THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Erivan'da Frankofonya Zirvesi: Paris'in tarihi hatası ve Fransızlar'ın "hemşehrileri"

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
3979
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 16 Ekim 2018 – Newtimes.az

Büyük devletler bağımsız dış politika yürütürler. Bunu bağımsız olan her ülke tümüyle idrak ediyor. Fakat bağımsız politika yürütmek asla adaletsiz, haksız ve önyargılı olmak anlamına da gelmez. Üstelik, bu "bağımsız politika'', işgalciyi, haksız olan tarafı kollamağı öngöruyorsa çok zararlı ve tüm dünya için tehdittir. Frankofonya örgütünün 17. Zirvesi'nin Erivan'da düzenlenmesi sıradan bir olay değildir. Ermenistan, her zaman sabit olmayan, bir jepopolitik alandan diğerine yön değiştirmekle nitelendirilen tutum sergilemiştir. Bu yüzden "rusofonya'' değil de, "frankofonya'' olması Erivan için pek önem arzetmemektedir. Yeter ki konuşanlar Ermeni yanlısı olsun. Bu açıdan Fransa Cumhurbaşkanı 17. Zirvede çok farklıydı. Fransa Cumhurbaşkanı'nın sözlerinin dünya politikasında nasıl etki bırakacağı bir süre sonra belli olacaktır. Fakat söylenen sözlerde Güney Kafkasya'ya ilişkin önemli hususlar bulunduğundan bu konu üzerinde değinmeğe gerek duymaktayız.

Azerbaycan-Fransa ilişkileri: Bakü'nün cesaretli ve yapıcı adımları

Azerbaycan, bağımsızlığına kavuştuktan sonra Fransa'yla en üst düzeyde ilişkiler kurmak yönünde devamlı adımlar atmıştır. Büyük Önder Haydar Aliyev'in halkın yoğun talebi üzerine tekrar siyasal iktidara gelmesinin ardından bu süreç sistemli, kararlı ve derin anlam kazanmıştır. Haydar Aliyev, cumhurbaşkanı sıfatıyla yurt dışına ilk resmi ziyaretini Paris'e gerçekleştirdi. Büyük Önder, Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçilmesinden (3 Ekim 1993) sonra dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand'ın daveti üzerine bu ülkeyi ziyaret etti. Haydar Aliyev'in, Paris'te gerçekleştirdiği görüşmeler olumlu sonuçlandı. Fransa, Azerbaycan'la ilişkileri geliştirmenin önemini anladı.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Büyük Önder Haydar Aliyev'in politikasını başarıyla sürdürerek Fransa'yla ilişkilerle özel ilgi göstermiştir. Cumhurbaşkanı Aliyev'in Fransa'ya gerçekleştirdiği ziyaretler ve yürütülen ortak programlar bunu ispatlıyor. Zira, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de, Cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından ilk yurt dışı ziyaretini Fransa'ya gerçekleştirdi (Ocak, 2004).

2016 yılı verilerine göre Azerbaycan'da 40'ı aşkın Fransa şirketi faaliyette bulunuyor. Bu da son sınır değildir. Çünki devlet başkanı İlham Aliyev, Fransa'yla ilişkilerin daha da ivme kazanması yönünde adımlarını sürdürüyor. Sadece 2018 yazında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Fransa ziyareti çerçevesinde 11 Fransız şirketiyle çeşitli alanları kapsayan ve 2 milyar dolar değerinde yatırımı öngören anlaşmalar imzalandı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı, buna ilişkin, "Azerbaycan ve Fransa şirketleri arasında 2 milyar dolları aşkın değeri olan anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmalar gerçekleştirildiğinde hacim daha da büyüyecek. Ayrıca enerji güvenliği konusu da görüşüldü ve Güney Kafkasya Koridoru projesinin inşasının başarılı şekilde devam ettiği vurğulandı. Petrol ve gaz sektörü, altyapı, ulaşım, kozmik sanayi, hava ulaşımı, metro yapımı, askeri-teknik alanlarda işbirliği konuları da müzakere edildi."

