THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Türkiye'nin adalet savaşı: Barış Pınarı Harekatı'nı kıskananlar

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
5661
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 15 Ekim 2019 – Newtimes.az

Ankara'nın kuzey Suriye'de askeri harekat başlatmasına dünyanın büyük devletleri farklı tepki verdi. Söz konusu devletler arasında yol göstereni, tehdit edeni, belirli şartlar ileri süreni de oldu. Özellikle Amerika'da çeşitli söylemlere rastlanıyor. Donald Trump, onurlu duruş sergileyemediği için sert şekilde eleştiriliyor. Birleşik Devletler'de ABD'nin, Türkiye'yi cezalandırma hakkına sahip olduğu düşünülüyor. Diğerleriyse Vladimir Putin'in adım atmasını bekliyorlar. Diğer bir kısım ise Fransa ve Britanya'ya umut ediyor. Hepsinin derdi aynı; Türkiye'nin teröre karşı yürüttüğü Barış Pınarı Hareketi'na engel olmak. Fakat garip bir şekilde bazı kesimler nedense Türkiye'nin de büyük bir güç olduğunu ve en önemlisi kendini savunma hakkına sahip olduğunu "unutuyorlar." İşin aslı, bunu unutmuş olmayışları değil de, öyle yapıyorlarmış gibi davranmalarıdır.

Terörle mücadele: çifte standart hastalığı

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'nin doğusunda teröre karşı yürüttüğü Barış Pınarı Harekatı, tüm dünyayı salladı. Büyük devletlerin bu durumla ilgili yaklaşımı jeopolitik açıdan büyük ilgiye neden oldu. Çünkü şimdiye kadar çeşitli diplomatik ibareler altında gizli tutulan hususlar gün yüzüne çıkıyor. Bu hususlar kendini dünyanın en güçlüsü olarak görenlerin aslında kendileri dışında kimseyi düşünmediklerini gösteriyor. Ayrıca onların adil ve gerçek siyasi tutumdan maalesef uzak oldukları görülüyor. Diğerlerine akıl vermek gibi absürt bir girişimde bulunuyorlar. Oysa gerçekler ortaya tamamen farklı bir manzara koymaktadır.

Öncelikle sıradan bir sorunun cevaplandırılması gerekir; Türkiye, Suriye'de yıllarca devam eden süreçle ilgili neden askeri harekat gerçekleştirme zorunluluğu hissetti? Türkiye ile 900 kilometrelik sınır hattına sahip Suriye'de nasıl bir süreç yaşanıyor? Bu soruya yanıt bulmayanlar Ankara'yı "Suriye'yi işgal etmekte" suçlamaya çalışıyorlar. Oysa Suriye'de ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, İran ve diğer ülkelerin askeri birlikleri ve üsleri bulunuyor. En fazla üsse Amerika sahiptir. Rusya da bölgeye çok sayıda asker sevk etmiş ve ayrıca birkaç üs de oluşturmuştur. İran, uzun süredir Suriye'de yüzlerce silahlı çeteyi kullanıyor.

Peki, bu kadar dış güçler Suriye'de ne iş yapıyor? Örneğin, İran ve Rusya'nın kendi vatandaşlarının Suriye'de ölmesini göze almasının temelinde hangi nedenler yatıyor? Bunun amacı ne? Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar ve diğerleriyle ilgili de aynı soruyu sorabiliriz? Adı geçen ülkeler Suriye'de belirli bölgelerde bildiklerini yapıyorlar ve birbirlerini Suriye'yi işgal etmekte suçluyorlar. Örneğin, Amerikalılar İran'ın çekip gitmesini, İran ise asıl işgalcinin ABD olduğunu söylüyor. Bazıları da Beşar Esad'ın ağzıyla konuşuyor ve diledikleri noktalara bombalı saldırılar düzenliyorlar. Kimin öldüyü umurlarında da değil, önemli olan "Suriye'de güvenliği sağlamak" adı altında yeni silahları test ediyor olabilmeleridir. Halep harabeye dönüştü, Şam yerle bir edildi, 11 milyon Suriyeli mülteci durumuna düştü. Fakat adı geçen ülkeler Suriye'de istikrarın sağlanmasından ve sorunun siyasi çözümünden yana olduklarını hala iddia ediyorlar.

