THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Azerbaycan-Türkiye: ''Bir millet, iki devlet'' ilkesine sadakat

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4405
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 13 Temmuz 2019 – Newtimes.az

Azerbaycan ve Türkiye arasında eski tarihlere uzanan olaylara, kültürel ve etnik bağlara dayanan özel ilişkiler vardır. Azerbaycanlılar ve Türkler, aynı Türk kökenlidirler ve ortak ataları bulunmaktadır. Oğuz Türkleri tarafından kurulan Selçuklu İmparatorluğu, günümüz Türkiye'sinin ve Azerbaycan'ın temeli olarak görülmektedir. İki ülke coğrafi konum olarak ta birbiriyle yakın mesafededir. Azerbaycan, Türkiye ile Nahçivan bölgesinde küçük bir sınır hattı bulunan tek Türk dili konuşan ülkedir. Kaydedilen bu hususlar günümüzde Azerbaycan ve Türkiye arasında özel ilişkilerin oluşmasına büyük bir katkı sağlamıştır.

İki ülke arasındaki ilişkileri daha iyi anlayabilmek için Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı yıllarına doğru geri dönmemiz gerekir. Söz konusu dönemde Osmanlı Ordusu zor bir durumdaydı. Ayrıca imparatorluk çökmek üzereydi. Savaş başlarında tüm bu zorluklara rağmen Çanakkale (Gelibolu) Savaşında Osmanlı, son derece önemli, fakat zor bir zafer kazandı. Çanakkale Savaşı I. Dünya Savaşı döneminde İtilaf Devletleri'nin, Avrupa'dan Rusya'ya deniz yolunu kontrol altına almak için bir hamleydi. Bu kampanya öncelikle 1915 yılının Şubat ayında İngiliz ve Fransız gemilerinin Çanakkale Boğazı'nda denizden saldırısıyla başladı. Britanya ve Fransa kuvvetleri, ayrıca Anzak kolorduları 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası'nın güneyinde karaya çıkarılmıştır. Boğazlar'ın kontrolünün ele geçirilmesi İtilaf Devletleri'ne Karadeniz'de Rusya'yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak imkanı sağlayacak, bu ülkeler ortak faaliyet yürüterek Türkiye'yi savaş dışı bırakabileceklerdi. Fakat dokuz ay boyunca Osmanlı kuvvetleri Vatanı çok sayıda düşman kuvvetlerine karşı savunmak için kahramanca bir savaş verdi. Osmanlı askerleri, Mustafa Kemal Atatürk'ün komutasında ölüm kalım savaşına hazır olduklarını ispatladılar. Türk askerleri, Vatan için savaşmanın kendileri için kutsal bir görev olduğunun bilincindelerdi. Çanakkale Savaşı'nda iki taraf ta büyük kayıplar verdi. Osmanlı Ordusu, kahramanca savaşarak büyük bir zafer kazandı. Osmanlı Ordusu'nun Kafkasya kampanyasında Türkler'e katılan Azerbaycanlılar da İtilaf Devletleri'ne karşı Çanakkale Savaşı'nda azimle savaştılar. Yaklaşık 4 bin kadar Azerbaycanlı Osmanlı Türkleri'yle omuz omuza işgalcilere karşı savaşta şehit oldu. Bu muhteşem bir kardeşlik örneğiydi.

