THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Batı'da İslam Düşmanlığı: Gerçek Sebepler ve Amaçlar – Bölüm I

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
17259
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 19 Şubat 2015 – Newtimes.az

Maalesef, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı günümüzde artık en gelişmiş ve güvenli toplumlarda bile günlük hayatın acı gerçeğine dönüşmüştür. Bu korkutucu eğilim devletlerin sınırları dışına çıkar ve günlük hayatımıza girer. Bu tehlikeli eğilimlerden biri İslam düşmanlığıdır. Ne kadar şaşırtıcı olsa da, bu daha çok liberal Batı'da görülür.

Siyasi Terminolojide "İslam Düşmanlığı"

İlk kez "İslam düşmanlığı" terimini Haçlı Seferleri’nden sömürgecilik devrine kadar Avrupa ve Müslüman dünyası arasında mevcut olan sayısız çatışmalar sebebiyle, bu dine karşı olan olumsuz yaklaşımı anlatmak amacıyla, 1922 yılında Oryantalist Etienne Dine "Batı'nın Gözünde Doğu" makalesinde kullanır.

Uzun yıllar hatırlanmayan bu ifade, 20’nci yüzyılın sonlarında geniş şekilde kullanılmaya başladı. 1997 yılında, nüfusun tüm tabakalarına mantıksızca, İslam’a karşı anlaşılmaz korku ve nefret aşılayan "Runnymede Trust" adlı Birleşik Krallık’taki araştırma merkezinin "İslam Düşmanlığı: Herkes için Çağrı" adlı raporuyla siyasi terminolojiye dâhil oldu. Söz konusu belgede İslam Batı’dan farklı değil, onun gerisinde kalan bir kültür olarak açıklanırdı. İslam kültürü ise alternatif fikre düşman, diğer kültürlere tehlike olarak gösterilmekteydi.

11 Eylül 2001 saldırıları bir dönüm noktası oldu. Bu andan itibaren İslam düşmanlığı kavramı dünya basınının ve siyasetçilerin diline düştü. Sonraki yıllarda bu terim Batı toplumunun onulmaz hastalığına dönüştü. Şimdi, İslam düşmanlığı - İslam dininin kabul edilmemesi, Müslümanlara karşı ayrımcılığı takdir eden, korku üzerine kurulu düşünceyi tecessüm ettirse de, birçok uzman bunu "düşman" arayışında olan Batı kültürünün "başarılı" uydurması olarak yorumluyor. Tesadüfi değil ki, "Medeniyetlerin Çatışması" adlı ünlü makalesinde Huntington yazıyor ki, İslam düşmanlığı İslam devletlerinin siyasi, askeri, ekonomik zayıflığını sürdürmek için oluşturulan propagandanın aracı olarak geliştirilecek. "Haçlı Seferi 2.0: Batı'nın İslam'a Karşı Yeni Savaşı" adlı kitabın yazarı John Feffer ise düşünür ki, Haçlı Seferleri’nden başlayarak günümüze kadar Batı’nın temsilcileri İslam dinini farklı tarihi dönemlerde yaşanan askeri çatışmalar bağlamında ele almıştır.

11 Eylül terör olayından sonra aslında yeni durum oluştu. Batılı devletlerde işsizlik, ekonomik durgunluk, nüfusun yaşlanması gibi sorunlardan dikkati uzaklaştırmak için, Müslümanlara karşı korku propagandasının aletine dönüşür. SSCB'nin dağılmasından sonra Batı dünyasında toplumun dikkatini gündemdeki problemlerden uzaklaştırmak için yeni bir "düşman" karakteri isteniyordu. Bu "rol" Müslümanlara "biçildi". SSCB'nin dağılmasından sonra Batılı devletler içinde, öncelikle sosyal sorunların güçlenmesi, reel olarak tehlike kaynağı olmayan, fakat iç politika için uygun "yeni hedef" kim olacak sorusunu gündeme getirdi. Çin ve Rusya'nın gücü dikkate alınarak, sonuçta, bir zamanlar "Hıristiyan" Batı'nın varlığına tehlike olan, eski tarihi rakibin, günümüzün "dişsiz" Arap-Müslüman dünyasının yönünde seçim yapıldı. Son yıllarda laik Arap devletlerindeki mevcut iktidarları devirerek, bölgeye yönlendirilebilir kaos getiren Batı, öncelikle ABD, böylelikle, niyetine ulaşmış oldu.

