THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Çifte Standart Siyasetine Bir Açıdan Bakış

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
14487
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Çifte standart, siyasette, ülkelerin davranışlarının değerlendirilmesinde ayrımcılık yaklaşımını ifade eden bir terimdir. Bu terim, ilk defa 19’uncu yüzyılın ortalarında İngilizce’de kullanılmıştır. Önceleri bu, erkek ve kadınlardan beklenen farklı ahlaki talepleri ifade etmekteydi. Teolojide müzakerelerde ve bilimde farklı ölçü yöntemlerini bildirmek için kullanılmıştır. Terim Rusça’ya 1950’li yıllarda dâhil edilmiştir. SSCB’de aynı terim, kapitalist ülkelerdeki ırksal ve sınıfsal eşitsizliği ifade etmek için kullanılmıştır.

İngilizce’de Oxford lügatında çifte standarda kısa bir tanımlama getirilmiştir: “Çifte standart; bir kural ya da ilkenin, birine kıyasla bir başkasına (ya da kendine) daha ciddi uygulanmasıdır”. Çifte standart siyaseti, aynı davranışı sergileyen aktörlerin davranışının farklı şekilde değerlendirilmesinden oluşmaktadır. Eğer davranışı sergileyen, onu değerlendirene “yakın” ise, iyi ilişkilerden bahsedilir; aksi takdirde kınama ve ithamlar dile getirilir. Uluslararası ilişkilerde bu durum, adet olduğu üzere, “istenmeyenlerin”; ilkeleri, sözleşmeleri ya da taahhütleri bozmakla itham edilmesi şeklini alır. Örneğin, “evrensel değerlerin çiğnenmesi”, “insan haklarının bozulması”, “uluslararası hukuk normlarından imtina edilmesi” v.b. Bu değerlendirmeyi yapanların kendileri ya da müttefiklerinin benzer hareketleri ise, açıkça göz ardı edilmektedir.

Uluslararası siyasette çifte standart, geçen yüzyılın ikinci yarısında daha da keskinleşmiştir. Bu süreç, Batı siyasetçilerinin söylemlerindeki değişikliklerde gözlemlenmekteydi. Aslında, çifte standart siyasetinin temelinde belirli terimlerin kullanılması ve onların amaca uygun olarak yenilenmesi yatmaktadır.

 Örneğin, 20’nci yüzyılın yaklaşık 80’li yıllarından itibaren Batılı siyasetçilerin lügatında “insan hakları” ifadesi daha önemli bir yer buldu ve “demokratik toplum” terimi çerçevesinde, siyasal aktörlerin hareketlerini olumlu ya da olumsuz şekilde değerlendirme ölçüsü olarak kullanıldı. Benzer şekilde, bir sıra terimden aynı amaçlarla faydalanılmaya başlandı. Siyasette bu gibi taktikleri, adet olduğu üzere, herhangi bir ülkenin siyasal egemenliğine karşı uyguladıklarını kaydetmek gereklidir. Yani, aynı terimler toplumun yararına, yönetimin ise zararına olan unsurlar olarak kullanılır. Bunun da bazı yönleri ön plana daha fazla çıkartılır. Onların bazıları aşağıdadır:

-           evrensel değerlerin korunması;

-           milletlerin kendi kaderini belirleme ilkesi;

-           insan hakları;

-           ifade özgürlüğü;

-           vicdan özgürlüğü;

-           ulusal azınlıkların hakları;

-           küçük etnik grupların korunması;

-           siyasal ve iktisadi faaliyet özgürlüğü.

Bu gibi terimleri kullanarak baskı mekanizması oluşturulur. Örneğin, “siyasal suçlu” ifadesi. Denebilir ki, bir ülkede herhangi bir kanunun bozulması; toplumda huzursuzluk, tahrip, düşmancılık, hoşgörüsüzlük v.b. yaratmaya çalışması sebebiyle bir kişi mahkemeye verilirse, “siyasal suçlu” kavramını gündeme getirip, o ülkeye karşı baskılara başlarlar. Benzer şekilde, milletlerin kendi kaderini belirleme ilkesinden de farklı amaçlarla faydalanılır.

Çağdaş uluslararası ilişkilerde çifte standart siyasetini hayata geçiren mekanizmalar; kural olarak, uluslararası teşkilatlar, çeşitli hukuki kurumlar, kitle iletişim araçları, siyasal ve sosyal birlikler aracılığıyla gerçekleştirilir. Siyasetçi ise, bu sıralanan kurumlarda hazırlanan bilgilerin ardından değerlendirmeye başlamaktadır.

Örneğin, insan hakları ile ilgilenen herhangi bir uluslararası kurum, Ermenistan’da meydana gelen kanlı Mart olaylarını, seçim sonuçlarına itiraz edenlerin haklarının çiğnenmesi olarak değil, mevcut siyasal rejimin korunması olarak sunmaktadır. Azerbaycan’da ise aksine, benzer bir süreci siyasal iktidarın aleyhine çevirmektedirler.

