THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Yeni asılsız Ermeni iddiaları: Çözüm sürecinin önündeki engeller ve eş başkanların sorumluluğu

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
2743
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 12 Nisan 2019 – Newtimes.az

Ermeni basınında Ermenistan-Azerbaycan Yukarı Karabağ sorununun çözümüne ilişkin propaganda amaçlı ön yargılı ve tahrifedici yazılar yer almaktadır. Birtakım politika uzmanı, işgal sonrası oluşan durumun ebedi ve değiştirilemez olduğunu sunmağa çalışıyor, bu yaklaşımı asla kabul etmeyen Azerbaycan yönetimiyle ilgili yanlış demeçlerde bulunuyorlar. Çözüm sürecinin formatına sadık kalan Bakü yönetimi, hep olumlu tutum sergiliyor ve bu süreç devam ediyor. Azerbaycan yönetiminin talebi hiç değişmiyor: işgalci ülkenin ilhak ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi gerekir. Bu talep BM İçtüzüğü'ne, uluslararası hukuk normlarına birebir uygun. Fakat Ermenistan, herkesçe açık şekilde görülebilir durumu yıllarca destekcilerinin yardımıyla belirsizliğe sürüklemekte ve bölgede risk faktörü olarak kalmaktadır. Viyana görüşünün ardından Ermenistan yönetiminin, savaş söylemlerinden vaz geçeceği bekleniyordu. Fakat son gelişmeler farklı sürecin yaşandığını gösteriyor. Bu yüzden meselenin bu yönünün jeopolitik analizini yapmağa karar verdik.

Yalan ve riyakarlık: Ermeniler gerçeklikleri tahrif ediyorlar

Yılan, yıldızı görmeyince ölmezmiş derler. Bu mantıkla Ermeniler, güç görmeyince akıllanmıyorlar. Ermeniler'e ılımlı davranıldığında daha fazla istedikleri bir çok kez kanıtlanmıştır. Fakat karşısındakinin ciddileştiğini gördüklerinde hemen kuzuya dönüşüverirler. Ermenistan yönetimi ve politika uzmanları, bu özelliğin Ermeni toplumunun en üst seviyesinde bile yaygın olduğunu kendi davranışlarıyla ispatladılar. Viyana görüşünün ardından Ermenistan yönetimine sert tepki verilmedikçe asılsız söylemlerde bulunmağı sürdüreceği anlaşıldı. Yönetimin maşaları ise "en kadim madeni halk" oldukları yönünde abuk-subuk konuşmakta devam edecekler. Bu eğilimi şu an Ermeni basınında görüyoruz. Doğal olarak buna insanın gülesi geliyor. Çok bilinen bir ata sözünde deniyor: "Ucuz etin yahnisi yavan olur."

Ama politik açıdan ilginç bir vakaya da şahitlik ediyoruz. Viyana görüşü sonrası Ermeniler, öylesine dolaşık bir durumla yüzleştiler ki bu durumdan nasıl başa çıkabileceklerini belirleyemiyorlar. Bu nedenle Nikol Paşinyan'ın, Gümrü'deki Rus askeri üssüne gelişini ''tarihi ziyaret'' olarak süslemeğe çalışıyorlar. Ayrıca ülke vatandaşlarının eskisi gibi hızla yurt dışına göç ettiklerini vurgulayarak Paşinyan'ın vaatlerini yerine getirmediğini belirtiyor, Viyana görüşmelerini ''politika uzmanı'' sıfatıyla ''değerlendiriyor'', hatta ''Karabağ'' kelimesinin kökeni konusunda ''uzman yorumu'' yapmağa çalışıyorlar. Dışarıdan parayla tutulan ''politika uzmanları'' ise Sergey Lavrov'un bir zamanlar söylediği sözleri Viyana görüşmeleri bağlamında kullanmak için pek istekli görünüyorlar. Tüm bu düzensiz ve anlamsız lafların sorunun ''adil şekilde çözümü'' bağlamında ''yeni hususlar'' olduğunu sunmağa çalışmakları işin komik tarafını oluşturuyor.