Peki, tüm bu söylenenlerin karşılığında Paris'in Azerbaycan politikasının içeriğini hangi konular oluşturmuştur? Maaleesef, meselenin bu yönüyle ilgili birtakım eksiklikleri hatırlamak zorundayız. Öncelikle, bağımsız ülke olarak Azerbaycan'ın hiçbir ülkenin içişlerine karışmadığını ve ilişkilerini her hangi özel amaç doğrultusunda kurmadığını da kaydetmek lazım. Ayrıca Bakü, Fransa'nın hangi devletle ne tür ilişkiler kurması gerektiğine de asla mudahale etmez. Fakat Azerbaycan'ın devlet çıkarlarına ve egemenliğine zarar verebilecek davranışları da kulak ardı edemeyiz. Fransa'nın AGİT Minsk Grubu'nun eşbaşkanı olması bu ülkeyle ilişkilerde özel hassasiyet içeriyor. Fransa, Ermenistan-Azerbaycan Yukarı Karabağ savaşının adaletli ve uluslararası hukuk çerçevesinde barışcıl yolla çözümlenmesinde arabuluculuk etmek görevini üstlenmiştir. Eğer bu şartlar yerine getirilmez ise Azerbaycan'ın haklı eleştirilerine kimse engel olamaz. Çünki konu Azerbaycan'ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve egemen devlet olarak geleceğiyle ilgilidir. Böyle bakıldığında Fransa, bu yönde hangi adımları atmıştır?

Öncelikle Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ocak ayında Fransa Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi (CCAF) tarafından sözde Ermeni soykırımı anım toplantısına davet edildiğinde CCAF eşbaşkanları Ara Toranyan ve Murad Papazyan, Fransa Cumhurbaşkanı'ndan Türkiye'yi eleştirmesini ve işgal altında bulunan Azerbaycan'ın Yukarı Karabağ bölgesini ziyaret etmesini istediler.

Fransız milletvekilleri ve belediye başkanları: işgal bölgesine yasadışı ziyaretler

Fakat bunun yanı sıra Fransa parlamentosunun birtakım milletvekilleri ve belediye başkanları, Yukarı Karabağ'ı ziyaret ediyorlar. Örneğin, Halk Hareketi Birliği (UMP) grubundan seçilen milletvekili Guy Tessier, Ermenistan'ın işgalinde bulunan Azerbaycan torpaklarını ziyaret etti ve bölücü rejimin temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi. Ayrıca Fransa-Yukarı Karabağ dostluk grubu oluşturuldu. Fransa politikacıları, Ermenistan'ın son 25 yılda işgal altında tuttuğu Yukarı Karabağ bölgesine zıyaretler gerçekleştirdiler. Diğer hiçbir devletin politikacıları böyle adım atmamışlardır.

Fransa'nın Alfortville ve Valence şehirleri belediye başkanları da Yukarı Karabağ'da bulundular. Oysa bu adım Ermenistan'ın ve bu ülkenin tarafında yer alan güçlerin Azerbaycan topraklarında oluşturdukları bölücü rejimin direkt propagandasını yapmağa hizmet ediyor. Bu bağlamda Fransa'da Türkler aleyhine terör saldırıları düzenleyen teröristlerin birer ulusal kahraman gibi sunulması, onların isimlerinin sokak ve meydanlara verilmesi son derece üzüntü doğuruyor. Fransa, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını ve tarafsızlığını tamamen kaybetmiş gibi gözüküyor.

Bundan başka, Fransa'nın çeşitli şehirleri Yukarı Karabağ bölücü rejimiyle anlaşmalar imzalamışlar. Fransız şirketlerinin işgal altında bulunan Azerbaycan topraklarında faaliyeti konusunda bilgiler de mevcuttur. Bu sürec bağlamında iki husus ilgi uyandırıyor. Öncelikli husus, Fransa'nın çaba gösterdiği görüntüsü oluşturmasına rağmen, Ermenistan, gerçek anlamda Paris'i kulak ardı ediyor. Diğeri Frankofonya Zirvesi'nin Ermenistan'da düzenlenmesidir.

Birinci hususla ilgili Fransa'nın Ermenistan eski Büyükelçisi Henry Renault'un itirafı dikkatleri kendine çekiyor. Eski Büyükelçi, Ermenistan'da Fransızca öğrenenlerin sayısının hatta SSCB döneminde olduğundan da azaldığını belirtiyor. Ermenistan'la Fransa arasında ticaret hacmi 100 milyon dolar sınırını geçmemiş ve karşılıklı ticarette de hiçbir artış yoktur. Aksine, düşüş görülmektedir. "Orange" mobil operatörü Ermenistan'ın mobil operatörleri piyasasına giriş yapsa da az sonra hisse payını Rusya şirketine satmak zorunda kaldı. "Carrefour" dükkanlar zinciri Ermenistan'da tutunamadı. Bu şirketi Rusya'yla sıkı işbirliği bulunan Ermeni asıllı iş adamlarından birisi devraldı. Şimdi Erivan'da birkaç Fransız dükkanı bulunuyor ve Nikol Paşinyan, Fransa ziyaretinde bu dükkanları koruyacağına söz verdi. Bu işbirliği ve dostluk konusunda asıl Ermeni tutumu örneğidir.