Bugün artık sır değil ki, "Charlie Hebdo" dergisinde yayımlanan karikatürler, "Müslümanların Masumiyeti" filmi ve bu gibi kışkırtmalar, Batı'da İslam düşmanlığının yükselmesini sağlamak için gündeme getiriliyor. Birçok uzman düşünüyor ki, ifade özgürlüğü arkasına saklanıp dini değerlere hakaret edenleri savunarak, Batılı yayınlar insanları şiddete tahrik ediyor.

2004 yılında BM Genel Sekreteri'nin yönetiminde "İslam Düşmanlığı ile Mücadele" uluslararası konferansının yapılmasına ve Avrupa Konseyi’nin üst düzey görüşmelerinin birinde İslam düşmanlığını kınamasına rağmen, Batı toplumunda ırkçı ve radikal milliyetçi çevrelerin çabası sonucunda bu eğilim her geçen gün daha da güçleniyor.

Ayrımcılık ve Sosyal Mahrumiyetler

Daha geniş anlamda "İslam düşmanlığı" kavramı, İslam dinine yönelmiş ve Müslümanların olumsuz tepki verdiği tüm davranış ve ifadeleri içeriyor. Bu durumda bu terim bazı çevrelerde "geleneksel" sınırlarının dışına çıkarak, "İslam dinine yaklaşıma"  yönelik uyarının eşanlamlısı olarak yorumlanıyor. Bu nedenledir ki, birçok düşünür İslam düşmanlığını ırk ayrımcılığı, Yahudi düşmanlığı (anti-semitizm), yabancı düşmanlığı gibi kavramlarla beraber gündeme getirir.

Bu yaklaşımın tezahürüdür ki, Batı’da yaşayan Müslümanlar iş yerlerinden tutun, eğitim sürecine ve kitle iletişim araçlarındaki haberlere kadar hayatın çeşitli alanlarında kendilerine karşı ayrımcı yaklaşımı hissediyorlar. Avrupa izleme merkezinin yayınladığı "Avrupa Birliği'nde Müslümanlar" raporunda şu sonuca varılıyor ki; önyargılı tutum, Müslümanların topluma uyum sağlaması ve kendilerini toplumun eşit birer üyesi olarak hissetmesinin önündeki temel engel olmaya devam ediyor.

Raporda kaydedilir ki, İngiltere'de ülke çapında genel işsizlik %6 olsa da, göçmenler arasında bu oran %11, Müslüman ülkelerin temsilcileri arasında ise %20 olmaktadır. Almanya'da Türkler arasında işsizlik %21 olduğu halde, ülke genelinde %8 olarak seyretmesi haklı sorular doğurur. Ne sebeptense, liberal Batı'da gelecek işçilerin adaylığını gözden geçiren işverenler Müslüman işçilerden sakınır. Söz konusu eğilim eğitim alanında da görülmektedir. Müslümanların yüksek eğitime katılmasının önünde ciddi engeller oluşturulur. Bu ise onların gelecek sosyal statülerini etkiler. Ayrıca Müslümanlar kural olarak koşulları daha düşük seviyede olan yerlerde yaşamaya mecbur olurlar. Bu da onların daha yüksek seviyeli okullara gitme imkânlarını kısıtlamaktadır.

Müslümanlara karşı olumsuz tutum tüm göçmen ve ulusal azınlıklara bakıldığında, kendini daha kabarık şekilde gösterir. Yukarıda belirtilen raporda Rotterdam'da yaşayan genç Müslüman kadının başına gelen olaydan bahsediliyor. Sık sık sorulan; " Geldiğiniz yere ne zaman dönmek niyetindesiniz?" sorusuna cevap olarak Müslüman Hanım;" Benim gidecek bir yerim yok, çünkü ben burada, Rotterdam'da doğdum" cevabını verir. Bu cevap birçoklarının hoşuna gitmemektedir. Sürekli olarak sorulan bu tür sorular ise Müslümanların vatandaşı oldukları devlette kendilerini yabancı gibi hissetmelerine neden olur.