Net söylersek eski dönemlerde olduğu gibi Ermeni siyaset adamları ve politika uzmanları, ciddi bir karışıklık içindedirler. Bunun nedeni açık ve nettir – Ermeniler, çıkmaza girdiklerini ve yenilginin acısını en yakın zamanda hiss edeceklerini anlamağa başlamışlar. Yukarı Karabağ'daki askeri cunta rejiminin de Ermenistan yönetiminin izlediği politikaya itiraz etmeğe başlaması bunun belirtileridir. Teröristler, Ermenistan'da birilerinin Yukarı Karabağ'ı eyalet gibi görmelerine tahammül edemediklerini vurgulamaktadırlar.

Terörist-ayrılıkçılardan birisinin, ''Azerbaycan'la sorunu yalnız savaş yoluyla çözebiliriz'', sözlerine Ermeni generallerden birisi, ''Ne savaş?... Burnumuzu yeni topraklara sokmamalıyız. Önemli olan kendi sınırlarımızı koruyabilmemiz'', şeklinde yanıtlamıştır. Nitekim Ermenistan Savunma Bakanı Davit Tonoyan'ın, ''yeni topraklar'' iddiası keder yüklü bir şarkıya benziyor. Bu kederli şarkılarda ' Ermeniler'in, Muş ve Ardahan'ı geri alacaklarına''na ilişkin Ermeni ''arzuları'' da yer alıyor. Bunu Ermeni general Arkadi Ter-Tadevosyan söylüyor (Bkz, Это надо было сделать 10-15 лет назад / Lragir.am, 4 Nisan 2019).

Böylece artık Ermeni kamuoyunda Yukarı Karabağ'a ilişkin ortak görüşün olmadığı anlaşılıyor. Toplumun bir kısmı gerçeklikleri görmeğe başlamış bile. Ermeniler, savaş sonucunda işgal ettikleri toprakları ellerinde tutamayacaklarını anlamaktadırlar. Galiba yönetim de bunu idrak etmektedir. Bu nedenle çeşitli bahanelerle statükonun değişmemesine çalışıyorlar. Bu gelişmeler bazında Azerbaycan yönetimiyle ilgili gerçeği yansıtmayan söylemlerde bulunuyorlar. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, tutumunu net ve açık şekilde ifade ederek Azerbaycan'ın, toprak bütünlüğünü sağlayacağını ve topraklarını geri alabilmek için gerekirse savaşmağa tam hazır olduğunu beyan etti. Cumhurbaşkanı, bu tezi ''Ermenistan'la savaş henüz bitmedi. Savaşın ilk aşaması sonlanmıştır'' şeklinde ifade etmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mihriban Aliyeva ise ''Karabağ'ın bütün köylerinde, şehirlerinde Azerbaycan bayrağı dalganacaktır'' şeklinde konuştu.

Hak sesi: Azerbaycan yönetimi sabırlı ve adaletlidir

Bu düşünceler Ermeniler'i ciddi biçimde rahatsız ediyor. Ermeniler, Azerbaycan'ın güç kullanımından yana olduğunu ifade ediyorlar. Aslında Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Azerbaycan'ın uluslararası kamuoyu tarafından kabul edilen toprak bütünlüğünün sağlanacağı dışında bir söylemde bulunmadılar. İlham Aliyev ve Mihriban Aliyeva, sadece Azerbaycan topraklarının işgaline son verileceğinden bahsettiler. Bu söylemlerde hiçbir komşu ülkeye toprak iddiası yer almadı. Peki Ermeniler, neden Azerbaycan'ın bu haklı talebinin saldırgan olduğuna vurgu yapmağa çalışıyorlar?

Çünkü Ermeniler, işgal altında tuttukları Azerbaycan torpaklarından çekilmeği istemiyorlar. Bunun için işgal sonrası oluşan durumu önceden mevcut olan gerçek manzara gibi sunmağa çalışıyorlar. Ermenistan, ''Karabağ halkı'' diye asılsız tabirler kullanmakla uluslararası kamuoyunu şaşırtmağa çaba gösteriyor. Oysa hiçbir zaman ''Karabağ halkı'' diye bir tanımlama kullanılmadı, bu topraklarda yerel Azerbaycanlı'lar ve 200 sene önce dışarıdan göç ettirilen Ermeni nüfus yaşıyordu. Ermeniler, Azerbaycanlılar'ı kendi torpaklarından sürerek demografik yapıyı değiştirdiler. Şimdi eski yapıyı sağlamadan Yukarı Karabağ nüfusundan söz etmek imkansız. Özellikle bu konuda ''halk'' tanımlaması kullanılamaz.