İki ülke arasındaki böylesine özel ilişkilerin daha bir güzel örneği 1918 senesinde Azerbaycan'da ulusal bağımsızlık hareketi döneminde yaşandı. Azerbaycan'daki gerilim hızla tırmanıyordu. Bolşevikler ve Ermeni Devrim Federasyonu'na (Taşnaksütyun) bağlı birleşmiş kuvvetler Bakü'de yönetime el koymuşlardı. Günümüzde Mart olayları olarak bilinen, Ermeni ve Bolşevik silahlı birlikleri tarafından 20 Mart ve 3 Nisan 1918 tarihte 12 bin Azerbaycanlı'nın Bakü'de katledilmesi ise bu hareketin dönüş noktası oldu. Ardından Nisan 1918'de Bakü Halk Komiserleri Konseyi kuruldu ve Sovyet Rusya'ya bağlı olduğu beyan etti. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurucuları, bağımsızlık hareketinin liderleri, 28 Mayıs 1918'de Tiflis'te bağımsızlığı ilan ettiler. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Hükümeti'nin Haziran 1918'de Tiflis'ten Gence'ye taşındığı dönemde başlıca hedef Bakü'yü işgalden kurtarmaktı. Bağımsızlığını yeni ilan eden genç cumhuriyetin henüz ordusu olmadığı için Azerbaycan, Osmanlı devletinden yardım isteğinde bulundu. 4 Haziran 1918 tarihte Azerbaycan ile Osmanlı devleti Batum'da dostluk ve iş birliği antlaşması imzaladı. Söz konusu antlaşmanın 4. maddesi gereği Osmanlı Devleti'nin, güvenliğini ve istikrarı sağlaması için Azerbaycan'a askeri yardım göstermesi gerekirdi. Batum Antlaşması, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin başka bir devletle imzaladığı ilk antlaşma olarak bilinmektedir. Söz konusu antlaşma gereği, Nuru Paşa komutasında Türk askeri birliği 14 Eylül'de Bakü'ye dahil olarak şehir için savaşmağa başladı ve bir sonrakı gün zafere ulaştı. Yeni Kafkas İslam Ordusu Osmanlı askeri birliği, Azerbaycanlı askerler ve Dağıstan'dan gelen gönüllülerden oluşuyordu. Sonuç olarak Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kendi başkentini Bakü'ye taşıdı.

Taşnak silahlı birliklerinin I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bölgelerde ''büyük Ermenistan'' kurulması planının hüsrana uğramasının ardından Güney Kafkasya'ya geri dönmek zorunda kaldılar ve Erivan da dahil olmakla Azerbaycan'ın çeşiti bölgelerinde katliamlar yaptılar. 1918 senesi başlarında Taşnaklar'ın Erivan'da Azerbaycanlılar'a karşı yaptıkları katliam sonucunda şehirde yaşayan ninemin ailesi de sonsuz zorluklarla yüzleşti. Ninemin babası – büyük dedem Ahund Hacı Aligulu dönemin saygın ve iyi eğitimli şahıslarından biri olarak tanınyordu. Büyük dedem, Erivan halkını Ermeni katliamlarından kurtarmak için insanların şehiri terk etmesini organize eden kişilerden birisiydi. Maalesef kendisi, bu olaylar sırasında Araz nehrini geçtiği sırada sırtından kurşunlanarak katledildi. Ninemin ağabeyi, dönemin önde gelen Rus-Tatar okulu öğrencisi bu olaylar sırasında ailemizin kaybettiği sıradaki kurban oldu. Oysa ninem binbir zorlukla ölümden kurtulmağı başardı. Büyük ninemin ve büyük dedemin, ailelerinin konuştukları ve hatıraları hala ailemizin fertlerince aktrılmakta ve korunmaktadır. 1918-1920 yıllarında Azerbaycan'ın tarihi toprağı olan Erivan bölgesinde 132 binden fazla Azerbaycanlı katledildi. Bunun dışında kurtulabilmek için İran'da, Türkiye'de ve Azerbaycan'ın çeşitli bölgelerinde mülteci gibi yaşamak zorunda bırakılanların da sayısı az değildi.

Ermeni silahlı birlikleri 1918 yılı boyunca sadece Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nde değil, Güney Azerbaycan'da da yerel halka karşı katliamlar gerçekleştirmeği sürdürdü. Güney Azerbaycan'daki Urmiye, Hoy, Tebriz, Selmas ve diğer eyaletler Ermeni silahlı çetelerinin yaptıkları zülüm ve cinayetlerle kan gölüne döndü. Bu olaylar birtakım tarihi kaynaklarda yer almıştır. Soz konusu katliamların yaşandığı dönemde Osmanlı Devleti, binlerce sivili kurtarmak için yardım elini uzattı ve kendi askerlerini bölgeye sevketti. 

