THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Uyuşturucu ticareti – sessiz savaşın izleri

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»Çatışmalar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
10928
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

20’nci yüzyıl uluslararası ilişkiler sisteminde köklü değişikliklerin meydana gelmesi ile nitelendirilir. Özellikle bu yüzyılda devletlerarası ilişkilerde bin yıllardır uygulanan geleneksel savaş ve müstemleke siyaseti yeni sistemle ikame olundu. Artık küresel güçlerin dünya ülkeleri üzerinde denetimi çeşitli mali kuruluşlar, uluslararası teşkilatlar, küreselleşme süreci, kültürel müdahale, kozmopolitizm, küresel medya ağı, hatta bazen uluslararası hukukta uygulanan bazı çifte standartlar aracılığıyla gerçekleşir. Toplumun çeşitli alanlarında bu küresel mekanizmalar farklı adlarla sunuluyor. Yani, küresel güçler tarafından dünyanın diğer devletleri üzerinde milli değerlerin uyumlaştırılmasından tutun, ekonomide serbest ticaret siyasetine kadar tüm alanlarda güçlülerin çıkarlarına hizmet eden bir mekanizma kurulmuştur.

20’nci yüzyıl küresel güçlerin arasındaki ilişkilerin netleştirilmesine de yenilikler getirmiştir. 2 dünya savaşı yaşadıktan sonra eski imparatorlukların nükleer silaha sahip olması hem insanlığı mahvolma tehlikesi ile yüz-yüze koydu, hem de küresel güçler arasındaki ilişkilerde yeni yaklaşıma neden oldu. Nükleer silaha sahip olan bu devletler arasındaki ilişkilerde doğrudan savaş artık olasılık dışı olunduğundan yeni baskı araçları uygulanmaktadır: basın ve ideolojik mücadele, siyasi abluka, ekonomik yaptırım, çeşitli biçimlerde virüs saldırısı (siber-saldırılar, enformasyon alanında virüs yayılması, tehlikeli virüs taşıyan enfeksiyon hastalıkları ve uyuşturucu ticareti) ve insanlığı zor bir sınav karşısında bırakan diğer sorunlar. Tüm bu mücadele yöntemleri “sessiz savaş”ın unsurlarıdır.

Sessiz savaşta esas silahlardan biri insanlığın en büyük belası olan uyuşturucu maddelerdir. Uyuşturucu bağımlılığı ülkenin demografik potansiyeline, kalıtımına, nüfusun sosyal statüsüne, iş gücüne, kriminoloji duruma ektisi bakımından devletin milli güvenliği için doğrudan bir tehdittir. Bu sebeple, dünya uyuşturucu trafiğinde mevcut eğilimler bahsedilen açıdan değerlendirildiğinde sessiz savaşın izleri görülüyor.

Aslında insanlık uyuşturucu maddelerin bir silah olarak kullanılmasına çoktan şahit olmuştur. Sadece 1840-60 yıllarında İngiltere başta olmak üzere Avrupa emperyalistlerinin Çin’i tiryakla doldurma çabaları yankı uyandırdı ve tiryak savaşları ile sonuçlandı. İngiliz toplumunun bazı çevrelerinde bile bu çirkin tiryak ticareti ile ilgili uzun yıllar boyunca “imparatorluğun rezaleti” şeklinde konuşuluyordu. Günümüzde de aynı rezalet devam ediyor. Fark ise, şimdi uyuşturucu silahının savaş olmadan bele kullanılmasının gözlemlenmesindedir.

BM’nin Uyuşturucu ve Suç Ofisinin (UNODC) bilgilerine esasen 2011 yılında dünyada yaklaşık 7000 ton tiryak üretilmiştir. Bunun da büyük kısmı – dörtte üçü Afganistan’ın payına düşmüştür. İlginçtir ki, Afganistan’da uyuşturucu maddelerin üretimi NATO’nun askeri güçlerinin bu ülkeye yerleştirilmesinden sonra 40 kat artmıştır. Bu ise dünya genelinde uyuşturucu dolaşımının 2 kat artmasına neden olmuştur. Bu meseleye tesadüf gibi de bakmak mümkündü. Lakin geçen yüzyılın 70’li yıllarında da dünya tiryak üretiminde önderlik eden ülkelerin ABD silahlı güçlerinin denetimi altında olması durumu oldukça değiştiriyor.

