THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Azerbaycan Cumhuriyeti Diplomasisi`nin 100. Yıldönümü`nün Düşündürdükleri

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
6797
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 9 Temmuz 2019 – Newtimes.az

Devlet Olma

Diplomasi olgusu devlet olmadan var olamaz. Diplomasi olmadan da devletin varlığını devam ettirmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Devlet ve Diplomasi kavramlarının birbirini tamamlar nitelikli iki önemli olgu olduğu bir gerçektir. Dünya tarihine baktığımızda çok sayıda nedenlerden dolayı her halk veya milletin devlet kuramadığını görmekteyiz. Dünyada devlet geleneği uzun tarihi geçmişe dayanan az millet vardır. Azerbaycan halkının devlet geleneği binlerce yıllık tarihi geçmişe sahiptir. Milattan önce 9. yüzyılın ikinci yarısında kurulmuş Manna Devleti, daha sonra Midiya (Mada) Devleti, Atropatena, Kuzey Azerbaycan Alban Devleti, Azerbaycan Atabeyler İldenizler Devleti, Azerbaycan Şirvanşahlar Devleti, Azerbaycan Akkoyunlular Devleti, Azerbaycan Safevi Devleti ve daha sonra bağımsız Azerbaycan Hanlıkları bize tek bir gerçeği söylemektedirler - Azerbaycan halkının bağımsız devlet kurma yeteneği, potansiyeli ve özlemi. Yukarıda adı geçen devletler, tarihin çeşitli dönemlerinde esas olarak coğrafi, ekonomik ve ikincil başkaca nedenlerden dolayı Moğol, Arap, Selçuklu, Osmanlı, İran ve Rusya egemenliğine girmişlerse de, müsait şartlarda ve gerektiğinde şartların zorlanması ile tekrar başka bir isimle devlet olarak tarih sahnesine yeniden çıkmış, adeta filizlenmiş ve yeşererek büyümüşlerdir. Bu gerçek bile tek başına Azerbaycan halkının devletleşme potansiyeli ile ilgili güçlü bir güdünün mevcutluğunu gözler önüne sermektedir.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında küresel ve bölgesel düzeydeki karmaşa yeni dünya düzeninin oluşumunu gerekli kılmakta idi. Çarlık Rusyası`nın ömrünü tamamlaması, Azerbaycan`ın söz konusu devlet tarafından üzeri kapatılmış devletçiliğinin yeniden filizlenmesine olanak sağlamıştır. 28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan Devletçiliği, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ismi ile yeniden tarih sahnesine çıktı. Azerbaycan Diplomasisi`nin tarihi, yukarıda isimleri zikredilen devletlerin varoluş sürelerine paralel olarak asırlar öncesine dayansa da, ulus devlet kavramı kapsamında düşünüldüğünde modern anlamda Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin kuruluşu ile başlamaktadır. Bu zaman Azerbaycan Diplomasisi`nin önünde çok zorlu görevler ve çözmek zorunda olduğu çok sayıda problemler durmakta idi. Bunların başında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin bir devlet olarak diğer devletlerce tanınmasının sağlanması, ülkenin toprak bütünlüğü ve güvenliği gelmekte idi. Bu üç önemli hususta Osmanlı Türkiyesi ile ilişkilerin kurulması ve Paris Barış Konferansı çok büyük önem arzetmekte idi. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin ilk dış politika girişimleri Osmanlı Türkiyesi ile ilişkilerin kurulması, geliştirilmesi ve Payitaht İstanbul`un sahip olduğu güç ve potansiyelden faydalanma doğrultusunda olmuştur. Şöyle ki, Mehemmed Emin Resulzade (Azerbaycan Milli Şurası Başkanı), Halil bey Hasmemmedov (Adalet Bakanı), Aslan bey Sefikürdski (Azerbaycan Milli Şurası üyesi) ve Mehemmed Hasan Hacınski`den (İçişleri Bakanı) oluşan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti heyeti 1918 