THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Sarsıntılar Yüzyılında ABD’nin Ulusal Stratejisi: Batıda “Büyük Birlik”, Doğuda “Büyük Denge”

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
12276
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Artık dünyayı küresel jeo-siyasi bir sistem olarak kabul etmek mümkündür. Bu sistem çok hassas bir dönemini yaşamaktadır. Analistlerin görüşlerinde, dünyanın jeo-siyasi güçlerinin kaderine ilişkin olarak, bazen ilk bakışta şok yaratan öngörüler yapılıyor. Dünyaca tanınmış siyaset bilimcilerin her bir tahlili ise kendine has karakteri ile seçiliyor.

Zbigniew Brzezinski’nin “Foreign Affairs” dergisinde yayınlanan “Doğuyu Dengelemek, Batı’yı Yenilemek. Sarsıntılar Yüzyılında ABD’nin Ulusal Stratejisi” (“Balancing the East, Upgrading the West. U.S. Grand Strategy in an Age of Upheaval”) makalesine yaklaşım da bu türdendir. Makale genel olarak, çağdaş jeo-siyasi duruma sistemli şekilde göz atıyor.

Z.Brzezinski, ABD’nin dünyadaki öncü stratejik rolünün zayıflaması durumunda, dünyada meydana gelebilecek zincirleme jeo-siyasi süreçleri analiz ediyor. O bu süreçlerin iç mantığını açmaya çalışıyor ve asıl savını, ABD’nin önderliğinin olumlu ve olumsuz taraflarının birleşimi üzerine kuruyor. Özellikle bu konuda, çelişkili görünen görüşler ileri sürüyor.

Bunların arasında, Çin’in ABD’nin zayıflamasını istemesi çok dikkat çekiyor. Mesele şudur ki, bazı öngörülere göre, Çin 2020 yılında küresel önder olabilir ve onun bu yolda en büyük rakibi ABD olacaktır. Bu sebeple, düz mantıkla, ABD’nin zayıflaması Çin’in çıkarına olmalıdır.

Z.Brzezinski, makalesinde bir alıntıyı hatırlatarak yakın dönemde bir Çinli memurun Amerikalı meslektaşından; “Rica ediyorum, ABD’nin daha çabuk zayıflamasına izin vermeyin” şeklinde ricada bulunduğunu yazıyor. Eğer bu olay yaşandıysa, onun jeo-siyasi çıkarlar düzeyinde mantıki açıklamasında zıt bir durum yoktur. Aslında, bu görüş Z.Brzezinski’nin makalesinin içeriğini gösteriyor.

Genel olarak, Z.Brzezinski’nin yaptığı bütün tahlillerin temelinde esas sav şudur: “Uluslararası alanda belirsizlik, küresel rakiplerin arasında çatışmaların keskinleşmesi ve hatta alenen kargaşa gibi gerçekler; ABD’nin zayıflamasının sonucu olacaktır”. Yani, dünyanın jeo-siyasi dinamiğindeki belirsizlikler, jeo-siyasi güçlerin çatışması ve kaotik süreçlerin çoğalması gibi eğilimlerin ön plana çıkması esas yer tutmaktadır. Asıl tehlike bundadır.

Bu durumda, somut jeo-siyasi gücün kimliği arka plana geçiyor ve sürecin belirli bir aşamasında herkes denetimini kaybedebilir. Bu bakımdan, önderin ABD ya da Çin olmasının dünya için bir önemi yoktur. Aynı mantıkla, Çin’in dünyadaki süreçleri denetleyebilecek güçlerin var olmasında çıkarı olmalıdır. Çin için, konunun bir başka tarafı “ABD olmazsa, hangi devlet Çin’e rakip olabilir?” sorusuna yanıt bulmaktır.

Analistlerin öngörüsüne göre, bu listede Rusya, Brezilya, Hindistan ve Türkiye vardır. Bu devletler, aslında, daha büyük risk taşıyor. Rusya, Hindistan ve Türkiye Çin’e coğrafi olarak daha yakındır ve bu onlara ABD’nin sahip olmadığı üstünlükler verir. Brezilya ise, dünya önderliği potansiyeline sahip değil ve bu da yakın gelecek için ek risklerin oluşması anlamına geliyor.

Bu konuda, İslam unsurunu da dikkate almak lazımdır. Çin topraklarında Müslüman Türkler yaşıyor ve onların hangi durumda nasıl davranacakları belli değil. ABD bir Hıristiyan devlet olarak, İslam konusunda Çin’le ortak çıkarlara sahip olabilir.