Bütün bunların sonucunda başka bir uluslararası kuruluş, Ermenistan’ı insan potansiyelinin gelişim düzeyi, insan haklarına saygı derecesi v.b. bakımdan Azerbaycan’dan oldukça ileride gösterir.

Son olarak, tüm bu parçalar “tek bir siyasal-ideolojik merkezde” birleştirilir ve devletin olumsuz görüntüsü oluşturulur. Buradaki amaç ise, kendi çıkarları çerçevesinde siyasal bir karar kabul etmektir. Örneğin, Ermenistan’ın Azerbaycan’a tecavüz ettiği gerçeğini kâğıt üstünde öyle şekillendirir ve anlamlandırırlar ki, oluşturulan çerçevenin ötesine geçilememektedir. Burada Batı siyasal düşüncesinin kurnaz bir hilesini (yanıltıcı ideolojik taktik) kaydetmek gereklidir.

Çifte standart siyasetinin temelinde gerçeğin kendisi değil, onun siyasal çıkarlara uygun şekilde sunulmuş hali durur. Buna bilimde “faktolojik” yaklaşım derler. Yani, bir olayın meydana gelmesini asıl şekliyle değil, faktolojik şekliyle göstermekteler.

Ermenistan silahlı kuvvetlerinin, Dağlık Karabağ’ı işgal ettiğinde Hocalı’da soykırım gerçekleştirmesini ele alalım. Bunu kanıtlayan yeterince delil vardır. Bu deliller olayın içeriğini gösteren deliller olarak kabul edilirse, soykırım kararı kendiliğinden kabul edilir. Lakin bunun yerine, gerçeği çeşitli çerçevelerden ele alarak sunmaktalar.

Örneğin; gerçeği kabul edip suçluyu cezalandırmak yerine, onu “ortak barış”, “ileriye bakmak”, “halkları birbirine düşman etmemek” v.b. gelişigüzel ifadeler çerçevesinde sunmaktalar. Sonuçta, olay kısmen kınanmakta; fakat onu gerçekleştirenler sorumlu tutulmamaktadır. Böylelikle, toplumun buna benzer karışık ve karmaşık “zeka hilelerini” fark etmesi zorlaşır. Üstelik, “değerlendirenler” kitle iletişim araçları aracılığıyla kendi ideolojik savlarını topluma yaymaktadır. Hem devletin yanlış uluslararası görüntüsü oluşur hem de toplum bütünlüğünün korunması sorgulanmaya başlar.

Böyle süreçlerde uluslararası teşkilatların özel bir rolü vardır. Bu teşkilatlar “tantanalı bir duruş” alarak, mutlak hakimmişçesine belgeler kabul ederler. Aynı belgelerde, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması gerektiği belirtilmektedir. Lakin Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması belirtilmemektedir.

Avrupa Birliği’nin son belgelerinin birinde bunu gördük. Birkaç yıl Azerbaycan’da “siyasal suçlu” oyununu oynadılar, ancak Ermenistan’a ilişkin hiçbir hareket gözlemlenmedi. Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nden akın akın temsilciler gelip, Azerbaycan’ın en ücra köylerine bile gitmekte; ulusal azınlıkların yaşadıkları evlere gidip, onlarla ilgilenmekteydiler.

Bunun arka planında Ermenistan’daki Azerbaycanlıların niye “yokolduğu” hiç kimsenin ilgisini çekmemektedir. Şimdi Ermenistan’da bir avuç ulusal azınlığın hakları hakkında konuşan yoktur. Gürcistan’da soydaşlarımıza karşı birkaç yıl süren ayrımcılık sebebiyle resmi Tiflis’e hiçbir söz denmemiştir. Orada yaşayan soydaşlarımızın sorunlarını gidip soran bir uluslararası teşkilat temsilcisi görülmemektedir.

ABD Kongresi her yıl Ermenistan’a yüksek meblağda yardım ayırır. En iyi ihtimalde bunu bir yıl biraz azaltır, sonraki yıl arttırır. Hatta Dağlık Karabağ’daki kanunsuz rejime bile çeşitli bahanelerle yardımda bulunur. Aynı zamanda, Güney Osetya’da ve Abhazya’daki rejimlerle ilişkileri farklıdır.

Buna benzer örnekler çoğaltılabilir. Liste ne kadar uzarsa uzasın sorunun içeriği zerre kadar değişmeyecek – Azerbaycan’a karşı Batı’nın çifte standart siyaseti bütün yoğunluğu ile devam etmektedir. AGİT’in Minsk Grubu’nun eş başkanlığını Batı (ABD ve Fransa’nın temsilciliğinde)-Rusya ekseni hayata geçirir. Burada da sonuç, başka teşkilatların duruşundan pek de farklı değildir. Yegâne hareketlilik, süreli olarak değişen eş başkanların bölgeye seferleri sırasında gösteri sergilenmesi ve onların “eli boş” olmasıdır. Fransızlar demişken, “bir şeyi korumak istiyorsan, her şeyi değiştir”; yani çifte standart siyasetini korumak istiyorsan, eş başkanları sürekli değiştir... Ancak her şeyin bir sonu vardır. Çifte standart siyaseti de sonunda bumeranga çevrilecektir.

New Times

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...