Baharında Trabzon ve Batum Konferanslarına katılmış, Cumhuriyetin ilk uluslararası anlaşması olan Batum Anlaşması`nı 4 Haziran 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile imzalamış ve Osmanlı`nın büyük desteğini alarak Kafkas İslam Ordusu ile Bakü`nün Bolşevik-Taşnak işgalinden kurtarılmasına giden yolu açmıştır. Şöyle ki, 101 sene önce imzalanmış anlaşmanın 4. maddesinde "barış ve huzurun güçlendirilmesi, ülke güvenliğinin sağlanması için gerektiğinde Osmanlı Hükümeti Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`ne askeri yardım yapmayı taahhüt ediyor” hükmü bulunmaktadır. 24 Haziran 1918 tarihinde ise aynı heyet Osmanlı Devlet yetkilileri ile görüşmeler gerçekleştirmek, yabancı diplomatik misyonlarla irtibata geçmek ve en önemlisi de İstanbul`da yapılması planlanan uluslararası konferansa katılmak için İstanbul`da bulunmakta idi. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Hükümeti M. E. Resulzade başkanlığındaki heyete Osmanlı Devleti ile askeri, ekonomik, ulaştırma ve maliye alanlarında anlaşma yapması için yetki belgesi vermişti. Bu doğrultuda heyet, çok önemli anlaşmaların imzalanmasını başardı. Heyet, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin Bağımsızlık Bildirgesi`ni bütün diplomatik misyonlara ve konsolosluklara iletti, Sultan Mehmet Vahdettin tarafından kabul edildi ve Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan diplomatları ile çok önemli görüşmeler gerçekleştirdi. 20 Ağustos 1918 tarihinde Azerbaycan Hükümeti Ali Merdan bey Topçubaşov`u olağanüstü ve tam yetkili Bakan olarak İstanbul`a gönderdi. Topçubaşov 2 Ekim tarihinde Sadrazam Talat Paşa ve Hariciye Nazırı Ahmet Nesimi Bey ile, 3 Ekim tarihinde Harbiye Nazırı Enver Paşa ve başka diğer üst düzey devlet yetkilileri ile görüşmeler gerçekleştirdi. Lakin bu zorlu dönemde Osmanlı Devleti`nde hükümetlerin sık sık değişmesi Topçubaşov`un diplomatik misyon faaliyetlerini zorlaştırmakta idi. İstanbulda yapılması planlanan uluslararası konferans İttifak Devletleri`nin cephelerdeki başarısızlıklarından dolayı yapılamadı. Topçubaşov Paris Barış Konferansına katılmak amacıyla İstanbul`dan 1919 Baharında ayrılana kadar Türkiye`deki diplomatik misyonuna devam etti. Ali Merdan bey Topçubaşov`dan sonra bu görevi Mir Yusif Vezirov devraldı.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin bir devlet olarak tanınması için Paris Barış Konferansı son derece ehemiyyetli idi. Hükümet söz konusu küresel ölçekli konferansı önemli bir fırsat olarak görmekte idi. Bundan dolayı Ali Merdan bey Topçubaşov başkanlığında ülke çıkarlarını en iyi şekilde savunabilecek bir heyeti yeni Hükümet 28 Aralık 1918 tarihinde tasdik etti. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`ni temsil edecek heyet üyeleri  başkan yardımcısı Mehemmed Hasan Hacınski, Ahmet bey Ağaoğlu, Ekberağa Şeyhülislamov ve danışmanlar Mir Yakup Mehdiyev, Mehemmed Muharremov ve Ceyhun bey Hacıbeyli olarak belirlendi. Heyete Ali bey Hüseyinzade de dahil edilmişlerdi fakat o ve Ahmet bey Ağaoğlu İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yakın ilişkilerinden dolayı Fransa`ya gitmek için vize alamadılar. Konferansın 18 Ocak 1919 tarihinde başlamasına rağmen Azerbaycan Heyeti vize alamadığından ve başkaca nedenlerden dolayı 7 Mayıs tarihinde Paris`e ulaşabilmişlerdi. Oysa, müttefik kuvvetlerinin baş komutanı general William Thomson Azerbaycan Heyeti`ne vize işlemlerinde kolaylıklar sağlanması için destek mektubu vermişti.