Türkiye, yaklaşık 4 milyon Suriyeli mülteciyi ülkesinde misafir ediyor ve bu amaçla 40 milyar dolar harcamıştır. Peki Türkiye bunu neden yapıyor? Suriye'ye barış getirmesinden sıkça söz eden "süper güçler" kaç Suriyeli kabul etmiştir? Avrupa'nın önde gelen ülkeleri, Fransa, Almanya, Britanya, mültecilere kapı açmamakla yetinmiyor, ülkeye girişlerini engellemek için çaba harcıyorlar. Peki, Suriye'de barışı böyle mi sağlayacaklar? Suriyeli'ye insan muamelesi yapmayanlar Suriye'de istikrarın, barışın sağlanmasını istediklerini söylüyorlar. Hatta bazı Müslüman ülkeler bile Suriyeli'leri ülkelerine almıyor olmalarına rağmen büyük iddialar peşindeler. Ayrıca garip bir şekilde Suriye sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini ''bildiklerini'' sanıyorlar.

Şimdi Türkiye'ye dönelim. Suriye'deki köktendinci grublar yıllarca Türkiye topraklarına gerek sınırın öteki tarafından ateş ediyor, gerekse de ülkede terör saldırıları düzenliyorlar. Şimdi kendilerini Suriye'nin destekcisi olarak sunmaya çalışan ülkeler bu olaylarla ilgili sözde üzüntü duyduklarını ifade etmenin dışında bir şey yapmadı. Bahsi geçen ülkeler, bu olaylarla ilgili Suriye'de terörle mücadele operasyonu da gerçekleştirmedi. Türkiye'de sivillerin katledilmesinin sanki bir kahramanlık olduğu türünden bir davranış sergilediler. Üstelik, Türkiye'yi hedef alan teröristlerin ABD, Rusya, Avrupa ülkeleri üretimi silahlar kullandıkları da ortaya çıktı. Bu şimdi de böyledir. Hiçbir değişiklik söz konusu olamaz. PKK, Amerika'nın kendisine silah ve mühimmat sağlamasından gururla bahsediyor. Kalaşnikof tüfekleri de teröristlerin en çok kullandıkları "klasik silahlar" arasında yer alıyor.

Barış ve adalet namına: Türk ordusunun misyonu

Bu durumda Ankara'nın ne yapması gerekirdi? Elbette öncelikle kendini savunması lazım. Barış Pınarı Harekatı tam da bu amaca hizmet ediyor. Fakat önde gelen ülkeler yine de adil bir tutum sergilemiyor, akıl vermeye çalışıyorlar. Birileri Türkiye'yi belirli çizgiyi geçmemesi için uyarıyor, diğeriyse Aşkabat'tan ''Türkler'in IŞİD'i kontrol altında tutabileceğinden emin olamadığını'' haykırıyor. Bunun dışında bazı devletler Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı'nı desteklemediğini (Zaten Türkiye'nin böyle bir desteğe ihtiyacı da yok), bir diğeriyse ''Suriye'nin toprak bütünlüğünün ihlal edilmemesi'' gerektiğini belirtiyor. Bu durumda sormak gerekir; eğer bu devletler böylesine güçlü, adil ve kararlılarsa neden IŞİD, birkaç yıldır ortadan kaldırılamıyor ve Suriye'nin toprak bütünlüğü sağlanamıyor? Suriye ile hiçbir sınır hattı bulunmayan bu devletler, sadece yol göstermeye kalkışıyorlar.

Şimdi Türkiye, tüm bu hususlar bazında somut ve kararlı adımlar atıyor. Ankara, Suriye'nin bazı bölgelerinde bulunan ve kendisi için tehdit oluşturan terör örgütlerine karşı başarılı bir harekat yürütüyor. Yaşananlar teröristlerin insanlık dışı eylemlerde bulunduklarını gösteriyor. Sivillerin arkasında saklanan teröristler, Türkiye'de sivilleri hedef alıyor, katlediyor ve askerleri şehit ediyorlar. Türkiye'ye yönelik füze saldırıları sonucunda şimdiye kadar 18 sivil hayatını kaybetti. Daha kaç kişinin hayatını kaybettiği henüz bilinmemektedir. Bunun dışında askeri operasyonun gerçekleştirildiği Tel Abyad yakınındakı bir köyde saklanan teröristler Suriye Ordusu'nun dört askerini şehit etti.

