THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Batı'da İslam Düşmanlığı: Gerçek Sebepler ve Amaçlar – Bölüm II

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
11378
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 20 Şubat 2015 – Newtimes.az

Maalesef, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı günümüzde artık en gelişmiş ve güvenli toplumlarda bile günlük hayatın acı gerçeğine dönüşmüştür. Bu korkutucu eğilim, devletlerin sınırları dışına çıkar ve günlük hayatımıza girer. Bu tehlikeli eğilimlerden biri, İslam düşmanlığıdır. Ne kadar şaşırtıcı olsa da bu, daha çok liberal Batı'da görülür.

"Liberal" Batı'da İslam Karşıtlığı Dalgasının Nedenleri

Bazı uzmanlar Batı'da İslam düşmanlığının kök salmasının başlıca nedeni olarak, sosyal düşünceyi etkileyen tarihsel bellek ve kültürel önyargılara dikkat çekmeyi önemli görür. Rönesans döneminden sonra Batı dünyasında öz kültürün üstünlüğü duygusu oluşur ve diğer kültürlere ilgisizlik başlar. Birçok uzmana göre, işte tarihsel olan bu toplumsal düşünce, Avrupalıların İslam’a karşı hor gören ilişkisinin temelindedir.

İslam düşmanlığından konuşurken, çoğunlukla onun siyasi ve sosyal biçimde tezahür ettiğini unutuyoruz. Bugün ABD'de İslam düşmanlığı siyasi bağlamda kendini gösterirken, Avrupa'da sosyal faktörler daha kabarıktır. ABD'de İslam düşmanlığının siyasi bağlamda tezahür etmesinin örneği olarak, 2012 yılı başkanlık seçimleri gösterilebilir. Demokratik ve liberal değerleri çoğu zaman araç olarak gören Cumhuriyetçiler, İslam düşmanlığını kendi amaçları için kullanmaya çalıştı. "Zogby Analiz" merkezinin raporuna göre, Cumhuriyetçi Parti taraftarlarının %47'si Müslümanları ülke için gerçek bir tehlike olarak gördüğü halde, Demokratların %23’ü İslam’ı ve Müslümanları tehlikeli olarak kabul eder. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, ABD vatandaşlarının %48’i İslam dinini ülke için gerçek tehlike ve radikal bir din olarak kabul ederler. Bu ise dünya devletlerini her daim hoşgörüye ve demokratik değerlere uymaya davet eden ABD için oldukça kötü bir göstergedir. Bu da bir gerçektir ki, 2011-2012 yıllarında ABD Kongresi'ne Müslümanların dini özgürlüklerini kısıtlayan 78 yasa tasarısı sunulmuş, onlardan 73’ü Cumhuriyetçiler tarafından onaylanmıştır. "Gallup İnternational" uluslararası araştırma merkezinin 2011 yılında sunduğu sonuçlara göre, ABD'de yaşayan Müslümanların %48’i dini ayrımcılık kurbanıdır. Onu da hatırlatmak gerekir ki, Müslüman ülkelerdeki çatışma bölgeleri hariç, hiçbir Müslüman ülkede kiliselere zarar verilmediği takdirde, ABD'de 2009 yılında 13, 2010 yılında 53, 2011 yılında 22, 2012 yılında 29 camiye zarar verilmiştir.

Amerikalı analist John Feffer düşünür ki, İslam düşmanlığı ABD'ye, Ortadoğu'daki petrol üretimini kontrol altında tutmak, bu bölgede İsrail'in üstünlüğünü sağlamak, İslam dininin anlamını tahrif ederek Müslüman devletlerin etkisinin güçlenmesinin önüne geçmek için gereklidir.

Avrupa'nın yakın geçmişine baktığımızda ise, Batı toplumunun din, dil ve ırk çeşitliliğin tanınması alanında ciddi sorunlarının olduğunu görmüş oluyoruz. Doğu devletlerinden farklı olarak Batı'da dini ve ırki çeşitlilik birleştirici değil, bölücü etken olarak kullanılır. Yirminci yüzyılın ortalarında Avrupa'da Yahudilere karşı olan tutum bunun bariz örneği olarak kendini göstermiş oldu.

Günümüzde Avrupa'da Müslümanlarla ilgili en büyük problem dini etkenle bağlıdır ki, bu faktörün sürekli gündeme getirilmesi Müslümanların siyasi, sosyal ve hukuki sorunlarını ikinci plana atmaktadır.

Suç Mu "İfade Özgürlüğü" Mü?

