THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

ABD Dışişleri Bakanlığına

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası ilişkiler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
8802
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bugün genel olarak dünyada, özellikle de Güney Kafkasya bölgesinde meydana gelen jeo-siyasi süreçler ve bununla ilgili Amerika Birleşmiş Devletleri’nin yürüttüğü siyaset bu müracaatı yazma ihtiyacı yaratmıştır. Dünyada meydana gelen süreçleri bir kenara koyalım. Bu müracaatın yazıldığı Azerbaycan’a, onun yürüttüğü siyasete, elde ettiği başarılara ve son olarak, bütün bunlarla birlikte ABD tarafından ona karşı edilen muameleye bakmak, konunun öneminin farkına varılması için yeterlidir.

Güney Kafkasya’da yerleşen devletlerden biri olan Azerbaycan’ın, tarihi olarak bölgenin jeo-siyasi muhitinin oluşmasında kendi katkısını sunduğu, tarihe bakıldığında net olarak görülebilir. Azerbaycan halkının laikliğe ve liberalizme temellenen ulusal siyasi düşünüşünün oluşmasında ise, onun Batı ülkeleri ile olan ilişkileri önemli rol oynamıştır.

Azerbaycan’da toplumun liberalleşme süreçleri henüz 19’uncu yüzyıldan, Çar Rusyası’nın yönetiminde olduğu devirlerden oluşmaya başlamıştır. İmparatorluk yönetimine itiraz, Azerbaycan toplumunda kitlesel olarak çağdaşlığa can atma eğilimlerinin mevcut olması ve gelişmesinin sonucunda meydana gelmiştir.

Halk henüz 19’uncu yüzyıldan itibaren Batı uygarlığını ve bilimini geniş şekilde benimsemeye başlamış, sonuçta etrafa kendi ulusal adet ananelerini yansıtan yeni değerler sunmuştur. Memleketin aydınları daha önceki yüzyıllarda Batı düşüncesini; kültürel ve felsefi-siyasi düşünceleri kendi ülkelerine ithal etmiştir.

Batı’nın kültürel değerlerinin benimsemesi sonucunda Doğu’da ilk opera ve ilk bale Azerbaycan’da yaratılmıştır. Müslüman Doğu’daki ilk laik profesyonel tiyatronun temeli 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Azerbaycan’da atılmıştır. Hatta, o devrin aydınları Bakü’de Fransızca, İngilizce, Rusça, Türkçe ve diğer dillerde roman ve bilimsel eserler de yazmışlardır. Böylelikle, Azerbaycan aynı zamanda, Batı uygarlığının Doğu’ya ihracında köprü rolünü oynamıştır.

Azerbaycan’da demokrasinin liberal ananelerine cevap veren devlet yapısı daha 1918 yılında yaratılmıştır. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti parlamento ananeleri temelinde, liberal düşünceye dayalı; hukuki ve siyasi bir kurum olarak Doğu’nun ilk laik cumhuriyeti idi. Özellikle, 27 Mayıs 1918 tarihinde temeli atılmış ve Azerbaycan Milli Şurası olarak adlandırılan ilk parlamento, yeni hukuki ve siyasi toplumun temelini oluşturmuştur. Bu, bütün Doğu’da o devrin en demokratik ilkeleri esasında oluşturulmuş ilk parlamentodur.

Demokrasi ve insan haklarının adı geçen devir için geniş yer bulduğu ülke olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nde, Doğu aleminde ilk defa olarak kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Bu bakımdan Azerbaycan; ABD (1920), Fransa (1944), İsviçre (1971), Japonya (1945), Güney Kore (1948), Portekiz (1931) ve İspanya (1931) gibi çağdaş devrin gelişmiş devletlerinin çoğunu geride bırakmıştır. Hukuk önünde eşitliği sağlamak ve bunu geliştirmek amacıyla, henüz 19’uncu yüzyılın sonlarında kızlar için okul da açılmıştır.

