THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Alman Siyasi Vakıfları - “Demokrasi” Muhafazakârları

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
15908
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Alman Siyasi Vakıflarının İç Yüzü

Dünya her zaman güçlülerin mücadele meydanı olmuştur. Tarihin büyük bir bölümünde bu mücadele daha ziyade savaşlarla sonuçlanmıştır. Lakin 20’nci yüzyıldan başlayarak, nüfuz mücadelesinin başka bir düzeye geçtiği görülür. Özellikle de, 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra eski imparatorlukların çoğu ayrı ayrı bölgelerdeki çıkarlarını korumak için siyasi etki araçlarından yararlanmaya başlamıştır. Bu araçlar ise; kâh dış yardım kâh demokrasi ve insan hakları talepleri şeklinde kendini göstermektedir. Her halükarda, çıkarı olan kuvvetlerin dış yardımlarının da demokratikleşme taleplerinin de kendi hırslarına hizmet etmekten başka bir işe yaramadığı görülüyor.

Avrupa’nın köklü devletlerinden biri olan Almanya’da bu görev, Alman siyasi vakıflarının üzerine düşüyor. Almanya’da bu vakıflar siyasi partilere doğrudan bağlıdır. Bundestak’ta bir dönemden çok temsil edilen her partinin sosyo-politik vakıf (stiftung) yaratma hakkı vardır. Alman toplumunda nüfuz sahibi olan her partiye yakın olan bir siyasi vakıf vardır. Şöyle ki; Konrad Adenauer Vakfı, Hıristiyan-Demokrat Birliği’ne; Friedrich Ebert Vakfı, Sosyal-Demokrat Parti’ye; Henrich Böll Vakfı, Yeşiller Partisi’ne; Friedrich Naumann Vakfı, Özgür Demokrat Parti’ye; Hans Zaidel Vakfı, Hıristiyan-Sosyalist Birliği’ne; Rosa Luksemburg Vakfı, Sol Parti’ye yakınlığı ile tanınıyor. Almanya’nın şimdiki Başbakanı Angela Merkel, Konrad Adenauer Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyesidir.

1925 yılında kurulan Friedrich Ebert Vakfı hariç, Alman siyasi vakıfları 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuştur. Başlıca amaçları, faşizmden yeni kurtulmuş olan Almanya’nın, demokratikleşme gereksinimini karşılamak ve ülkenin imajını onarmaktı. Fakat sonralar, bu vakıflar yönlerini uluslararası alana çevirdi. Vakıfların yeni amaçları arasına; yabancı ülkelerdeki demokratik, siyasi ve sosyal yapıların güçlendirilmesi; özgürlük, barış ve adalet ilkelerine uyulması, Avrupa’nın bütünleşmesi, trans-Atlantik ilişkilerin kuvvetlendirilmesine katkı sağlanması gibi ilkeler eklendi. Bütün bunlar olayın görünen tarafıdır.

Siyasi araştırmacı Michael Pinto-Duschinsky, Alman dış siyasetinin önemli araçlarından biri olan vakıfların perde arkasındaki amaçları hakkında yazıyor: “Vakıflar ve onların yurtdışındaki temsilcilikleri, yabancı ülkelerde muhalefet önderleri ile iletişime geçme ve dost olma iktidarındadırlar. Çünkü, mevcut iktidarların hoşnutsuzluğundan çekinen diplomatların, böyle bir olanağı yoktur. Onlar yurtdışında sığınmacı olan siyasetçilere yardım ederler. Vakıflar yardımda bulundukları yabancı ülkelerde, çeşitli siyasi kuvvetleri destekliyorlar. Çoğu durumda, her vakfın kendi ülkesi belirlenir ya da o ülkedeki vakıflardan her biri farklı siyasi kuvvetleri destekler. Böylece, iktidara kim gelirse gelsin, onlara yakın olacağını ümit ederler.1

Hedefte Hangi Ülkeler Var? Türkiye, Mısır, Libya, Ukrayna....