Topçubaşov başkanlığındaki heyet Paris`te çok önemli diplomatik girişimlerde bulunmuş, büyük devletlerin üst düzey temsilcileri ile çok sayıda görüşmeler gerçekleştirmiştir. Azerbaycan Devletçiliği`nin sahip olduğu derin tarihi kökler ve ülkenin ekonomik kaynakları hakkında Batılı diplomat ve devlet yetkililerine bilgiler verilmiş, uzun yıllar süren Rusya işgali ve bunun sonucu olarak Azerbaycan toprakları üzerinde yapay bir şekilde yaratılan Ermeni devleti ve Azerbaycan halkına karşı Ermeni zulmü tüm çıplaklığı ile anlatılmıştır. Heyet, "Kafkas Azerbaycanı`nın Paris Barış Konferansı`ndan Talepleri” isimli İngilizce ve Fransızca basılmış kitabı bütün Konferans katılımcılarına dağıtmıştır.

Heyet, Azerbaycan istiklalinin kazanılmasının birinci yıldönümü günü 28 Mayıs 1919 tarihinde ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından kabul edilmiştir. Wilson Azerbaycan`ı tanımak hususunda "dünyanın küçük devletlere bölünmesini uygun bulmadığı” fikrini ifade etse de, görüşmenin genel anlamda olumlu sonuçlandığını söylemek mümkündür. Azerbaycan Heyeti`nin 8 aylık zorlu ve yoğun çalışma sürecinin sonunda 11 Ocak 1920 tarihinde Paris Barış Konferansı`nın Yüksek Konseyi Azerbaycan ve Gürcistan`ı de-facto tanıdığına ilişkin karar kabul etti. Aynı karar 19 Ocak tarihinde Yüksek Konsey`in Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısında da tasdik edildi.

Bu kapsamda belirtilmesi gereken önemli bir husus da şu ki, Topçubaşov gerek İstanbulda, gerekse de Paris`teki yoğun diplomatik faaliyeti sırasında Kafkas Devletleri`nin (Azerbaycan, Gürcistan, Dağlılar Cumhuriyeti ve Ermenistan) ortak bir vizyon ile birlikte çalışmalarından yana olmuş, devamlı hem Bakü`ye gönderdiği raporlarda, hem de yaptığı tüm görüşmelerde söz konusu bu dört devletin bağımsızlık ve egemenliği üzerinde devam eden Rusya tehlikesini gündeme getirmiştir. Büyük siyasi ve diplomatik deneyime sahip Topçubaşov`un bu çağrılarına Gürcistan ve Dağlılar Cumhuriyeti olumlu karşılık verdi. Ne yazık ki, Ermenistan o dönemde de rasyonaliteden uzak politikalar izlemekte idi. Bölge devletleri ile birlikte ve uyumlu hareket etmenin onunla birlikte tüm bölgeyi koruyacağını göremeyecek kadar stratejik vizyondan yoksundu. Çünkü Devlet Olma vizyon gerektirir, tarihi kökleri olan devlet geleneğinin mevcudiyetini gerektirir, kendi ayakları üzerinde durabilmeyi gerektirir. Aslında günümüzdeki Kafkasya Evi düşüncesinin kökleri Topçubaşov`un o dönemdeki Kafkasya Birliği vizyonuna dayanmaktadır.

28 Nisan 1920 tarihinde ne yazık ki, Azerbaycan yeniden bolşevik işgaline maruz kaldı. Fakat Topçubaşov ve arkadaşları mücadeleden asla vazgeçmediler. Topçubaşov 1920 senesinden sonra Cenevre`de, Cenova`da, Londra`da ve Lozan`da Milletler Cemiyeti`nin toplantılarında Azerbaycan`ın Bolşevik rejim tarafından işgalini gündeme getirmiş, bu işgalin kabuledilemez olduğunu defalarca belirtmiştir. Bu çabalar sonucunda Cenova konferansı sonucunda Bolşeviklerin Azerbaycan adına söz söyleme hakkının bulunmadığına dair Beyanname kabul edilmiştir. Ayrıca Topçubaşov Kafkasya`dan olan diğer muhacirleri de bir araya toplayarak ve sonunda Ermeni muhacirleri de ikna ederek 1934 yılı Haziran ayında Kafkasya Konfederasyonu Paktı`nın imzalanmasını başarmıştır. Bundan birkaç ay sonra, 5 Kasım 1934 tarihinde Ali Merdan bey Topçubaşov`un devletimizin bağımsızlığı uğrunda feda ettiği hayatı son buldu.