İşgale uğrayan bölgeleri iyi bilen yerel silahlı gruplar kurtarıcı Osmanlı kuvvetlerine katıldı. Bu grupların birisine de dedemin kuzeninin oğlu Yakub Ali oğlu Namazov komuta ediyordu. Kendisi Yakup Ağa diye tanınmaktaydı. Yakup Ağa, Erivan'ın Uluhanlı ilçesinde silahlı grubun liderliğini yapıyordu. Türk askeri komutanlığı, Yakup Ağa'ya Osmanlı özel hareket birliklerinde yüzbaşı olarak görev verdi. Bu birlik Yakup Ağa'nın silahlı grubuyla beraber Erivan'da ve Güney Azerbaycan'da kurtarma operasyonları gerçekleştirdi. Taşnaklar, Mart 1918'de Hoy kentini ele geçirdiklerinde yerel halk yardıma gelen Osmanlı birlikleriyle beraber düşmanı geri püskürtmeği başarmıştı. Ailemiz Yakup Ağa'nın kurtarma misyonunda iştirakini bu gün de en değerli anı olarak hatırlamaktadır. 

Azerbaycan'ın, Osmanlı Devleti'yle ilişkileri Bakü'nün Nisan 1920'de Bolşevikler tarafından işgalinin akabinde de devam etti. Söz konusu dönemde Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti'nin temeli oluşturuldu ve 1922 senesinin sonlarında SSCB'ye tamamen katılana kadar Türkiye ile sıkı ilişkiler devam etti. Bu ilişkiler Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı'na destek için elverişli zemin oluşturdu. Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinde aktif şekilde rol alan Azerbaycanlı aydınlar da yeni Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasına yardım etmek için Türkiye'ye taşındı. Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşması için mali yardım son derece büyük önem arz ediyordu ve söz konusu yardım Erzurum ile Sovyet Azerbaycan'ın Bakü şehrini bağlayan demir yolu aracılığıyla ulaştırılıyordu.

1991 senesinde SSCB'nin çökmesinin ve Varşova Paktı'nın kapanışının ardından Türkiye, bölgenin süper güç merkezine dönüştü ve bağımsızlığını yeni kazanan devletlerle Batı arasında köprü rolünü üstlendi. Türkiye, saygın müttefiklik ve güçlü liderlik örneği sergilemekte, ayrıca bölgede NATO'nun önemli üyelerinden birisi olarak yapıcı diplomasisiyle beğeni toplamaktaydı. Türkiye'nin uluslararası alanda hızla gelişen etkisi ülkeni bölgenin güvenilir ve kudretli devletine dönüşmesini sağladı. Bağımsızlığını yeni kazanan ülkeler için Türkiye, demokrasisi ve piyasa ekonomisiyle örnek teşkil ediyordu. Bu rol Batı'lı müttefikleri tarafından da teşvik edilmekte ve Türkiye'nin etkisi sayesinde bölgede Rusya ve İran'ın etkisinin sınırlandırılabileceği düşünülmekteydi.

Türkiye, 1991 senesinde Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu. Azerbaycan'n bağımsızlığının başlarında Türkiye, genç Azerbaycan diplomatları için kendi diplomatik temsilciliklerinde gereken ortamı oluşturmak için her türlü desteği sağlıyordu. Türk ve Azerbaycan diyaspor kuruluşları Batı'lı ülkelerde kendi çıkarlarını sağlamak için iş birliğini başarılı bir şekilde yürütüyorlar. Azerbaycan-Türkiye ilişkileri Kafkasya bölgesinde jeopolitik açıdan önemli bir rol oynamaktadır ve bölgenin diğer ülkeleri, özellikle Azerbaycan'ın Karabağ bölgesini işgal altında tutan komşu Ermenistan ile ilişkilerin seviyesini de belirlemektedir. 2008 yılında Türkiye, Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda atılan adımların bir bölümü olarak Karabağ meselesiyle ilgili tutumunu hiss edilebilecek derecede yumuşatmağa başladı. Avrupa Birliği'nin ve ABD'nin baskısıyla Türkiye'nin, Ermenistan'a karşı aldığı ticaret ambargosunun kaldırılmasına çalıştığı hiss edilmekteydi. Küresel politikanın etkisi altında 10 Ekim 2009'da İsviçre'nin Zürih kentinde Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların açılmasını ön gören Zürih protokolleri imzalandı. Fakat işgal edilen Azerbaycan toprakları geri verilmeden Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermenistan-Türkiye sınırını açması ve Ermenistan ile ticari ilişkilerin tekrar kurulması isteği Bakü'ye karşı ihanet olarak görülüyordu. Elbet Ankara, kendi niyetleri konusunda Bakü'yü bilgilendirse bile, Azerbaycan topraklarının işgali sorununun çözümüyle ilgili ülkemizin görüşmelerde yer alması meselesini saygın meslektaşlarıyla ele almağı başaramamıştı.

