Bay Brexit'' diyecekler,'' diye yazdı.

İkincisi, Brüksel, genişlemeyi Batı Balkan ülkelerinden birisiyle gerçekleştirme hedefini açıkladı. Bu sürece Rusya da itiraz ediyor. Kosovo ile Sırbistan arasında zıtlıklar şimdiden derinleştiriliyor. Hatta yerel çatışma ihtimali de bulunuyor. Bunun dışında Batı Balkan ülkelerinin AB standartlarına ayak uyduracağı belirsizliğini koruyor. Örneğin, Sırbistan veya Kosovo'nun bu sürece ne derecede hazır olduğu bilinmiyor.

Bu hususlar AB'nin genişleme sürecinin şimdilik belirsiz olduğunun ve örgütün daha ziyade psikolojik açıdan kendisini ayakta tutma çabasının belirtisi gibi görülebilir. Analistler bu bağlamda AB'nin, iklim değişikliğiyle ilgili mücadele planının olmayışına da vurgu yapıyorlar.

İşin ilginç yanı, birtakım analistler AB'nin genişlemeden resmen söz etmesinin Doğu Ortaklığı programında yer alan ülkeler için de bazı perspektivler vaat ettiğini belirtiyorlar. Bu düşüncenin ne denli doğru olduğunu sormak gerekir. Bunun dışında söz konusu programda yer alan ülkelerin ciddi jeopolitik ve ekonomik zorluklarla yüzleştiklerini, bazılarında sorunların yaşandığını ve ülkelerin hepsine aynı derecede yaklaşım izlenmediğini de özellikle kaydetmek lazım.

Örneğin, Güney Kafkasya'da Ermenistan'ın, Azerbaycan torpaklarının yüzde 20'sini işgal altında tutması bahsi geçen iki ülkenin aynı örgütte bir arada bulunmasını mümkünsüz kılıyor. Oysa sorunun çözüm sürecinde ara buluculuk eden AGİT Minsk grubu şimdiye kadar etkili bir adım atamadı. Böyle bir durumda Azerbaycan, AB'ye nasıl üye olabilir? Yahut Azerbaycan, Ermenistan faktörünü göz önünde bulundurmadan iş birliği planı doğrultusunda çalışabilir mi? Bu mümkün değildir. Aynı şekilde Ukrayna, Gürcistan ve Moldova'nın da Rusya ile sorunları bulunuyor.

Bu gelişmeler bazında AB'nin, uluslararası alanda kendi rolünü nasıl güçlendirebileceği meselesi özel bir yaklaşım çerçevesinde ilgi doğuruyor. Günümüzde Amerika-Çin-Rusya jeopolitik üçgeninde son derece riskli, belirsiz ve karmaşık bir mücadelenin yaşandığını dikkate almak gerekir. Bu rekabetin hangi jeopolitik gücü nereye iteceği şimdilik malum değildir. AB, bu durumda hangi kaynaklara dayanarak başarılı bir tutum sergileyebilecektir? AB'nin, en azından ABD'yle Çin arasında kaldığı sır değildir. İki süper gücün AB'ye yeteri kadar etki mekanizmaları bulunuyor. Diğer yönden Rusya'yı da dikkate almak gerekiyor. Son dönemde medyada Moskova'nın, Brüksel'e farklı yönlerden ciddi biçimde baskı uyguladığına ilişkin haberler yer alıyor. Örneğin, Avusturya olayları bu bağlamda değerlendiriliyor.

Böylece AB'nin stratejik planı ilginç husus ve niyetleri ifade ediyor. Bu niyetlerin gerçekleşmesi meselesi açık kalıyor. Bu husus AB'nin, daha yüksek ve olumlu bir azimle küresel jeopolitika alanında aktifleşme dileğini ortaya koyuyor. Bu durum son yıllar AB çerçevesinde yaşanan süreçler bağlamında son derece ilginç bir değişim izlenimi oluşturuyor.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...