Sovyetler`in işgali sonrası Başkent Bakü`den yürütülen bir Azerbaycan Dış Politikası`ndan söz etmek mümkün değildi. Bilindiği gibi SSCB döneminde dış politikanın belirlendiği merkez Moskova idi. Azerbaycan Dış Politikası`nda bu durgunluğun, 1969 yılında Haydar Aliyev`in Azerbaycan SSC Komünist Partisi Birinci Sekreterliği`ne seçilmesine kadar devam ettiğini görmekteyiz. Fakat Haydar Aliyev`in gerek Bakü`de bulunduğu dönemde, gerekse de Moskova`da SSCB Başbakanı birinci yardımcılığı görevinde bulunduğu dönemde Türkiye ve diğer Türk Cumhuriyetleri, hatta Güney Azerbaycan ve Irak`taki Türklerle ilişkiler hususunda ağırlıklı olarak bilim, tarih, kültür, edebiyat, dil  alanlarında ilişkilerin kurulup geliştirilmesi doğrultusunda faaliyetlerde bulunarak Sovyet kırmızı çizgilerini tam anlamda zorladığını söyleyebiliriz.

Ermeniler`in İşgal Ettiği Azerbaycan Toprakları

Ermenilerin, 1813 tarihli Gülistan, 1828 tarihli Türkmençay anlaşmaları sonucunda Güney Azerbaycan ve İran`ın değişik bölgelerinden ve daha sonra 20. yüzyılın başlarında Anadolu`dan zorunlu tehciri neticesinde Kuzey Azerbaycan topraklarına göçürülmeleri sonrasında Azerbaycan için yeni bir sorun doğmuştur - Ermeni Sorunu. Dış destekli bu sorun Azerbaycan Devletçiliği`nin güvenliği açısından birincil derecede sorun halini almasından dolayı doğal olarak Azerbaycan Diplomasisi`ni de meşgul eden birincil dereceden soruna dönüşmüştür. Ermenilerin Kuzey Azerbaycan`a yerleştirilmesi hususunda Rusya`nın Tahran Büyükelçisi Alexander Griboyedov`un büyük "hizmetleri" çok zengin ve geniş tarihi belgeler arşivi ile günümüz tarih bilimcilerine çok iyi malumdur.

Bölgenin Ermenileştirilmesi ile ilgili söz konusu tarihi süreç şu aşamalarla hayata geçirilmiştir: Ermenilerin Azerbaycan`a göçürülmesi; yerli Azerbaycanlıların dış destekli Ermenilerce kitlesel katliamı; İrevan, Zengezur, Dereleyez ve daha sonra da Karabağ`da sağ kalan Azerbaycanlıların Azerbaycan`ın diğer bölgelerine göçe zorlanması. Bu "devlet yaratma" sürecine paralel bir şekilde "milli bilinç", "milli tarih", "Türklüğe nefret" gibi yapay kavramlar da geliştirilmiş ve içi doldurulmuştur. Mesela Azerbaycan`ın yerli halkı olan Hristiyan Albanlar söz konusu bu süreçte bilinçli bir şekilde Gregorienleştirilmiş ve Ermenilerin "tarihsel tezlerine”, "Ermenilerin asırlardan beri bölgede var oldukları, bölgenin gerçek sahipleri oldukları” gibi yanlış bir "tarih bilinci” şeklinde yerleştirilmeye çalışılmıştır. Karabağ`da yaşayan Hristiyanlar Çar 1. Petro`ya gönderdikleri mektuplarda kendilerinin Karabağ Albanları olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca 1978 yılında Azerbaycan`ın Ağdere ilinde Ermenilerin bölgeye gelmelerinin 150. yıldönümü dolayısıyla onlar tarafından çeşitli etkinlikler düzenlenmiş ve bir de anıt dikilmiştir. Karabağ savaşı ve işgal sonrasında söz konusu bu anıt Ermeniler tarafından aceleyle yok edildi.

