THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Avrupa Birliği: İç ve Dış Siyasetteki Eğilimler ve Fikir Ayrılığı

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
15453
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Çağdaş dünyada, ABD ve Asya-Pasifik bölgesinin yanında siyasi ve iktisadi merkezlerden biri olan Avrupa Birliği, son zamanlar geleceği için önceden öngörülmeyen sonuçlar doğurabilecek bazı dönüşümlere maruz kalmıştır. AB’nin uluslararası arenada “imparatorluk olma” girişimlerinin güçlendiği, uluslararası hukuk normlarının bozulmasına örneklerin gittikçe daha da arttığı ve Avrupa Birliği’nin iç siyasetinin sosyal içeriğinin sınırlandırıldığı gözlemlenir. Uluslararası hukuk normlarının bozulması 2011 yılında “Arap baharı” olarak adlandırılan olaylarda, özellikle Libya’da daha açık şekilde görülmüştür.

Fransa ve Almanya cumhurbaşkanlarının 2011 yılında ileri sürdükleri, Avrupa’da çok kültürlülük düşüncesinin zayıflaması, kıtada, Avrupa’nın son zamanlara kadar övündüğü ortak insanlık değerlerinin krizini net olarak gösterdi. Bu, son yıllarda Fransa’da atılan bazı adımlarda, örneğin; Çingenelerin zorla göç ettirilmesi, Müslüman kadınların başörtü takmasının yasaklanması, sözde “Ermeni soykırımı” hakkında kanunun onaylanma girişimi v.b. olaylarda, açık olarak görülmektedir.

Fransa’nın, Avrupa siyasetinde ve 2012 yılında Shengen bölgesinde bazı kurallar konulmasa, örneğin; Avrupa Birliği ülkelerine yasadışı göçü önleyen mekanizma uygulanmasa, Fransa’nın Shengen Antlaşması’ndan çıkmak zorunda kalacağını beyan eden N. Sarkozy’nin son konuşmalarında, Avrupa siyasetinin yeni eğilimleri parlak şekilde onaylanmıştır. N. Sarkozy’e göre, Shengen bölgesi siyasi yollarla düzenlenmelidir. Bu ise, verdiği taahhütleri yerine getiremeyen devletlerin Shengen bölgesinden çıkarılmasına imkân yaratacaktır. Görünen odur ki, bütün bunlar, gelecekte Doğuya doğru genişlemeye, kendi içinde somut olarak ne siyasi ne de özellikle iktisadi bakımdan hazır olan ve yeterince karmaşık sorunlara sahip Doğu Avrupa ülkelerinin dâhil edilmesine, yöneltilmiş siyasetin stratejik yanlışlıkları ile ilgilidir.

O durumda, AB’nin jeo-siyasi hırsları üstün gelmiş ve onun iktisadi potansiyelinin, buna ilişkin olarak; ortak para birimi olan “Avro”nun, bir hayli zayıflaması sonucunu doğurmuştur. Avro bölgesinin bazı ülkelerinde, örneğin Yunanistan, Portekiz, İspanya, İtalya ve diğerlerinde meydana gelen ciddi krizler ve bazı ülkelerin Avro bölgesinden çıkma girişimleri birleşmiş Avrupa’nın genel olarak geleceğine ilişkin kuşku yaratır. Paris ve Berlin’de, artık bu teşkilatın yapısında değişiklikler yapma ve Avrupa Birliği kapsamında karşılıklı ilişkileri çift düzeyli bir yapıya kavuşturma çağrıları dile getirilir.

AB’nin siyasetinde çifte standart uygulamasının bir başka örneği, Türkiye’nin bu teşkilata kabul edilmesine bakışıdır. Artık 40 yıldan fazla zamandır Türkiye Avrupa Birliği’ne katılmaya çalışmakta, teşkilat ise bütün mümkün ve gayri-mümkün önlemlerle bu süreci engellemeye çalışmaktadır. Doğu Avrupa’nın çoğu ülkesinin Türkiye’nin önüne geçmesine rağmen, o, kendi sırasının gelmesini sabır ve inatla beklemektedir. Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği, nihayet Türkiye ile müzakerelere başlamaya karar vermiştir. Lakin en olumlu öngörülere göre bile bu müzakereler 2015 yılından erken tamamlanmayacaktır. Bütün bunlar sonuçta, Türkiye’nin, gittikçe kuvvetlenen Rusya ile yakınlaşmasını doğuracak ve bu, jeo-siyasi ve jeo-iktisadi bakımdan Avrupa Birliği’ne pahalıya mal olacaktır.

Çifte standart siyaseti AB’nin Güney Kafkasya’da çatışmalara, özellikle de Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasına yaklaşımında net olarak görülmüştür. Brüksel’de güya her iki tarafın bu çatışma sebebiyle eşit derecede sorumluluk taşıdığını düşünerek, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal etmesini, bir milyondan çok Azerbaycanlı mülteci ve göçmenin bulunmasını ve aynı şekilde Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı saldırgan siyasetini somut olarak kınayan ve ondan Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarından birliklerinin derhal çıkarılmasını talep eden BM Güvenlik Konseyi’nin 4 kararını sanki görmemekteler. Oysa bu adaletli midir!

Son yıllarda, Güney Kafkasya’da bölgesel öndere dönüşmüş olan Azerbaycan’ın Avrupa Birliği’ne ilişkin siyaseti yararcılığı ve gerçekçiliği ile diğerlerinden ayrılmaktadır ve ilk olarak, bu teşkilatla özellikle enerji alanında karşılıklı faydaya dayalı siyasi ve iktisadi ilişkilerin gelişimine yöneltilmiştir. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev; “Artık bölgenin esas iktisadi merkezine çevrilmiş olan Azerbaycan, enerji alanında güvenilir bir ortaktır ve Avrupa’nın enerji güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaya hazırdır.” demektedir.

Kamal Adigozalov

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...