Macron'un "Ermenifonyası": siyaset ve "hemşehri" arayışları

Fakat Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Frankofonya için Erivan'a geldi. Doğru, Erivan'da birtakım garip sözler söyledi. Macron, "Ben Frankofonya'nın 17. Zirvesi'ne katılmak için Ermenistan'da bulunmakdan memnunum. Ermenistan bizim için çok aziz. Ermeniler, Fransa tarihini oluşturdular, neredeyse bizim yarıhemşehrilerimiz. Ermeniler, tarihimizin bir kısmı ve onur kaynağımız.", şeklinde konuştu. Çok ilginç, Fransa tarihini Ermeniler oluşturdularsa ve Ermeniler Fransızlar'la hemşehriyse neden Ermenistan'ı Kafkasya'da kurdular? Malum, Fransızlar Kafkasyalı değillerdir. Öyleyse, Ermeniler de Kafkasyalı değillerdir. Bu açıdan bölge halklarının başbelası olması için belirli güçlerin düşünülmüş şekilde Ermeniler için Güney Kafkasya'da devlet kurdukları varsayımı ortaya çıkıyor. Bu durumda Sayın Macron'a "Sayın Fransa Cumhurbaşkanı, hemşehrilerinizi bu başbelası bölgeden çekip götürün. Böylece Kafkasyalılara büyük iyilik yapmış olursunuz”, söylemek isteriz. Macron, birazcık da ileri giderek "Fransızlar, Ermeniler'e yüreklerinin kapısını kibarca açtılar. Bu iki ülkeyi sizi çok seven Fransız halkı birleştiriyor. Bizim mutluluğumuz da, kederimiz de birdir. Ermeniler Fransızların yüreklerindedir'', beyanında bulundu.

Ardından Fransa Cumhurbaşkanı, Paris'in sözde Ermeni soykırımını hiçbir zaman unutmayacağını da ekledi. Böylece Paris'in yürüttüğü dış politikanın birtakım temel yönlerini açık ifade ettiği net olarak ortaya çıkıyor. Fransa, Ermenistan'a tam destek verdiğini ve tüm konularda bu ülkenin yanında yer aldığını gösteriyor. Öyleyse bu tür yandaş devlet hangi hakla AGİT Minsk Grupu'nun eşbaşkanlığını yapıyor? Aynı mantıkla yola çıkarak Ermeniler ve Avrupalılar, hangi yüzle Türkiye'yi taraf tutmakta ittiham ediyorlar? Türkiye, işgale uğrayan tarafın yanında yer alıyor, bu ülkenin etnik veya milli kimliği önemli değildir. Ankara, adalet talep ediyor ve ayırımcılığa karşı tutum sergiliyor.

Oysa Fransa, işgalcinin yanında yer aldığını direkt beyan ediyor. Hatta işgalci Fransızlar'ın kalbindedir ve Fransızlar'la hemşehrilerdir. Minsk üçlüsünün eşbaşkanı ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan Fransa, bu tür çifte standartlarla hangi başarılar kazanabilir? Bu durumda Paris, Azerbaycanlılar'ın dostu mu, yoksa düşmanı mı oluyor?

Bu sorular şimdi çok aktüeldir. Çünkü Fransa, AB'deki rolü ve tutumu açısından Azerbaycan için önemli partnerdir. Fransa Almanya ve İtalya ile beraber AB'nin üç önemli üyesinden birisidir. Nihayet, Azerbaycan, Minsk üçlüsünün diğer eşbaşkanlarının yanı sıra Fransa'nın da sorunun çözümüyle ilgili kararlı adımlar atmasını bekliyor. Ayrıca Fransa, Avrupa ekonomisinde çok önemli yere sahip ve dışpolitikada da etkilidir. Azerbaycan ticaret hacminin neredeyse yarısını Avrupa Birliği ülkeleriyle yapıyor. Az önce de belirttiğimiz üzere, Fransa, bu konuda önemli partnerdir. Azerbaycan'da yabancı sermayenin yüzde 6,7'si Fransa'ya ait.