Bu bağlamda kaydetmek gerekir ki Ermenistan yönetimi, er ya da geç başarısızlığa uğrayacağı absürt bir konuya el atmış bulunuyor. Elbet bunu kendileri de anlıyorlar. Maalesef Ermenistan'ı destekleyen büyük devletler, ön yargılı adımlarla durumu daha karmaşık hale getiriyorlar. Bu noktada belirtmek gerekir ki Golan Tepeleri'nin İsrail toprakları gibi tanınması tahripkar bir ortam oluşturuyor. Washington'un söz konusu kışkırtıcı adımının ardından Erivan'da da bu tür söylemlere rastlanıyor. Bu hususlar bazında çözüm sürecine engeller çıkartılması çabaları bilinçli şekilde yapılıyor.

Paşinyan, belirsiz tutumuyla çözüm sürecini çıkmaza götürmeğe çalıştığı izlenimi oluşturuyor. Ermeni Başbakan, Viyana görüşünün ardından Yukarı Karabağ'daki asılsız rejimin çözüm sürecinde yer alması gerektiğine yine vurgu yapıyor ve ''Yukarı Karabağ cumhuriyeti'' temsilcilerinin katılımı olmaksızın sorunun çözümünün imkansız olduğunu kaydediyor. Göründüğü üzere Ermenistan, çözüm sürecine engel çıkarmak taktiğinden vaz geçmemiştir. Fakat Ermeniler, önemli bir hususu dikkate almıyorlar.

Özellikle kaydetmek gerekir ki çözüm sürecinin formatı çoktan kesin olarak belirlendi. Şimdi bu formatın değiştirilmesi için iki tarafın da onayı gerekiyor. Bunun dışında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Ermenistan'ın çözüm sürecinde Yukarı Karabağ'daki Ermeniler'in çıkarlarını ifade ettiğini söyledi. Yani, işgalci olan taraf Ermenistan'dır ve sorunun çözümünün yalnız Ermenistan'la görüşülmesi lazım. Böylece format konusunda da noktayı koyabiliriz.

Durumun bu denli net olmasına rağmen, Ermenistan'ın belirsiz ve prensipsiz tutum sergilemekte devam etmesi çözüm sürecini çıkmaza sokuyor. Azerbaycan, bunu hep söylüyor. Fakat göründüğü üzere bunu eş başkanların da anlamaları ve kesin adım atmaları gerekir. Önümüzdeki sürec eş başkanların ne kadar aktif olacaklarına ve konunun çözümüne ilişkin tarafsız ve adil tutum sergileyeceklerine bağlıdır.

Net söylersek, AGİT Minsk Grubu eş başkanlarının, Ermenistan'ın çözüm sürecinde olumlu tutum sergilemesini sağlamaları lazım. Bunun için gerektiğinde Ermenistan'a baskı uygulanmalıdır. Ermenistan'ın şimdiye dek çözüm sürecini çıkmaza sürüklemesine, sorunun çözümüne zorluklar çıkarmasına ve farklı bahaneler uydurmasına son verilmesi gerekir. Aksi taktirde müzakerelerden hiçbir sonuç alınamayacaktır.

Bu hususlar oluşan durumun eş başkanları için bir nevi sınav olduğu anlamına geliyor. Rusya, ABD ve Fransa, kararlılık sergileyerek işgalciyi olumlu yaklaşım izlemeğe zorlamalılar. Artık buna daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü sorunun çözümü sadece Azerbaycan'ın haklı taleplerinin yerine getirilmesiyle ilgili değildir. Küresel gelişmeler ve bölgede oluşan karışık jeopolitik durum bunu gerektiriyor. Çünkü politika uzmanları, bölgede risk faktörünün zamanla etkisini arttırdığını belirtiyorlar. Rusya istihbaratı, teröristlerin Orta Doğu'dan çeşitli bölgelere dağıldığı konusunda açık uyarılarda bulunuyor. Bu durum Güney Kafkasya'da da yeni terör dalgasının oluşabileceği ihtimalini arttırıyor. Bu ayrıca AGİT Minsk Grubu eş başkanı ülkelerin jeopolitik çıkarlarının risk altına girebileceği anlamına da geliyor. Bu yüzden bölgede risk kaynaklarının etkisiz hale getirilmesi başlıca talebe dönüşüyor. Bu sırada Ermenistan'ın işgalci politikasına son verilmesi en başta gelir.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...