Lakin, Z.Brzezinski’nin iddiasında satır arası bir görüş de vardır. Çin sadece belirli bir zamana - etkisinin dünya çapında tam bir üstünlük sağlayacağı zamana - kadar ABD’nin zayıflamasını istemeyecek. Şimdilik, resmi Pekin’i ABD’nin Uzak Doğu’nun güçlü devletleri arasında dengeli bir jeo-siyasi durum yaratma siyaseti tatmin ediyor.

Z.Brzezinski makalesinde, Uzak Doğu’nun dev devletlerini birbiriyle karşı karşıya bırakmak yerine, onlar arasındaki ilişkileri ABD’nin çıkarı doğrultusuna yöneltmenin gerekliliğini daha yapıcı olarak kabul ediyor. Bu, Pekin’i, güçlü Hindistan ve Japonya ile düşmanlığın onun yararına olmaması sebebiyle tatmin diyor. Yazar özellikle, bu bölgede ABD’nin, Çin’in jeo-siyasi süreçleri düzenleyen devlet olmasına karşı çıkmayacağını vurguluyor. Çin ise, hızlı gelişim temposunu koruyarak güvenliğini sağlama ve bölgedeki güçlü devletlerle dengeli bir jeo-siyasi ilişkiler sistemi kurma konularında ABD’den faydalanabilir.

Buna ilaveten, ABD, Rusya’nın bağımsız bir jeo-siyasi güç olarak Çin’e karşı bir siyaset yürütme olasılığının az olduğunu göz önüne almalıdır. Z.Brzezinski, “Büyük Batı” projesinin gerçekleşmesi halinde, bu unsurun ön plana çıkacağı görüşündedir. Bu ise, Batı’nın (ABD de dâhil olmak üzere) kuvvetli birliği sonucunda mümkündür. Ayrıca, bu birliğin oluşması için Rusya’nın Avrupa Birliği’ne üye olması gereklidir.

Z.Brzezinski’nin bu görüşü yeterince iddialıdır ve bazı riskleri göz önüne alır. Şöyle ki; Batı birleşemezse, Almanya ve İtalya’nın Rusya ile AB’den ayrı olarak ikili antlaşmalar imzalama isteği doğabilir. Lakin İngiltere ve Fransa, Almanya ve İtalya’nın bu adımı atmasına izin vermez; çünkü bu durumda hem Batı zayıflar hem de Rusya zengin Çin karşısında daha çaresiz bir duruma düşer.

Z.Brzezinski, demokrasiye ilişkin isteklerin ABD bakımından başarı kazanma modeli olamayacağını bildiriyor. Bu başarıya; vatanseverlik, güçlü bir iktidar ve temiz dini düşünüşün birliğine (sentezine, organik birliğine) dayanan ulusal güvenlik modelleri aracılığıyla kavuşmak mümkündür.

O, önemli bir konuya dikkat çekerek; Hindistan, Japonya, Rusya ve bazı Avrupa ülkelerinin ABD’nin zayıflamasının sonuçlarını şimdiden değerlendirdiğini yazıyor. Onlar, gelecekte oluşabilecek durumdan çıkış yolları arıyor. Örneğin, Rusya, büyük olasılıkla, Amerika’nın belirsiz kaderine ilişkin hayaller kuruyor. Rusya, hiç şüphesiz, geçmiş SSCB’nin yerinde kurulan bağımsız devletlere “göz dikiyor”. Eğer inatçı Çin milletçiliği kendini gösterirse, komşularla ilişkiler keskinleşir; “Asya, 20’nci yüzyılın kana susamış ve zorba Avrupası’na benzer”. Bu düşüncelerden, ABD’nin neden sakındığı açıkça görülüyor.

Z.Brzezinski, ABD’nin zayıflamasının zayıf devletler için de tehlikeli olduğunu vurguluyor. Onun buna ilişkin iddiaları şöyledir: “ABD’nin zayıflaması Meksika ile iş birliğini de bozar. Eğer Birleşmiş Devletler’de milletçilik güçlenirse ve güvenliğe ilişkin endişe oluşursa, Meksika toprak iddiaları ileri sürebilir. Bu da endişe doğurur; çünkü ABD’nin deniz yolları, uzay, siber uzay ve çevre alanlarında, aynı şekilde, çatışmaların oluştuğu her yerde istikrarı sağlamak amacıyla denetimini azaltmak çok risklidir”. Bu sebeple de siyaset bilimci; ABD’yi ya yeni bir dış siyaset stratejisi hayata geçirmeye ya da küresel bir felakete hazırlanmaya çağırıyor. Onun vardığı kanılardan biri de şudur: “ABD’nin küresel öneminin zayıflaması bölgesel çatışmalar yaratabilir”.

“Foreign Affairs” dergisindeki makalede Z.Brzezinski, Amerika’nın zayıflamasından zararlı çıkacak olan 8 ülkenin adını sıralayarak uyarıyor.

