THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Futbol – Siyasetin Kurbanı

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4052
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bugünlerde “Kara Avrupası”nın nabzı, Ukrayna ve Polonya’da geçirilen Avrupa Futbol Şampiyonası ile atıyor. Lakin milyonların sevgilisi olan bu oyunun, hali hazırda siyasi bir baskı aracı olarak kullanılması sıradan taraftarların beklentileriyle uyuşmuyor. Almanya başta olmak üzere, bazı Avrupa ülkelerinin ve uluslararası kurumların Ukrayna’daki siyasi süreçleri bahane ederek boykot çağrıları ile bu ülkeye baskı yapması, futbolun da siyasete alet olduğunu gösteriyor. Hâlbuki Uluslararası Olimpiyat Oyunları Komitesi’nin, FIFA ve UEFA’nın temel sloganlarından biri şudur: “Spor siyasete karıştırılmamalıdır”.

Fakat tarihi deneyim de, özellikle popülerliği bakımından futbolun her zaman ulusal, etnik, dini, sınıfsal ve sosyo-politik konumun, hatta ırksal ilişkilerin yansıması bakımından, siyasi arsenalin önemli bileşenlerinden biri olduğunu onaylıyor.

Avrupa’nın en güçlü şampiyonalarından biri olan İspanya’daki “La Liga”da; ulusal, etnik ve dini siyasetin yansımalarına rastlıyoruz. İspanya’nın bazı futbol kulüplerinde ulusal ve etnik bölücülük eğilimleri gözlemleniyor. Uzmanlar bunun nedenini, İspanya’nın yakın geçmişinde meydana gelen olaylarla ilişkilendiriyor. Örneğin;  iç savaşa kadar (1936-1939) İspanyol toplumunun manevi değerleri 3 önemli unsur üzerine kurulmuştu: Liberalizm, laiklikle beraber kilise ve monarkın nüfuzu (özellikle Bask bölgesinde Katolik kilisesi büyük nüfuz sahibiydi.) ve sosyal reformlara olan ihtiyaç (Sosyalist düşünceler Katalan milletçileri arasında daha popülerdi). 1939 yılında General Francisco Franco’nun iktidara gelmesinden sonra, bu değerler muhafaza edilmedi ve genel olarak ulusal ve etnik simgeler yasaklandı. Hatta İspanyolca’dan başka dillerde konuşmak bile cezalandırılıyordu. Bu sebeple, Katalanya’da “Barselona”, Bask bölgesinde “Atletik Bilbao” gibi takımların stadyumları, Katalan ve Bask dillerinin açıkça konuşulduğu bir merkeze dönüşmüştü. Bu düşüncelerin devamı olarak “Athletic Bilbao” takımı, sadece Bask bölgesinde doğmuş olan ya da yurtdışından gelen Bask kökenli futbolcuları takıma alıyor (Örneğin; Fransa milli takımının oyuncusu Biskan Lizaryazu, Bask kökenli olduğundan kulübe dâhil edilmiştir.). Bilbao Kulübü, bu özellikleri sebebiyle dünyadaki yegâne ekiptir. Bask ulusal özgürlük hareketinin terör kanadı olan ETA terör teşkilatının sloganları da Bilbao’da “San Mames” stadyumunda dile getiriliyor. Bazen basında, kulüp temsilcilerinin ETA ile ilişkilerine ilişkin haberler de yer alıyor. “Barselona” ile“Real Madrid” (General Franco’nun taraftarı olduğu takım) arasındaki rekabetin temelinde de, Katalan milletçiliği ve merkezi hükümete karşı direnç hareketi yatıyor.

İran Şampiyonası’nda da ulusal harekâtın esas meydanı futboldur. Tebriz şehrini temsil eden “Trahtor Sazi” takımının maçları, ülkede yaşayan Azerbaycan Türklerinin ulusal düşüncelerini ifade yerine dönüşmüştür. İstatistik verilere göre, takımın her maçına yaklaşık 70-80 bin seyirci gidiyor. Takımın taraftarlarının seslendirdiği; “Haray, haray Ben Türk’üm!”, “Türk dilinde medrese, olmalıdır herkese!”, “Benim dilim ölen değil, başka dile dönen değil!” gibi sloganlar, İran Şampiyonası’na ulusal ve kültürel bir renk katıyor.