Türkiye'nin bu politik girişimi Azerbaycan'la ilişkilerini de olumsuz yönden etkiledi ve ülkemiz bundan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye'de yapılması ön görülen önemli uluslararası ve ikili görüşmelere katılmamış ve Nisan 2009'da İstanbul'da yapılan BM Medeniyetler İttifakı II. Forumu'na katılmak için planlanan ziyaretini de iptal etti. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın, İlham Aliyev'in toplantıya katılımını sağlamak girişimleri de sonuç vermedi. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un da İstanbul'da yapılan toplantıda Cumhurbaşkanı Obama'nın Azerbaycan devlet başkanıyla görüşmesine ilişkin telefon görüşmeleri de bir sonuç vermedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'la ilişkilerin zarar görmemesi gibi zor bir meseleyle yüz yüze kaldı. Sonuçta Erdoğan, Ermenistan'la ilişkilerin kurulması yönünde geri adım attı. Ermenistan'la sınırın açılması ülkede de sert tepkilere yol açabilirdi. Türk kamuoyu da bu değişiklikleri yakından takip ediyordu. Türk basını ve ülkenin önde gelen partileri hükümeti, Azerbaycan'a ve kardeşliğe ihanet etmekte suçlamağa, sert bir dille eleştirmeğe başladı ve oluşan durumu "Bir millet, iki devlet" ilkesini tehlikeye sokacak adım olarak niteledi. Sonuç itibariyle Erdoğan, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarından çekilmesinin Türkiye-Ermenistan protokollerinin imzalanması ve onaylanması yolunda öncelikli şart olarak kaldığını beyan etti.

Batı'nın baskısıyla Türkiye'nin, Ermenistan'a ilişkin tutumunun yumuşatılması girişimleri Azerbaycan'ın çıkarlarına asla uymamaktaydı. Bakü'deki hükümet yetkilileri Azerbaycan'ın da Türkiye'yle ilgili birtakım konularda sert baskılarla yüzyüze kaldığını, fakat by baskılara boğun eğmedini ve Türkiye'yle ilişkilerini tehlikeye atmadığını belirtiyorlardı. Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev, Azerbaycan petrolünün dünya piyasasına ulaştırmak için başlıca ihrac güzergahını Türkiye'nin Ceyhan limanına kadar uzatılması teklifinde bulunduğunda Azerbaycan Uluslararası İşletme Şirketi'nin hissedarları buna kaşı gelerek Rusya üzerinden Kuzey, ayrıca Gürcistan üzerinden Batı veya vapur aracılığıyla İran üzerinden geçmesi planlanan Güney güzergahı gibi farklı uluslararası satış güzergahlarını ön göruyorlardı. Şahsım esas ihrac boru hattının seçimiyle ilgili tüm gelişmelere bilhassa şahitlik yaptım ve Azerbaycan Uluslararası İşletme Şirketi'nin ilk başkanı Terry Adams'ın diplomatik bir dille ifade ettiği, ''Başlıca ihrac güzergahı ya Rusya üzerinden geçebilir ya Supsa termineli aracılığıyla yada Ceyhan limanına kadar uzanabilir'', sözlerini sık sık hatırlıyorum.

Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev, Azerbaycan Uluslararası İşletme Şirketi'nin hissedarları arasında boru hattı güzergahına ilişkin yaşanan tartışmalardan büyük bir rahatsızlık duymaktaytı. Esas ihrac boru hattı aracılığıyla ilk petrolün nakledilmesi için 54 aylık bir süre belirlendiği halde bu tarışmalar yüzünden işin yapımında aksaklıklar yaşanmaktaydı. Bakü-Tiflis-Ceyhan güzergahı Haydar Aliyev'in tercih ettiği ve kararlılık sergilediği tek seçenekti.''