Sabırlı, konstrüktif Azerbaycan: Her şeyin bir sınırı vardır

Kaydettiğimiz gibi, Bakü, tüm yaşananları dikkate alıyor ve Fransa'yla ilişkilerin gelişmesi için kararlı adımlar atıyor. Karşılığındaysa Frankofonya'da konuşma ve birtakım Fransız milletvekilinin, belediye başkanlarının işgal altında bulunan topraklara yasadışı ziyaretleri... Kıyaslama ortada. Aslında Fransa, Ermenistan'la ilişkilerini adaletten yana kullanabilir. Çünkü eğer onlar tarih boyunca yakın ilişki içindelerse, o zaman Paris, başkasına ait toprakların işgal edilmesinin haksızlık, cinayet olduğunu ve bu tutumundan geri adım atması gerektiğini Erivan'a anlatabilir. Fransa, Ermenistan yönetiminin yaptıklarının uluslarası hukuk normlarına aykırı olduğunu tümüylü anlatabilir. Böyle hareketlerin sonu iyi olmuyor.

Ayrıca Fransa, Avrupa Birliği'nin üyesi olarak demokrasiyi savunmak ve Azerbaycan'la imzalanan stratejik partnerlik anlaşmalarının hükümlerini uygulamak zorundadır. Oysa Paris, bu hükümleri birkaç kez açıkca ihlal etmektedir. Öncelikle Fransa parlamentosu üyeleri Yukarı Karabağ'a ziyaretler gerçekleştiriyorlar. Fransa'nın bazı şehirlerinin belediye başkanları aynı yanlışı yapıyorlar. Böylece Fransa, resmi olarak Birleşik Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin kabul ettiği ve kendisinin de imzaladığı belgelerin taleplerini ihlal ediyor. Son olarak AB'yle Azerbaycan'ın beraber hazırladığı ve Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü, sınırlarının dokunulmazlığını onaylayan belgenin hükümlerine aykırı adımlar atıyor.

İkincisi, Fransa Cumhurbaşkanı, uluslararası törende konuşarak kendisinin Ermeni yanlısı olduğunu açıkca itiraf etti. Oysa bu bir yönden Azerbaycan'la imzalanan anlaşmaların ruhuna aykırıdır, bir diğer yöndense Fransa'nın AGİT Minsk Grubu'nun eşbaşkanı gibi tarafsız olamayacağı anlamına gelir. Bu durumda Fransa, Minsk üçlüsü eşbaşkanlığından çekildiğini açıklamak zorundadır. Fakat resmi Paris'in bu yönde adım atmağı düşünmediği açıkca görülmektedir.

Tüm bu hususların yanı sıra jeopolitik bir konu da ilgi uyandırıyor. Ermenistan, Frankofonya Zirvesi'ni Erivan'da düzenlemekle Rusya'ya yeni mesaj bırakıyor. Paris, açık şekilde Ermenistan'da egemenlik isteğini ortaya koymaktadır. Macron, bunu en az iki yönde onayladı. Öncelikle, Fransa Cumhurbaşkanı, Ermenistan'ın en yakın partneri olduğunu ifade etti. Peki, bu durumda Rusya kim oluyor? Meğer, Ermenistan devletini Rusya kurmadı mı? Şimdi Ermenistan'ın en yakın dostu Fransa mı oldu? Kremlin'in buna cevabı çok ilginç olacaktır.

İkincisi, Macron, Fransızca'nın Ermenistan için önemini dolaylı şekilde ifade etti. Ayrıca bu Rusça'nın Ermenistan'da neredeyse tamamen yokedilmesi bazında yaşanıyor. Rusya, Ermenistan'ın eğitim sisteminde Rusça'ya yer verilmemesiyle ilgili kendi kaygılarını birkaç kez dile getirdi. Fakat her hangi bir değişim görülmemektedir. Bunun yerine Ermenistan yönetimi, Fransızca ve Fransız kültürüyle ilgili etkinliklere evsahipliği yapıyor. Ermenistan'ın, net olarak "Rus dünyası''nı "Fransız dünyası''yla değişmek üzere kolları sıvadığı görünüyor.