Yukarıda bahsedildiği üzere dünyadaki her halkın veya milletin devlet kurma yeteneği ve potansiyeli olmadığı gibi, kurulmuş veya kurdurulmuş ve mevcut olan her devleti de gerçek anlamda devletler kategorisine koymakta zorlanıldığı aşikardır. Ermenistan`ın yapay bir şekilde Azerbaycan toprakları üzerinde bölgesel ve küresel devletlerce yaratıldığını tarihi gerçekler ve resmi belgeler açık bir şekilde söylemektedir. Bu hususta Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin sahip olduğu devlet potansiyelinin de küresel güçler karşısında çok yetersiz kaldığı da göz ardı edilmemelidir. Ermenilerin Hristiyan olmaları faktörünü de buna eklediğimizde fotoğrafın netlik kazandığını görmekteyiz. Bu kapsamda, Tiflis`te kurulmuş Azerbaycan Milli Şurası`nın 29 Mayıs 1918 tarihli toplantısında kabul edilmiş bir kararı ile İrevan Hanlığı`nın (Revan) Ermenilere verilmesi meselesini kısaca inceleyecek olursak, Milli Şura Başkanı Feteli Han Hoyski`nin (Fatali Khan Khoyski) ve Şura`nın 28 üyesinin devlet tecrübesizliği ve büyük baskılar altında bu kararı aldıklarını söylemek mümkündür. Tiflis`te Ermeni Milli Şurası`nın temsilcileri ile görüşmeler sırasında onların kendilerine devlet kurmak için Azerbaycan Milli Şurası`ndan toprak taleplerine daha rasyonel karşılık verilebilirdi. O dönemin siyasi karar vericileri, Batılı güç merkezleri ve Azerbaycan içindeki çeşitli bölgelerde Ermeni ayaklanmalarını dindirmek, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin silahlı kuvvetler başta olmak üzere henüz daha bir devlet mekanizmasına sahip olmayışı  ve "belki Ermenilerin bir vatanı olursa bölgeye barış gelebilir” düşüncesi ile bu adımı atmış olabilirler. Fakat Ermenilerin toprak taleplerinin İrevan Hanlığı toprakları ile sınırlı kalmayacağını öngörmüş olmaları gerekirdi. Nitekim, İrevan Hanlığı`nı elde eden Ermeniler Lenin ve Stalin`in politikaları/yardımları ile Zengezur ve Dereleyez`i de ele geçirdiler. Fakat Ermeniler SSCB döneminde aynı girişimleri Karabağ için de yapmaya kalkışınca Haydar Aliyev bunu engellemeyi başardı. Şöyle ki, 1936 yılında kabul edilmiş SSCB Anayasası "Stalin Anayasası" olarak nitelendirilmekteydi ve Nikita Kruşçev 1962 yılında söz konusu Anayasa`yı değiştirme kararı veriyor ve Anayasa Değişikliği Komisyonu`na başkanlık yapıyor. Bahse konu Anayasa`nın 87. maddesi Dağlık Karabağ`a Azerbaycan`a ait Özerk Vilayet statüsü tanımaktaydı. Kruşçev`den sonra doğal olarak Komisyon başkanı L. İ. Brejnev oldu. Fakat Komisyon`un çalışma toplantılarını Komünist Parti Merkez Komitesi`nin Sekreteri Ermeni yanlısı Boris Ponomaryov yürütmekteydi. Haydar Aliyev de Komisyon üyesi idi. Anayasa`nın 87. maddesinin değiştirilmesi talebi doğrultusunda Ermenilerin Kremlin`e çok sayıda dilekçeler gönderdiğini ve Ponomaryov`un da Ermenilerden yana tavır aldığını gören Haydar Aliyev derhal Brejnev ile görüşmüş ve Azerbaycan`ın sınırlarının değiştirilmesinin kabuledilemez olduğunu ifade etmiştir. Haydar Aliyev`e büyük sempati ve güven duygusu olan Brejnev derhal Ponomaryov`u arayarak tasarıda Azerbaycanla ilgili söz konusu değişikliğin olamayacağı talimatını vermiştir. Bu gerçek ışığında şunu tam eminlikle söleyebiliriz ki, eğer 1987 yılında Haydar Aliyev SSCB yönetiminden istifaya zorlanmasaydı bugün Karabağ sorununu yaşamayacaktık. Nitekim Azerbaycan`ın Haydar Aliyev`siz yıllarında (1988-1993) Dağlık Karabağ ve çevresi Ermenistan işgaline maruz kaldı. Hatta şunu da diyebiliriz, eğer 1918 de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin yönetim kadrosunda Haydar Aliyev Vizyonu olsaydı bölgede Ermenistan isimli yapay bir devlet kurulamayacaktı. Büyük ihtimalle Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye Birliği oluşturulmuş ve Birlik içi ilişkiler kısa sürede kuvvetlendirilmişti. Bu tezi, 4 Haziran 1918 tarihli Batum anlaşmaları çerçevesinde imzalanmış Bakü-Batum Petrol Boru Hattı Anlaşması ve Güney Kafkasya Demiryolu Anlaşması da doğrulamaktadır. Aslında günümüzdeki Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye stratejik işbirliğinin temellerinin 1918 yılında atıldığını söylemek mümkündür. Bu gerçek aynı zamanda bize şunu da söylemektedir: Ermenistan devletinin doğası bölgede sorun yaratmaya ve kendi kendini bölgeden izole etmeye programlanmıştır. Görüldüğü gibi Azerbaycan topraklarının Ermeniler tarafından kademeli şekilde işgali meselesi veya genel olarak bölgesel çapta Ermeni Sorunu, Azerbaycan devlet mekanizması ve kaynakları ile birlikte Azerbaycan Diplomasisi`ni de 100 yılı aşkın bir süredir uğraştırmaktadır.