Haydar Aliyev, konuşmalarının birinde bu konuda şöyle söylemiştir: ''İmzaladığımız anlaşmaya ve Bakü-Tiflis-Ceyhan ulaştırma güzergahına karşı gelenler vardı... Bu şahıslarca Azerbaycan'a birtakım engeller çıkartılıyordu. Petrol bize ait ve ihrac güzergahını belirlemek de öncelikle bizim hakkımız. Bu konuda büyük baskılarla yüz yüze kaldık... Sonda tüm bu baskıları bertaraf ederek söz konusu anlaşmaya imzalarımızı attık... Bahsi geçen şahıslar Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol hattının yapımına karşı geliyorlardı... Fakat biz kararlı bir duruş sergileyerek kendi yolumuzdan sapmadık.''

Enerji ve ulaştırma alanındakı sıkı iş birliği Azerbaycan'ın, bölgede Türkiye'nin en önemli stratejik ortağına dönüşmesini sağlamıştır. Bakü'yü Kars ve Balkanlar'la bağlayan Bakü-Tiflis-Kars demir yolu Çin ve Avrupa ülkeleri arasında en kısa güzergah olarak önemli bir bölgesel proje özelliğine sahiptir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol, Güney Kafkasya doğalgaz boru hatları, Güney Kafkasya Koridoru çerçevesinde gerçekleştirilen "Şah Deniz 2" mega projesi de bahsi geçen iş birliğinde önemli bir rol oynamaktadır.

Şahsım Türkiye ve Azerbaycan arasında bu stratejik ortaklığın büyük başarılarının ve kardeşliğin oluşmasının bilhassa şahitlik ettim. BP'nin dünyadaki en büyük petrol ve doğal gaz terminali olarak bilinen Bakü yakınlarındaki Sangaçal terminalinde, Türkiye'den üst düzey yetkililerden oluşan heyetleri kabul etmekten hep büyük bir onur duyduğumu özellikle belirtmek isterim. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı olarak görev yapmış Sayın Bülent Arınç ve Sayın Köksal Toptan, ayrıca çok sayıda bakan ve diğer önemli mevkilerde bulunan şahıslarla biraraya gelmekten, kendilerini petrol ve gaz sektöründe yaşanan gelişmelerle ilgili bilgilendirmekten hep gururlandım. Osmanlı Ordusu'nun Erivan'da kurtarma operasyonlarına katılan bir ailenin üyesi olarak Türk Ordusu'nun komutanları ile biraraya gelmeği kendim için özellikle şeref bildim. Karabağ Savaşı gazisi olarak Türk generallerle buluşmaktan da sonsuz iftihar duyduğumu ayrıca belirtmek isterim. Türkiye'nin yüz yıllarca devam eden şanlı tarihinde bir kaç kez değişiklikler olsa bile değişmeden kalan tek bir gerçek vardır: Türk Ordusu'nun sergilediği profesyonellik. Türk askeri günümüzde de ülkesinin ulusal güvenliğini savunan kahraman savaşçıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Orgenerallerinden Hilmi Özkök, İlker Başbuğ, Hasan Iğsız ve NATO Güneydoğu Avrupa Müşterek Komutanlığı görevini yapmış Oktar Ataman'la Sangaçal terminalinde görüşmelerimiz zamanı generaller Türk Silahlı Kuvvetleri'yle ilgili konuştuklarında Türk Ordusu'nun gereken güce sahip olduğunu özellikle ifade ettiler. NATO'nun önemli üyelerinden birisi olarak Türk Ordusu, Azerbaycan'ın enerji rezervlerinin Avrupa Birliği ülkelerine ulaştırmak ve Avrupa'nın enerji arz güvenliğini sağlamak için boru hatlarının savunmasını öncelikli görev olarak hep göz önünde bulunduruyor. Türk askerleri, savunma ve güvenlik alanlarında Azerbaycan Ordusu'yla sıkı iş birliği yürütüyor ve NATO standartlarına ulaşılması konusunda ülkemize aktif şekilde yardımlarda bulunuyorlar. Azerbaycan'la Türkiye arasındaki stratejik iş birliği sadece Güney Kafkasya'da değil, özellikle Avrupa'da da tüm ülkelere ekonomik kazanımlar ve istikrar sağlıyor.

Givami Rahimli

Bakü Devlet Üniversitesi'nin doçenti, felsefe doktoru

Hükümetle İşler üzere Başdanışman, BP Azerbaycan

AZERTAC

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...