İstatistiğe göre, o zaman dünya tiryak üretiminin %67’si “Kızıl Üçken” ülkelerinin (Myanmar, Laos, Tayland) payına düşüyordu. İlginçtir ki, bu senelerde ABD silahlı güçleri adı geçen ülkelere yerleştirilmişti. 1960-1970’li yıllarda Vietnam, Kamboçya, Laos ve Tayland’da ABD’nin yaklaşık yarım milyon kişilik askeri kontenjanı yerleşmişti. Basında yer alan gayri-resmi bilgilere göre, o zaman bölge ülkelerinden eroinin dünya pazarlarına taşınmasında bazı askerlerin yerli Çin toplumu ve ABD’deki Çin kopuntusu ile ilişkileri önemli rol oynuyordu. Hali hazırda da neredeyse aynı tablo yaranıyor. ABD ve NATO’nun askeri kontenjanı Çin Hindi yarımadasında olduğu gibi Afganistan’a da denetim yaptıkları zaman tiryak üretimi üzre önderlik bu ülkeye geçmiştir.

Gerçek tablo ise şöyledir, askeri güçlerin söz konusu ülkelerde tüm süreçleri denetim altında tuttuğu bir ortamda uyuşturucu üretimi ve ihracını önleyememesi soru işareti yaratıyor. Çünkü ABD kendi milli güvenliği için doğrudan tehdit olan Kolombiya’da uyuşturucu tarlalarına uçaklar aracılığıyla özel kimyasal maddeler serperek kokain üretimini bir yılda %75 azaltabilmiştir. Bu durumda ABD’nin kendisinin tamamen denetimi altında olan Afganistan’da uyuşturucu tarlalarını mahvetmemesi karanlık amaçları akla getiriyor. Genel olarak basına sızan bilgilere göre koalisyon güçleri haşhaş tarlalarının mahvedilmesine taraftar değiller. Buna esas gerekçe olarak ise, bu tarlaların mahvedilmesi durumunda Afgan çiftçilerin işsiz kalacağı ve Taliban savaşçılarına katılacağı endişesi gösterilmektedir. Bu konuda, 2009 yılında ABD’nin Afganistan’da özel temsilcisi olan Richard Holbruk da “Afganistan’da haşhaş tarlalarının mahvedilmesi paranın gereksiz sarfiyatıdır. Bu adım Talibanların uyuşturucu ticaretinden gelirlerini azaltmamakla birlikte Afgan köylülerinin savaşçılara katılmasına neden olur” sözlerini kaydetmiştir.

Böylece, Afganistan’ın bulunduğu jeo-siyasi konumun bazı sorulara açıklık getirme ihtimali vardır. Avrasya’nın merkezinde yerleşen bu ülke ABD’nin jeo-siyasi sahnedeki başlıca rakipleri olan Rusya ve Çin’in yakınındadır. Bu ikiliye Avrupa Birliği’ni de eklersek ABD’nin küresel sahnedeki tüm esas rakiplerinin tam listesi oluşmuş oluyor. Afganistan’da üretilen uyuşturucu maddelerin %20’sinin Rusya’ya, %19’unun Avrupa’ya, %15’inin ise Çin’e taşınması bazı hususlardan haber veriyor. Afganistan sınırlarının korunma düzeyi ve transit hatları yönünde merkezi hakimiyetin denetiminde olmayan arazilerin olması ise uyuşturucu maddelerin taşınmasını kolaylaştırıyor.

Sessiz savaşın ilk hedefi Rusya’dır. Son yıllar Rusya’da nüfus durmadan azalıyor (2011 yılının verilerine göre 139 milyona düşmüştür), gençlerin sayısı ve etkenliği azalıyor. Dünyada en fazla çocuk uyuşturucu bağımlısı Rusya’dadır. Demografların hesaplamalarına esasen 2100 yılında Rusya nüfusu toplam 80 milyon kişi olacak. Ülkede yıllık 70 ton tiryak tüketiliyor. Rusya’da somut olarak uyuşturucu madde bağımlısı olan 2-2,5 milyon insan vardır. Senede yaklaşık 30-40 bin kişi aşırı dozdan ölüyor, 70 bine yakın ölüm ise uyuşturucu maddelerden istifade ile ilişkilidir. Karşılaştırma için kaydedelim ki, bu Sovyet ordusunun Afganistan’ı işgali sırasında SSCB’nin verdiği kayıplardan defalarca büyük rakamdır. Rusya’da ana dini azınlık olan Müslüman ailelerin çokçocuklu olduğunu ve Rusların dışındakilerin esasen Müslüman olduğunu göz önünde bulundurursak ülkenin demografik geleceğinin şu andakinden oldukça farklı olacağı kuşkusuzdur.