Yazar, Gürcistan’ın Rusya’nın “siyasi tehdidi ve askeri saldırısının” karşısında duramayacağını düşünüyor. Bu, “‘Güney Akım’ bakımından, Avrupa’nın petrol-gaz teçhizatı üzerinde Rusya’nın hâkimiyetine, Avrupa’ya olan baskının artmasına ve Azerbaycan’daki ‘domino etkisinin’ Moskova’nın siyasi amaçları doğrultusunda azaltılmasına bağlıdır”.

Tayvan, Çin’in baskıları karşısında zayıflayacak ve onun iktisadi başarılarının cazibesine kapılacak. Yeniden birleşme, Pekin için avantajlı olan durumu yaklaştırıyor. Bu, Çin’le ciddi yüzleşme riskine ilişkindir.

Bir ikilem ile karşı karşıya kalacak olan Güney Kore, ya Çin’in bölgesel ağalığına tabi olmalı ya da Japonya ile ilişkilerini sıkılaştırmalıdır. Bu durumda, Kore yarımadasında askeri ve iktisadi istikrar için bir tehlike oluşur; Japonya ve Güney Kore’nin ABD’nin mevcut taahhütlerine olan güveni kaybolur.

Yazar, Amerika’nın zayıflamasının, Rusya’ya Beyaz Rusya’yı yeniden “kazanma” şansı vereceğini; Baltık ülkelerinin, özellikle de Letonya’nın güvenliğinin tehdit altına gireceğini düşünüyor.

Hali hazırda, Avrupa’da Ukrayna’nın Batı toplumuyla bütünleşme isteği ve olanakları zayıflıyor. Bu, Rusya’nın imparatorluk hırslarının yeniden uyanışına ilişkindir.

Afganistan artık viranelikte boğulmuştur. Eğer Amerikalı askerler hızla çıkarılacaksa, Afganistan’ın zayıflaması ve komşularının burada nüfuz uğruna rekabeti kaçılmazdır. Bu, “Taliban” harekâtının yeniden güçlenmesi, Hindistan ve Pakistan arasında “başkasının eli ile savaş” ve uluslararası terörizm için sığınakların oluşmasına ilişkindir.

Pakistan, askerlerin yönetimi altındaki bir radikal İslam devletine, askeri ve İslami yönetimlerin birleştiği bir bölgeye ya da merkezi yönetimi olmayan bir devletçiğe dönüşebilir. Bu, nükleer silaha sahip çöl komutanları, İran tipi Batı karşıtı hükümetin oluşması ve Orta Asya’da bölgesel belirsizliğin ortaya çıkmasına ilişkindir. Şiddetin Çin, Hindistan ve Rusya’ya yayılması çok tehlikelidir.

Amerika’nın zayıflaması İsrail’de ve genel olarak “Büyük Orta Doğu”da siyasi istikrarı bozacak asıl “tektonik değişikliklere” sebep olabilir. Bu, ABD ya da İsrail’in İran’la doğrudan yüzleşmesi, İslam radikalizmi ve ekstremizminin artmasına neden oluyor. Bu sürece, dünya genel petrol ve gaz krizlerinin ve Basra Körfezi’nde ABD’nin müttefiklerinin zayıflamasının ciddi etkisini de eklemek gerekir.

Genel olarak, bu ülkelere Z.Brzezinski’nin “yeni 8’liği” diyebiliriz; çünkü dikkatli bakarsak, siyaset bilimci sadece ülkeleri sıralamıyor. Bu listenin altında onun; “Dünyanın jeo-siyasi güç merkezi Doğu’ya doğru kayıyor” savı yatıyor. Coğrafi olarak da aynı ülkeler temel olarak, eski Sovyet bölgesi ile Yakın ve Orta Doğu’yu kapsıyor. Aynı zamanda, o devletler Çin, Rusya ve Türkiye’ye yakındır.

Böylelikle, Z.Brzezinski’nin adı geçen makalesi onun, dünyanın jeo-siyasi güç merkezinin değişmesi durumunda, somut olarak hangi süreçlerin oluşabileceğinin jeo-siyasi öngörüsüdür. Bu öngörüden, eski Sovyet bölgesinin belirsizlikler ve olası kaotik süreçlere yakalanabileceği görülüyor. Bu bakımdan, Z.Brzezinski’nin makalesi olası risklere bir daha dikkat etmenin gerekliliğini ifade etmektedir.

P.S. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Brzezinski Z., Balancing the East, Upgrading the West. U.S. Grand Strategy in an Age of Upheaval, Foreign Affairs, Ocak/ Şubat 2012. URL: http://www.foreignaffairs.com/articles/136754/zbigniew-brzezinski/balancing-the-east-upgrading-the-west

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...