Oysa Azerbaycan, tamamen farklı tutum sergiliyor. Bakü, Fransa'yla sıkı ilişkilerini geliştirmekte, Rusya'yla da tüm alanlarda işbirliğini hızla güçlendirmektedir. Azerbaycan'da Rusça'nın gelişimi için hiçbir engel yoktur. Hatta ülkenin eğitim sisteminde Rusça'nın yeri ve rolü giderek güçleniyor. Rus kültürü Azerbaycan'da yaygınlaşmıştır, yaygınlaşıyor ve bu durumu değiştirebilecek hiçbir neden de bulunmamaktadır.

Fakat bu durumda temel soru şu: Azerbaycan, bu ülkelerle samimi ve dostça ilişkiler kurarken, Ermeniler'in bencil, asılsız iddialarıyla yüzleşirken Paris, gereken düzeyde yapıcı tutum sergilemiyor, işgalciye açık veya gizli destek gösteriyor, yeni silahlar veriyor. Azerbaycan, bu hususu göz önünde bulundurarak birtakım sonuçlar çıkarabilir. Özellikle Fransa'nın adaletli ve tarafsız tutum sergilemediği gün gibi ortada.

Tüm bu söylenenler uluslararası hukukun, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin ayak altına serilmesinin göstergesidir. Bu durum, ayrıca devletler arasında ilişkilerin dostluk ruhuna da aykırı. Azerbaycan, dış politikasını eşithukuklu işbirliği, karşılıklı güven, uluslararası hukuk normlarına saygı, içişlere karışmama prensipleri üzerinde belirliyor. Azerbaycan, tüm ülkelerle, Fransa'yla da işbirliği ve partnerlik ilişkilerini belirttiğimiz prensipler doğrultusunda gerçekleştiriyor.

Bakü, yeterince düşünülmüş ve mantıklı politika yürütüyor. Bu politika ulusal çıkarlara uygun biçimde uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Ülke yönetimi, hep en doğru tutumu seçiyor. Bu husus pratik olarak defalarca onaylanmıştır. Azerbaycan, büyük devletlerle ilişkileri bozmak yönünde politika yürütmemekte, aksine hep işbirliği ve karşılıklı fayda için çalışmaktadır. Bunun yanı sıra diğer tarafın da bazen elini vicdanına koyarak düşünmesi gerekmiyor mu?

Bir diğer husus Güney Kafkasya'nın durumuyla ilgili. Herkes bölgede yeteri kadar karışık jeopolitik dinamiğin olduğunu itiraf ediyor. Ermenistan'ın yıkıcı ve işgalci politika yürütmesi, İran-Batı ilişkilerinde gerilimin artması, terör tehlikesinin yaklaşması ve diğer hususlar son derece hassas duruma neden oluyor. Bu durumda Güney Kafkasya'ya ilgi duyan devletlerin yumuşatıcı, işbirliğine katkı sağlayan, adaletli ve tarafsız politika yürütmesi lazım. Bu konuda önyargılı davranılmamalı. Oysa, Fransa gibi tecrübeli bir devlet bu hususlara tamamen aykırı adımlar atıyor. Bu yaklaşım Güney Kafkasya'da istikrara ve barışa asla yardım etmiyor.

Bunun nedeni Fransa yönetiminin işgalcinin yanında yer aldığını, onun en yakın dostu olduğunu açıkca beyan etmesi. Bu durumda Ermenistan, BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarının taleplerini yerine getirir mi? Peki, AB'nin kabul ettiği kararların şartlarını yerine getirir mi? Fransa, kendi imzaladığı kararları hukuki bağlamda değerden düşürüyor, söz konusu belgelerin sıradan kağıt parçası olduğunu dolaylı şekilde sergiliyorsa işgalci, önyargılı düşünceye sahip, psikolojik hasta olan Ermenistan yönetimi için bu belgeler hiç kağıt parçası bile değildir.

İşte, bu açıdan Emmanuel Macron'un Fransızca konuşan ülkelerin uluslararası işbirliği örgütünün 17. Zirvesi'ndeki konuşmasını Fransa Cumhurbaşkanı'nın politik kariyerinin en başarısız anı gibi değerlendirebiliriz. Zirve'de yalnız Azerbaycan'a karşı değil de tümüyle dünya politikasına, Fransa'nın ulusal çıkarlarına ve AB'nin geleceğine darbe indirebilecek bazı hususlar vardır. Zamanın bu kanaaetimizin doğru olacağını göstereceğine kuşku duymuyoruz. İşte o dönemde Fransa liderlerinin yüzünü görmek ilginç olacaktır!

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...