Bağımsızlık kazandıktan sonra da, bu ülkenin dış siyasetinin ana doğrultusu Batı yönümlü olarak belirlenmiştir. Azerbaycan halkının Umummilli Lideri Haydar Aliyev’in başkanlığı devrinde, 1994 yılında imzalanan “Yüzyılın Anlaşması” ile Batı ile ilişkileri derinleştirmeye başlayan Azerbaycan, kendi servetini daha çok Batı’ya taşımayı kendine amaç olarak belirlemiştir. Ağır baskılara rağmen Azerbaycan, enerji siyasetinde Batı yönümlülüğü esas alarak, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum enerji projelerini gerçekleştirmiştir. Batı’nın nedense desteklemek istemediği Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun yapımı ise, hızla devam ettirilmektedir.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de Batı ile bütünleşme sürecini hızla devam ettirir. Azerbaycan; Avrupa Konseyi, AGİT, Avrupa Birliği, NATO ve diğer teşkilatlarla yüksek düzeyde iş birliği yürütür. Cumhurbaşkanı her zaman Azerbaycan’ın, Avrupa’nın enerji güvenliği konularının başarıyla halledilmesinde katkısını sunmuş ve bundan sonra da sunmaya hazır olduğunu beyan etmektedir. Azerbaycan’ın bundan önceki devirlerde oluşturulmuş ulaştırma altyapısı, özellikle de doğal gaz boru hatları Nabucco ve “Güney Koridoru”nun yaratılması için bütün olanaklarını ortaya koymaktadır.

Hâlihazırda, halk esasen ulusal adet ananelerinin yanı sıra, siyasi hayatını da Avrupa modellerine uygun şekilde oluşturarak iki uygarlığın uyumunu yaratır. Ülke, kendi içindeki hukuk inkılâplarını Avrupa ananelerine uygun şekilde hayata geçirir. Bu siyasetin kanıtı olarak, henüz 1998 yılı Şubat ayında hem Doğu hem de BDT kapsamında ilk defa Azerbaycan’da idam cezası kaldırılmıştır. İdam cezasının uygulanması ise, ülkenin Avrupa Konseyi’ne üye kabul edilmesinden çok önce, somut olarak, 1993 Yazı’ndan itibaren durdurulmuştur. Bir kıyaslama yapmak için, insaniyete karşıt olan idam cezalarının hâlihazırda birçok Doğu ülkesinde, hatta ABD ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde de uygulandığını dikkate almak lazımdır.

Azerbaycan uluslararası barış ve güvenliğe çok hassas yaklaşmaktadır. Bu bakımdan 11 Eylül olaylarından sonra anti-terör koalisyonuna katılan ilk ülkelerden biri olmuştur. 12 Eylül 2001 tarihinde, ABD’de 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan terör saldırılarının masum kurbanlarının hatırasının anılmasına ilişkin olarak, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın talimatı imzalanmıştır. Müslüman bir ülke olmasına ve Müslüman dünyasının baskılarına rağmen, Azerbaycan askerleri Afganistan ve Irak’ta anti-terör koalisyonunun uluslararası kuvvetler yapısı dâhilinde faaliyet göstermiştir.

Azerbaycan daima iç ve dış siyasetinde uluslararası hukuk normlarına saygı göstererek, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde bu normlara uyulmasını zorunlu görmektedir. İşgale uğramış bir devlet olmasına rağmen, barışseverliğini korumaktadır ve Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının çözümünde demokrasi, insan hakları ve adaletin temsilcileri olarak hesap edilen Batı’ya, ABD’nin de eş başkanı olduğu AGİT’in Minsk Grubu’na, olan inancını yitirmemiştir.

Lakin bütün bu kaydedilenlere rağmen, Azerbaycan Batı dünyası için göstermiş olduğu hizmetlerin karşılığını gereğince almamıştır.

Tarihe ve şimdiki duruma bakarak, daha adaletli tahlil yaparsak, Azerbaycan’ın Batı için etmiş olduğu bütün bu hizmetlerin başka hiçbir devlet tarafından edilmediğini net olarak görebiliriz.