Güdümlü "Korku Paradigmaları"

Müslümanlarla ilgili Batı'da oluşan bir başka yanılgı ise Müslümanların şiddete eğilimli olmasına dairdir. Bu propagandanın neticesidir ki, aşağıdaki cümle İslam düşmanlığı paradigmasının en korkunç resmini göstermiş olur: "Bütün Müslümanlar terörist değil, ama tüm teröristler Müslüman'dır". Bu "kamuoyu görüşü"nün tam zıddı olarak, Europol’un 2013 raporunda, AB’de yaşanan 152 terör saldırısının sadece ikisinin "dini motivasyon" içerikli olduğu kaydedilir. Son 5 yılın istatistiklerine baktığımızda AB devletlerinde sözde "İslamcı teröristlerin" işledikleri suçların sadece %2 seviyesinde olduğu yer alır.

Tüm bu kalıplaşmış önyargılar bir araya toplanarak, "Müslümanların çoğalması Avrupa'nın varlığına tehdittir" temelinde kolektif korku paradigması tebliğ edilir. Birçok uzman düşünür ki, İslam düşmanlığının gündeme gelmesi öncelikle Avrupa'da Müslüman nüfusun artması ile ilgili "korku"dandır. Avrupalıların yaşlandığı, nüfusun artışının durduğu gerçekleri dikkate alınırsa, bu çevrelerde İslam taraftarlarının üstünlük kazanacağı fikri hâkim olur. 2014'te yapılan sosyolojik anket sonuçlarına göre Fransızlar ülke vatandaşlarının %31’inin, Almanlar %19'unun, İngilizler ise her 5 kişiden birinin Müslüman olduğunu düşünüyor. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, gerçekten de Avrupa'da Müslümanların sayısı arttı, fakat iddia edilen yüksek oranlarda değildir. PEW Araştırma Merkezi'nin yaptığı tahlile göre Avrupalı Müslüman nüfus 1990 yılında %4,1 iken, 2010 yılında sadece %6’ya yükseldi. Bu fikri teyit etmek için birkaç örneğe dikkat etmek yeterlidir: en çok Müslüman nüfusun yaşadığı Fransa'da Müslümanların gerçekte oranı % 7,5’dir ki, bu toplumda oluşmuş görüşün dörtte birinden az yapıyor. Bu eğilim Almanya (%5,8) ve B. Krallık’ta (%4,8) da tekrarlanır. Hatta mevcut demografik büyüme göstergeleri bile 2030 yılında Avrupa kıtasındaki tüm Müslümanların, nüfusun %8’ini teşkil edeceğini gösteriyor. Bu oranlar "Müslümanların yakın gelecekte Avrupa'yı ele geçireceği" ideolojisinin asılsız olduğunu gösterir.

Avrupa toplumunda Müslümanların entegrasyonuna ilişkin olarak da aynı durum tekrarlanır. Araştırma sonuçlarına göre Fransa vatandaşı olan Müslüman için Fransa'ya bağlılık, onun milli ve dini kimliğinin önünde gelir. Bu ve yukarıda sayılan diğer olgular Avrupa toplumunda gerçeklikle kamuoyu görüşleri arasında ne kadar derin uçurumun mevcut olduğunu göstermiş olur. Bu ise Müslümanlara karşı ayrımcılığın arkasında amaçlı yönlendirim (manipülasyon) olduğu sonucuna armaya esas verir.

"Bu kimin işine yarıyor" sorusunu yanıtlarken, son yıllarda Avrupa'da faşist politikaları yürüten radikal sağın yükselişini görmemek imkânsızdır. Avrupa'da radikal sağın yükselişi Charlie Hebdo saldırısından çok önce başladı. Bu eğilime 2008 yılındaki ekonomik durgunluk çok güçlü bir ivme oldu. Kıta çapında işsizliğin artması, radikal sağı güçlendirdi. Bu da göçmenlere karşı nefret ve ırkçılık dalgasının tüm Avrupa'yı sarmasıyla sonuçlandı. Avrupa'da İslam düşmanlığının yükselişini teyit eden bir diğer olgu ise geçen yıl Avrupa Parlamentosu'nda yapılan seçimlerin sonuçları oldu. Seçimlerde %25 oy toplayan Marine Le Pen’in "Milli Cephe"si, %28 oy kazanan İngiltere Bağımsızlık Partisi gibi güçler radikal sağın destekçilerinin hızla arttığını göstermektedir.

Bu ayrımcılığın sonucu olarak, cami ve İslam merkezlerine karşı şiddet eylemleri çoğalıyor, başörtüsü örten kadınlara yönelik hakaretler ve havaalanlarında ek denetimler artıyor.

Anar Akbarov

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...