1993 sonrasında Azerbaycan Diplomasisi`nin bütün önemli uluslararası örgütlerde saygınlığı ve güvenilirliği artmaya başladı. Azerbaycan 1993 yılından sonra Haydar Aliyev ve 2003 yılından sonra İlham Aliyev liderliğinde BM, AGİK (daha sonra AGİT), Avrupa Konseyi, NATO, İslam Konferansı Örgütü (daha sonra İİT), GUAM, BDT, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ), Türk Konseyi ve başkaca küresel ve bölgesel örgütlerde rasyonel diplomasi yürütmüştür. Azerbaycan`ın komşuları ve dünyanın büyük devletleri ile ilişkileri normalleştirilmiş ve gelişme rayına oturtulmuştur. Haydar Aliyev liderliğindeki Azerbaycan Diplomasisi, 1994 yılında dünyanın en önemli enerji şirketlerinin Azerbaycan`a güvenerek onunla anlaşma masasına oturmasını sağladı. Karabağ sorunu ile ilgili olarak bütün uluslararası ve bölgesel örgütlerin desteği alınarak, Azerbaycan`ın toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı şartının ilgili tüm karar ve belgelerde teyit edilmesi sağlandı. Bu aynı zamanda Ermenistan`ın Karabağ`da işgalci bir devlet olmasının uluslararası resmi  belgelerde teyiti anlamına gelmektedir.

Azerbaycan`ın stratejik nitelikli enerji-ulaşım projelerine öncülük yapması, Kuzey-Güney ve Doğu-Batı ulaştırma ağı projelerinde aktif rol alması Haydar Aliyev`in başlattığı ve İlham Aliyev`in başarılı bir şekilde devam ettirdiği diplomatik vizyonun sonucudur. Azerbaycan 2012 ve 2013 yıllarında BM Güvenlik Konseyi`nin daimi olmayan üyesi seçilmeyi başardı. Bugün Azerbaycan medeniyetlerarası diyalog, dini tolerans, kadın hakları, spor, kültür, edebiyat, müzik ve başkaca alanlarda dünya genelinde çok büyük önem atfedilen uluslararası etkinliklerin yapılmasının gelenekselleştirildiği bir ülke konumuna yükselmiştir. Bütün bu gerçekler, dünya genelinde Azerbaycan`ın güvenilirliği ve kurduğu işbirliği ilişkilerinden haber vermektedir.

Dr. Elsevar Salmanov

Kaynakça:

1. Elsevar Salmanov, "Azerbaycan-Türkiye İlişkileri ve Haydar Aliyev – 1993-2003", Gazi Üniversitesi SBE, Doktora Tezi, 2019

2. Musa Gasımlı, Azerbaycan Cumhuriyeti Dış Politikası 1991-2003, Bakü, 2015

3. Cemil Hasanlı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti`nin Dış Politikası, Bakü, 2009

4. Ramiz Mehdiyev, Nagorny Karabakh, 2015

5. Elsevar Salmanov, Diplomatic Observer, April 2019, p. 16-23

6. Vilayet Guliyev, Azerbaycan Paris Sulh Konferansında 1919-1920, Ozan, Bakü, 2008.

7. Elsevar Salmanov, Diplomatic Observer, October 2018, p. 46-50

8. http://mfa.gov.az/content/804

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...