Lakin ABD’nin devlet kurumlarının hazırladıkları raporlarda, Azerbaycan alkışlanmak yerine eleştirilmektedir. Tabi ki, genç bir devlet olarak, sorunlar bulunmaktadır. 20 yıllık devletçilik geleneği olan bir ülkeden, 200 yıllık geleneği olan ülkenin eriştiği düzeye erişmesini beklemek doğru olmazdı. Sorunlar tabi ki, kaydedilmeli ve yapıcılık esasında bunların çözümüne çalışılmalıdır. Lakin Azerbaycan’ın elde ettiği başarıların da aynı raporlarda yer alması, en azından adalet bakımından gereklidir. Aynı zamanda Azerbaycan’ın yüzleştiği sorunlar, karşılaştığı dış baskılar ve onun en sancılı sorunu olan Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının hala çözümlenmemesi de bu raporlarda yer almalıdır. O çatışma ki, sonucunda Azerbaycan topraklarının % 20’si - Dağlık Karabağ ve etrafındaki yedi bölge - işgal edilmiştir.

Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında etnik temizleme siyaseti yürütülmüş, bir milyondan fazla insan mülteci ve zorunlu göçmen durumuna düşmüştür. Bu topraklardaki kadim medeniyet anıtları mahvedilmiş; okullar, müzeler, camiler yıkılmış; mezarlıklara karşı saygısızlıklar yapılmış; dünya medeniyetinin nadir incileri yeryüzünden silinmiştir.

Taraftarlarına arkalanan Ermenistan ise, soruna ilişkin olarak BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı dört kararı; aynı şekilde BM Genel Meclisi, AGİT, Avrupa Konseyi, NATO, Avrupa Parlamentosu, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer uluslararası teşkilatların karar ve tavsiyelerini dikkate almamaya devam etmektedir. Minsk Grubu’nun eş başkanı olan ABD ise, Ermenistan’a; işgalin durdurulması, işgal edilen toprakların geri verilmesi, mülteci ve zorunlu göçmenlerin ana yurtlarına geri dönmesi için hiçbir zaman baskı yapmamıştır.

Batı ve özellikle ABD bugün gelişmişliğin zirvesinde durmaktadır. Bu gelişme hem siyasi hem iktisadi; hem bilimsel hem de teknolojik alanı kapsamaktadır. Lakin en büyük gelişme, adaletin sağlanmasında kendini göstermektedir.

Tarih bugün, ABD’ye hususi bir fırsat vermiştir; yeryüzünün önderi olma fırsatı. Önderler atanmazlar. Önderler sahip oldukları özel nitelikleri sebebiyle seçilirler ve kabul edilirler. Önderlerde bir kutsallık niteliği olur. Bu kutsallık sebebiyle de herkes onlara saygı gösterir. Fakat o kutsallığı elde etmek ve korumak oldukça zor bir görevdir. O kutsallığın teminatı ise, herkesin önderden beklediği bilgelik, ileri görüşlülük ve adaletlilik nitelikleridir. Bu niteliklere sahip olmayanlar kutsallığını yitirir; kutsallığını yitiren önderler ise, önderliğini yitirir. Henüz 1983 yılında, ABD Başkanı Ronald Regan’ın belirttiği; “Amerika adaletli olmalıdır; çünkü adaletli olmayı bıraktığı andan itibaren büyük olma hakkını yitirir” sözleri rastlantı değildir.

Bir zamanlar insanlar SSCB’nin beraberlik ve kardeşlik sözlerine inanarak, ona yönelmişti. Dünya iki kutba bölünmüştü. Lakin çok geçmeden, Sovyet totaliter rejimi demokrasi, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve adalet adına dağıldı; çünkü herkes ABD’nin önderlik ettiği demokratik rejimi kurmak hevesindeydi. Fakat bu demokrasinin sadece bir görüntü, göze çekilen bir perde olduğu fikrine varılırsa, Sovyet rejiminin akıbeti onu da beklemektedir. Bugün sadece Azerbaycan değil, bütün dünya ABD’den bu adaleti beklemektedir. Bugün Güney Amerika, Afrika, Asya, Yakın Doğu, hatta Avrupa da ABD’den önderliğin, oturduğu koltuğun, hakkını vermesini beklemektedir. Aksi takdirde, yeni blokların ve yeni dünya düzeninin oluşması kaçınılmazdır ki, bunun da en büyük zararı ABD’ye olacaktır.

New Times

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...