Alman siyasi vakıflarının uluslararası alandaki etkinliği bahsedilen bu düşünceleri bir daha onaylıyor. Çeşitli dönemlerde, ayrı ayrı ülkelerde bu vakıfların etkinliğine ilişkin haklı hoşnutsuzluklar olmuştur. Örneğin; Türkiye’de 2002 yılında Konrad Adenauer Vakfı’nın etkinliğine ilişkin hoşnutsuzluk, vakıfların mahkemeye verilmesiyle sonuçlanmıştır. Vakfın çalışanları Türk devletçiliğine karşı emellerde bulunmakla suçlanıyorlardı. İddialara göre, Türkiye’nin Bergama yöresinde altın yataklarının işletilmesine engel olmaya çalışıyor ve bu sebeple çevrecilerin yardımıyla bu projeye karşı itiraz gösterileri düzenliyorlardı.

Türk medyasında büyük sermayeleri olan Almanların halkı galeyana getirdiği iddiaları ortaya atıldı. Mahkeme beraatla sonuçlansa da, bu, ilişkilerde iz bıraktı. Diğer Alman vakıfları da Türkiye’ye, esas yandaşları olan Gazeteciler Birliği aracılığıyla baskı yapmaya çalışıyorlar. Konrad Adenauer Vakfı, Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki belediyelere destek veriyor, Henrich Böll Vakfı ise kadın sorunlarını araştıran projelere (muhalif Kürt kadın önderler esas yandaş olarak) katılıyor. Geçen yıl, Türkiye’nin Başbakanı, Alman vakıflarını PKK teşkilatına destek vermekle suçladı.

Meselenin ilginç olan tarafı; Konrad Adenauer Vakfı, Friedrich Eber Vakfı, Friedrich Naumann Vakfı, Henrich Böll Vakfı ve Alman Doğu Enstitüsü Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğini destekliyor. Yani, bir taraftan Türkiye’de ayrılıkçılığa destek veriyor, diğer taraftan ise Avrupa yolunda ülkeyi desteklediği görüntüsünü yaratmaya çalışıyor.

Haziran 2010 tarihinde, Konrad Adenauer Vakfı’nın Ukrayna’daki temsilciliğinin başkanı Niko Lanken’in havaalanında ülkeye alınmamasına ilişkin bir skandal olmuştu. Alman hükümetinin doğrudan müdahalesinden sonra olay sakinleşse de, bu olayın Ukrayna-Almanya ilişkilerinde günümüzde meydana gelen sonuçlarını görebiliyoruz. Gayri resmi bilgilere göre, vakfın temsilcisinden, ülkenin içişlerine karışma, muhalefet önderleri ile gizli olarak anlaşma ve casusluk konularında şüpheleniliyordu.

Mısır’da, Alman vakıfları temel olarak gençlere yönelmiştir ve demokrasi ve kadın hakları alanlarındaki projelere dikkat gösterirler. Aralık 2011 tarihinde, Mısır’da ülkedeki istikrarı bozma, ülkeyi parçalama ve iktidarı devirme ithamları ile bazı uluslararası sivil toplum kuruluşlarının çalışanları gözaltına alınmıştır.

Hapsedilenler arasında ABD’nin International Republican Institute, National Democracy Institute, International Center for Journalists ve “Freedom House”’la birlikte, Almanya’nın Konrad Adenauer Vakfı’nın da çalışanları vardır. Bu uluslararası STK’lardan, Mısırlılar arasında ajan şebekesi yaratma, dini ayrılıkları alevlendirme ve yabancı istihbarat organlarına hizmet etme konularında şüpheleniliyor. Mahkeme süreci esnasında, Amerikalı ve Alman yetkililer Mısır yönetimine baskılarda bulunuyordu. Özellikle de, Mısır’a dış yardım konusu gündeme getirilmişti. Sonuçta, itham edilenlerin çoğu serbest bırakıldı ve ülkeyi terk etti. Diğer bir olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nde meydana gelmiştir. Cari yılın Mart ayında BAE yetkilileri ülkedeki Konrad Adenauer Vakfı’nın temsilciliğinin faaliyetini durdurdular.