Böylece, uyuşturucu maddeler aracılığıyla Rusya’nın demografik yapısına yönelik darbe ilk olarak onun küresel bir güç olarak sahneden çıkarılmasına hesaplanmıştır. Hali hazırki rakamlar gösteriyor ki, bu sessiz savaş yakın gelecekte Rusya’nın karşılaşabileceği herhangi bir sıcak çatışmadan daha tehlikelidir.

Afganistan’dan ihraç edilen uyuşturucu maddelerin son ulaşım noktalarından biri de Avrupa’dır. Avrupa’da uyuşturucu kullanımının liberal yasalarla düzenlenmesine ilişkin olarak uyuşturucu trafiği için bu bölge uygun bir pazardır. Meselenin diğer bir tarafı da vardır: Avrupa’da toplumun kendisinin uyuşturucu meyilliliği bu sessiz savaşla uğraşanlar için gerçek bir şans yaratmıştır. Avrupa’da demografik durumun geleceği gelecek yüzyıl için iyi bir gelecek vaad etmiyor. Birçok ülkede nüfusun doğal azalma süreci devam ediyor. Diğer taraftan, göçmenler say bakımından her sene artarak, toplumda daha etkin katılımcılara dönüşmüşlerdir. Göçmenlere karşı uyuşturucu ile bağlı sert talepler olduğunu ve bu işle ilişkisi olanların zaman-zaman Avrupa’dan sınır dışı edildiğini göz önünde bulundurursak şöyle bir tablo oluşuyor ki, uyuşturucu maddelerin daha çok yerlilere etkisi güncel bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Yani, uyuşturucu kullanıcısı ve ya satıcısı olan göçmenler sınır dışı edilerek doğal süzgeçten geçiyorlar. Bununla da Avrupa’nın yerli nüfusuna nispeten yeni sakinler – göçmenler - uyuşturucunun zararlarından daha uzak oluyorlar. Bu durumda ise 100 sene sonra Avrupa’nın demografik yapısında ciddi değişikliklerin olması olası görünüyor.

İlginç bir unsur da var ki, uyuşturucu maddelerin Avrupa’ya taşınmasında Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgal edilmiş toprakları özel bir konuma sahiptir. Dağlık Karabağ topraklarından uyuşturucu mafyası istifade ediyor. Uyuşturucu maddelerin transitinde ana hatlardan biri Afganistan-İran-Azerbaycan (işgal altında olan Dağlık Karabağ)-Ermenistan-Gürcistan-Avrupa’dır. Dağlık Karabağ’da uyuşturucu laboratuarlarının faaliyetine ilişkin bilgiler vardır. Böylece, işgal altında olan topraklardan Ermeniler hem transit, hem de üretim için istifade ediyorlar. Avrupa Birliği ve devletleri ise bu çatışmanın çözümünde ortaya net tavır koymayarak tüm bunlara göz yummuş oluyor.

Böylece, yeni milenyumda küresel siyasi arenada farklı yöntem ve taktiklerden istifade ediyorlar. İçerik ise değişmemiştir. Eğer geçmişte küresel güçler imparatorluk adı altında büyük toprakları işgal ederek, orada ağalık ediyorduysa, şimdi de aynı güçler demokrasi ve adalet ilkelerinin arkasına saklanarak aynı siyaseti yürütüyorlar. Küresel güçlerin geçen yüzyıllarda çatışması dünya savaşları ile sonuçlanıyordu ve kısa müddette milyonlarca insanın hayatını yitirmesine, altyapının zarar görmesine ve diğer sosyal felaketlere neden oluyordu. Şimdi de bu güçlerin mücadelesi birçok insanın ölümüne, ekonomik krizlere, açlığa ve diğer insani sorunlara neden oluyor. Fakat sonuçlar kısa müddette değil, nispeten uzak gelecekte kendisini gösteriyor. Hatta mücadele daha da acımasızlaşmıştır. Vurulan darbeler ise bumerang etkisi de yapabilir. Yani herhangi bir ülkeye karşı yönelen uyuşturucu maddeler gibi yeni silahlar kendi ülkelerine de darbe vurabilir. Artık mücadele savaş meydanında olmadığı için sade insanların kurban gitmesi sıradan bir hal almıştır. Fakat esas gerçek şudur ki, kim kazanırsa kazansın, kaybeden insanlıktır.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...