Galiba, teröristler Amerika'da veya Avrupa'da küçücük bir bebeği katletselerdi buna nasıl tepki verirlerdi? Doğal olarak teröre karşı topyekûn bir savaş başlatırlardı. Söz konusu ülkelerin ne kadar teröristi etkisiz hale getirdiyi haberi şimdi de bu ülkelerin basınında geçiyor. Trump, Usame Bin Ladin'in oğlunu öldürdüklerini birkaç gün önce gururla açıkladı. Avrupa basını da ne kadar IŞİD militanının etkisiz hale getirildiğinin sık sık haberini veriyor. Fakat bu haberlerde insan haklarıyla ilgili tek kelime bile söz edilmiyor. Ayrıca Türkiye, sivilleri öldürmemeleri için Amerika veya Avrupa'yı uyarmıyor. Çünkü Ankara, terörün nasıl bir bela olduğunu iyi biliyor ve adil bir davranış sergiliyor. Diğer ülkelerin de böyle bir davranış sergilemeleri gerekiyor.

Tüm bu hususların yanı sıra bazı kesimler zorluklarla yüzleştiler. Onlar Türkiye'ye karşı askeri operasyon başlatılmasını ve Türkler'e gereken dersin verilmesi gerektiğini talep ediyorlar. Donald Trump, hiç onurlu biri değildir. Batı kendi çıkarlarını neden savunamıyor? Fransa ve Britanya ise Türkiye meselesini BM Güvenlik Konseyi'nin gündemine çıkardı. Fransa ve Britanya, Türkiye'yi durdurmak için BM'nin gereken kararı alması talebinde bulundu. Bu noktada küçük bir kıyaslama yapmaya gerek duyulmaktadır.

AGİT Minsk Grubu eş başkanlarından birisi olan Fransa, Ermenistan-Azerbaycan Yukarı Karabağ sorununun barışçıl yolla çözümünde güya ara buluculuk yapıyor. Fakat Fransa, Ermenistan'ın işgal altında tuttuğu topraklardan geri çekilmesi gerektiği konusunda bir kez dahi talepte bulunmadı. Ayrıca Fransa, BM Güvenlik Konseyi'nin sorunun çözümüyle ilgili aldığı kararların gereğinin yapılması için somut bir adım atmış mı? BM Güvenlik Konseyi'nde Ermenistan'ın, söz konusu kararların gereğini yerine getirmediği için konunun BM Güvenlik Konseyi'nde ele alınmasına çalıştı mı? Fransa, kaydedilenler doğrultusunda hiçbir aktif faaleyette bulunmadı. Aksine her fırsatta Ermenistan'ı kolladı ve destekledi. Özellikle Erivan'da düzenlenen Frankofonya zirvesinde Cumhurbaşkanı Macron, Ermeniler'le Fransızlar'ın akraba olduklarını belirtti. Oysa şimdi Paris, alelacele BM'de "Türkiye'yi durdurun" çağrısı yapıyor.

Gerçekten de dünya beşten daha büyüktür. Fakat bu beşli dünyayı yeterince karıştırıyor ve insanlarda bir şaşkınlık oluşturuyor. Türkiye'nin bu algıyı tümüyle ortadan kaldırdığı görülüyor. Barış Pınarı Harekatı dünyaya bir cesaret örneği sunuyor. Türkler, adaleti ve hakkı savundukları için yenilemez olduklarını bir kez daha ispatladılar. Türkiye, verdiği haklı ve adil mücadeleyle dünyanın tüm mazlum halkları için bir güç kaynağı oluşturuyor.

Şimdilik Türk Silahlı Kuvvetleri ön görülen hedefler doğrultusunda başarıyla ilerliyor ve teröristler etkisiz hale getiriliyor. Fakat Türk askerini katetmesi gereken uzun bir yol bekliyor. Dış güçlerin binlerce teröristi donattığı gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Söz konusu güçler, birkaç yıl önce yaşanan vahşetin bir kez daha yaşanması, Müslümanlar'ın birbirini öldürmesi ve kendilerinin kazanımlar elde etmesi için Türk askerinin bir önce durdurulmasını istemektedirler.

Bir zamanlar Francis Fukuyama ''Tarihin sonu'' tabirini kullandı. Fakat tarihin sonu henüz gelmedi. Tarih halen devam ediyor. Fakat tarihteki çirkinliklerin, çifte standartların ve haksızlıkların sonu gelebilir. Batı'nın, hiç olmazsa bunu idrak etmesi lazım.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...