Alman vakıflarının etkinliklerinin temel doğrultularından biri demokratik İslam araştırma projeleridir. Asıl amacı, Hıristiyan değerlerinin yayılması olan bu kurumlar İslam ülkelerine demokratik İslam adı altında kendi değerlerini benimsetmeye çalışırlar.

Jeo-siyasi Oyuncu Olma İddiası

Rusya’da ve hatta Batı’da bazı analistler, Almanya’nın Batı’daki statüsünü güçlendirme yönünde bir gidişat sergilediğini hesap etmektedir. Almanya, yeni kurulmakta olan dünyada daha güçlü bir konum kazanmayı hedefliyor. Bunu; Kuzey Afrika’daki süreçlerde ve Avrupa’daki mali krize yaklaşımında, hatta Almanya-NATO iş birliğinde de açıkça görmek mümkündür. Avro bölgesinde, Almanya kendini temel donör ve söz sahibi olarak konumlandırmaktadır. Güney Kafkasya ve Orta Asya bölgeleri de Almanların çıkar alanındadır.

Alman federal hükümeti, önde gelen uzmanlardan oluşan “Kuzey Afrika’nın dönüşümü topluluğu”nu yaratmıştır ve Yakın Doğu süreçlerinde kendini Batı’nın ana danışmanı rolünde görmektedir. Burada da Alman siyasi vakıfları temel araç olmalıdır. Cari yılın 7-9 Ocak tarihlerinde, Kuzey Afrika’nın 3 ülkesine (Cezayir, Libya ve Tunus) sefer gerçekleştiren Almanya’nın Dışişleri Bakanı Guido Westervelle, bu ülkelerde Alman siyasi vakıflarının etkinliğine izin verilmesi ya da etkinliğinin güçlendirilmesi konularını gündeme getirmiştir.

Diğer taraftan, Almanya Avrupa’nın enerji pazarında önde giden bir söz sahibidir. Rusya’dan Avrupa’ya giden ana gaz yollarından biri “Kuzey Akımı” Almanya aracılığıyla diğer ülkelere ulaşıyor. Almanya, diğer yönlerden gelen karbohidrojen kaynakların ulaştırılmasında da üstün konuma gelmeye çalışır. Buna ilişkin olarak, Almanya’nın RWE şirketi Nabucco projesinin fikir babalarındandır. Son zamanlar, bu doğrultuda işlerin belirli bir ümit vaat etmemesi, Almanya’daki bazı çevrelerin Azerbaycan karşıtı kampanya yürütmesine yol açmış olabilir. Azerbaycan gazının Avrupa’ya diğer yollarla ulaştırılması belki de birilerini tatmin etmiyor.

Böylelikle, somut siyasi görünüm, Alman siyasi vakıflarının etkinliklerinin daha ziyade Almanya’nın iktisadi çıkarlarını desteklemeye yöneldiğini gösteriyor. Almanya üçüncü milenyumda, dünya sahnesine ilk önce bir iktisadi güç olarak çıkmayı hedefliyor. O zaman, bu vakıflar bütün araçlara sahip olurlar. Hatta gerekirse, herhangi bir ülkeye karşı karalama kampanyasından tutun göstermelik demokrasi taleplerine kadar bütün yöntemler kullanılır. Ne yazık ki, 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra da, dünya bu oyuncuların çeşitli ülkelerdeki oyunlarını izlemeye devam ediyor.

New Times

1. Michael Pinto-Duschinsky. Foreign Political Aid: The German Political Foundations and Their US Counterparts. Royal Institute of International Affairs. s. 45 http://www.jstor.org/discover/10.2307/2621218?uid=3737560&uid=2129&uid=2&uid=70&uid=4&sid=47698997975447.

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...