İspanya Şampiyonası, dini siyasetin de dışında değildir. Nisan 2012 tarihinde, “Real Madrid” kulüp yönetimi, kulübün amblemindeki, kral tacının üstündeki haçı çıkarmaya karar vermiştir. Haç, kulübün amblemine 1920 yılında taçla beraber eklenmişti. Yerli basın bunu, kral kulübünün Müslümanlar arasında popülerliğini arttırma amacına bağlıyor. Eleştirenler ise, bunu iş dünyasının kararı olarak değil, İslam dinine inananların sayısının artması olarak değerlendiriyor.

Genel olarak, Avrupa futbol kulüplerinde haç işaretine hem milli takım ve kulüplerin amblemlerinde hem de formalarında sıkça rastlanır. Bu bayraklar, amblemler ve formalar takımın taraftarlarının kitleselliği zemininde savaşçıların geçit törenini hatırlatıyor. Hatta bazı kulüpler, bu simgeleri adlarında bile kullanıyor. Örneğin; ambleminde haç bulunan İtalya’nın “Parma” kulübü, gayri-resmi olarak Haçlılar olarak adlandırılıyor (“Crociati” İtalyanca Haçlı demektir).

Bazı ülkelerde futbol farklı dinlere mensup olanların karşı karşıya gelme alanıdır. Örneğin; İskoçya Şampiyonası’nda “Glasgow Rangers” ile “Celtic” arasındaki ezeli rekabette, din unsuru esas belirleyicidir; çünkü “Glasgow Rangers” Protestantların, “Celtic” ise Katoliklerin takımıdır.

Futbolun iç siyasette bir araç olarak kullanılmasının en parlak örneğini, İtalya eski Başbakanı Silvio Berlusconi’nin “Milan” futbol kulübü ile olan ilişkilerinde görmek mümkündür. 20’nci yüzyılın 80’li yıllarının sonuna doğru, “Milan”ın Avrupa’daki yüksek popülerliğini dikkate alan Berlusconi, 1986 yılında bu kulübü satın aldı. Ardından, İtalya’da çok ünlenen bir futbol sloganı olan “Forza İtalia” (İtalya İleri) adında bir siyasi parti kurdu. Kulübün fanatiklerinin de desteği ile partisi, seçimleri kazandı ve Berlusconi 1994 yılında başbakan olabildi. Berlusconi’nin Avrupa’da zirveye taşıdığı “Milan”, karşılığında onu İtalya’nın zirvesine taşıdı.

İtalya’nın şimdiki Başbakanı Mario Monti’nin yakın dönemde, futbol maçlarının tümünün düzenlenmesinin geçici süreyle durdurulmasına ilişkin girişimde bulunması ilginçtir. Ona göre; futbolun düzenbazların elinde bir baskı unsuruna dönüşmesi oldukça üzücüdür ve gerçekten futbolu sevenlerin adına bu adımı atmak gereklidir. Ancak bu girişimde bile, futbolun iç siyaseti etkileme aracı olarak değerlendirildiğine şahit oluyoruz.

Balkanlarda da futbol ve siyaset birbiriyle sıkı ilişkidedir. Hele eski Yugoslavya’da yer aldıkları sırada, müttefik cumhuriyetleri temsil eden her bir takım; Sırp, Hırvat, Sloven, Makedon ve Arnavut milletçiliğinin propagandasını yapan önemli bir araç olmuştur. Bunlar arasında, “Dinamo Zagreb” ile “Srvena Zvezda” takımları arasındaki rekabet ise, iç savaş döneminde en yüksek düzeye çıkmıştır. Her iki takımın taraftarları savaş esnasında özellikle ayırt ediliyor ve kozlarını futbol sahasında değil, savaş meydanında paylaşıyorlardı.

Uluslararası ilişkiler tarihinde 1969 yılında, Honduras ile El Salvador milli takımları arasında maç zamanı yaşanan olayla alevlenen ve 100 saat süren “futbol savaşı”, 2008 yılında Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilme girişimi olarak “futbol diplomasisi” gibi olaylar da kaydedilmiştir. Böylelikle, dünyanın en popüler oyunu olan futbol, her zaman siyasetin kurbanı olmuştur. Sade bir taraftar olarak temennimiz ise, futbolun siyasete alet edilmemesidir. Futbol baskı unsuru değil, milyonları birleştiren bir oyundur.

Erestu Habibbayli (Ph.D)

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...