"Demokrasi", "insan hakları", "hoşgörü" ve "çokkültürlülük" kavramları ile örtbas edilmeye çalışılsa da, Avrupa'da dini faktörün şekillenmesine örnek olarak Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yaklaşımını göstermek yeterlidir. IPSOS Fransız şirketinin "Le Figaro" gazetesi için yaptığı araştırmaların sonuçlarına göre; Fransızların %56’sı, Türkiye'nin sadece Müslüman bir ülke olduğu için Avrupa Birliği üyesi olmasını istemediklerini belirttiler. Bu, uzun süredir Müslüman devletlerini, Hıristiyanların haklarını ihlal etmekle ve artan radikalizmle itham eden ülke için oldukça olumsuz göstergedir. Bu arada özellikle belirtmek gerekir ki, Müslüman devletleri radikalizmle suçlayan Avrupa devletlerinde 2012 yılından 2014 yılının mart ayına kadar 78 camiye Molotof kokteyli atıldı, sadece İsveç'teki camilere 2014'te 12 saldırı kayda alındı. Batı kamuoyunda ırkçı örgütlere sempatinin artması, "PEGİDA" (Vatansever Avrupalılar İslam'a karşı) gibi popülist teşebbüslere rağbetin yükselmesi, Almanya'nın Dresden kentinde başlayan ırkçı dalganın Avrupa'nın diğer şehirlerine de yayılması oldukça tehlikeli eğilimin göstergesi olarak dikkat çekiyor.

Bugün Batılı yayınlarda sunulan önyargılı bilgi ve açıklamalarda her işlenen terör eylemi ve "Allah-u Ekber" nidası ile gerçekleşen katliamın dinle ilişkilendirilmesinin, somut politikaların bir parçası olduğu dikkatten kaçmıyor. Ancak çoğu durumda bu gibi haberler yazarlarının amaçlarına -İslam dinine ve Müslümanlara karşı olumsuz tutumun oluşmasına- maalesef hizmet eder. Dini ayrımcılık sebebiyle ABD ve Avrupa ülkelerinde katledilen genç Müslümanlar hakkında haberlerin gündeme gelmesinde çıkarı olmayan BBC, CNN gibi televizyon kanallarında, Suriye, Irak ve Afganistan'da "demokrasi çığırtkanları"nın bıraktıkları miras sebebiyle işlenen katliamlar İslam'ın bir parçası olarak sunuluyor, sonuçta ise bu propaganda dinin tahrif edilmesine ve İslam düşmanlığının artmasına ortam yaratmış oluyor. Batılı bir vatandaşın ölümü, adı geçen medya organlarında dünyanın en önemli olayı olarak sunulduğu halde, on binlerce Afrikalı veya Müslüman'ın ölümü hakkında haber yapılmamakla kalmaz, hatta bunlar gizlenir.

Maalesef, "demokrasi"den konuşmayı seven birçok Avrupa devleti ve ABD'de İslam düşmanlığı gün gün artıyor ve bu duruma, meşhur "ifade özgürlüğü" ile hak kazandırılıyor. Bu "demokrasi heveslileri" unutuyorlar ki, herkesin bazı hakları vardır ve bu hakların somut sınırları tespit edilmiştir.

Bugün Müslüman devletler İslam düşmanlığının suç olarak tanınmasına çalışsa da, Batı bu utanç verici hali önlemek için temel adımları bile atmamıştır. İslam düşmanlığı ne kadar "fikir özgürlüğü" olarak takdim edilse de, şüphesiz, radikalizmin artmasının temel unsuru olarak ortadadır. Birçok gözlemci düşünüyor ki, Yahudi düşmanlığı (anti-semitizm) gibi İslam düşmanlığının da suç olarak tanınması, öncelikle radikalizmi önleyerek, birçok sorunun çözümüne yardım etmiş olur.

Hoşgörünün Azerbaycan Modeli

Avrupa ve ABD'de artan İslam düşmanlığı ile; İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik arasındaki ilişkilerin geleceğine dair karamsarlık aşırı derecede artsa da, Azerbaycan örneği bunun aksini gösteriyor. Uluslararası örgütler ve nüfuzlu siyasilerin Azerbaycan'da ülke yönetimi tarafından tüm dinlerin barış ve uyum ortamında mevcut olması için yarattığı elverişli ortamı takdir etmesi, diğer devletler için örnek göstermesi Azerbaycan devletinin büyük başarısıdır. Herhangi bir toplumda sosyal hoşgörünün oluşturulması ve geliştirilmesinde siyasi iktidarın iradesinin yeri doldurulamaz. Azerbaycan'ın devlet yönetimi daima ülkenin kadim hoşgörü geleneğini teşvik ederek, radikalliği, aşırılığı ve dinler arası nefreti reddetti. Başka ülkelerle karşılaştırıldığında Azerbaycan'ın hoşgörü açısından gerçekten bir model devlet olduğuna şüphe kalmıyor. Bu hem devletimizin hem de toplumumuzun gururla dünyaya sunabileceği geleneğidir.

Anar Akbarov

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...