THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Ankara Konferansı: Batı'nın Baskıları, Ermeni Tuzağı ve Gerçekler

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
413633
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 3 Aralık 2014 – Newtimes.az

Türkiye'nin başkentinde Ermenistan'la sınırların açılması konulu uluslararası bir konferans düzenlendi. akaonferansa birkaç uzman da katıldı. Fakat buraya Azerbaycan'dan uzman davet edilmedi. Konuşmacılar iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi gerektiğini, bunun için ilk olarak Türkiye'nin adım atması gerektiğini temellendirmeye çalıştı. Mevcut durumu, güya ilişkilerin şimdiki durumuna Ermenistan'ın işgalci politikasının etkisinin olmadığı şeklinde sunmaya çalıştılar. Türkiye'den siyasi-diplomatik etkinlik bekleyenler, Erivan'a gelince sadece "halk diplomasisi"nden bahsettiler. Böyle bir izlenim ortaya çıktı ki, yaşananlarda suçlu Azerbaycan ve Türkiye'dir. Aynı nedenle Ankara ile Bakü ilişkilerin normalleşmesi yönünde somut adımlar atmalıdır. Tüm bunların arkasında Batı'nın belli çevrelerinin durduğu iddia edilir. İlginçtir ki, Türkiye'de de aynı görüşe destek verenler var.

Kapalı Kapılar Ardında Gizlenen Sırlar

Tarihi gerçeklere kulak tıkayarak, önyargılı niyetlerle devletler arası ilişkilerin normallaşacağını düşünmek çok zordur. Tecrübeler gösteriyor ki, böyle durumlarda daha ziyade en yakın dost ülkeler arasında güven azalır, düşmana yeni darbeler vurma şansı verilir. Bu açıdan kasımın son günlerinde Ankara'da Türkiye-Ermenistan sınırlarının açılmasına yönelik düzenlenen konferans da bir istisna değildir. Burada ele alınan konular ve konuşmacıların fikirlerinin analizi gösteriyor ki, bu konferans bölgede barışa değil, yeni çelişkilerin oluşmasına ivme verebilir (Bkz.: Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı / Hrant Dink Vakfı, 25 Kasım 2014).

Tedbirin "Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı" olarak adlandırılması tesadüf değildir. Burada öncelikle sınırın Türkiye tarafından mühürlendiğine işaret edilir. Müzakereler sırasında açık söylenmese de, bu, fark edilir. Konuşmacılar "Ermeni soykırımı"ndan başlayarak, Ermenistan'ın Dağlık Karabağ'ı ve çevre bölgeleri işgaline kadar yaşanan olayları, satir arasında Türkiye'nin inadıyla açıkladı. Teklifler de aynı çerçevede dile gelmiştir - Ankara sınırları açmalıdır ki, bölgede gelişme ve barış olsun.

İkinci husus, sınırların açılmasının bölgenin geleceği ile ilişkilendirilmesidir. Burada da örtülü olarak Türkiye ve Azerbaycan ittiham olunur. Aynı bağlamda Dağlık Karabağ'da Ermeni terörünün sonuçları üzerinden sessizce geçilir ve "halk diplomasisi"nin, iki toplum arasında iletişimin kurulmasının gerekliliği vurgulanır.

Tüm bunların Ankara Konferansı’nın sonuçları olarak ele alınması, tabii ki, bizi çok teessüflendirir. Türkiye yönetiminin defalarca "Dağlık Karabağ çatışması adil çözüm buluncaya kadar, sınırların açılması söz konusu değil" şeklinde beyanatlar verdiği bir durumda bu tedbir belirsiz bir adım izlenimi veriyor. Fakat bu, bir gerçektir.

Kardeş ülkenin bazı tanınmış aydınları ile Avrupa ve Ermenistan’dan uzmanların yer aldığı müzakerelerde Azerbaycan'dan bir kişi bile katılmadı. Çünkü girişimciler hiçkimseyi davet etmemişti. Bu da bir çelişkidir: konferansta Karabağ sorunu sınırların kapalı olması bakımından analiz edildiyse, Azerbaycan tarafının da fikri mutlaka dinlenilmeli idi. Görünür, burada sağlıksız amaçlar ve dış etkiler de vardır.

Batı'nın Konumu: İkili Oyunlar Sürüyor

Gerçekten de uzmanlar buna dikkat yöneltirler ki, 2010 yılından ABD ve Avrupa Birliği Ankara ile Erivan arasında "sessiz diplomasi" teşebbüslerini desteklemek için mali yardımlar yapmaya başladı. Bu çerçevede 2010 yılında ABD'nin Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) Ermenistan-Türkiye kuruluşları konsorsiumuna 4,7 milyon dolar bütçe ayırdı. 2014 yılında Avrupa Birliği'nin desteği ile Ermenistan ve Türkiye taraflarından 8 sivil toplum kuruluşunun konsorsiyumu Ermenistan-Türkiye "normalleşme süreci"ne destek verdi.

Ankara'daki son toplantı için ise 30 bin euro ödenek ayrıldı. Tedbirin amacı, içeriği ve gidişatı medyada geniş yer aldı. Burada başlıca niyetin Türk kamuoyunun Ermenilere yaklaşımını normalleştirmek olduğunu anlamak zor değil.

İlginçtir ki, Ermenilerin bu teşebbüsünü Türkiye'de destekleyen bazı çevreler de vardır. Örneğin, kardeş ülkenin Bakü eski Büyükelçisi ve Türkiye-Ermenistan gizli görüşmelerinin ana katılımcısı olan Ahmet Ünal Çeviköz hem "Hurriyet" gazetesine sınırların açılmasına destek veren bir makale yazmış (Bkz.: Ünal Çeviköz. Turkish-Armenian relations need a new game-changer / www.hurriyetdailynews.com, 13 Kasım 2014), hem de konferansın katılımcısı olmuştur. Ayrıca, Türkiye ve Ermenistan'da 2015 yılında "Ermeni soykırımı"nın 100’inci yılının tamalanmasına kadar sınırların açılmasına sosyal desteği sağlamak amacı ile gizli grupların oluşturulduğu hakkında bilgiler yayılmıştır.

Bu gibi olgular meselenin ciddiliğini gösterir. Görünür, dış güçlerin siparişiyle Türkiye'de yeni süreçlere ivme vermeye çalışırlar. Uzmanlar, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi konusunda daha ziyade Batı’nın parmağının olduğunu hesap eder. Bütün olarak bakıldığında ise, burada üç faktörün karşılıklı etkileşiminden bahsedilebilir: Birincisi, Batı'nın baskıları, ikincisi, Azerbaycan'ın çıkarlarını dikkate alma gerekliliği, üçüncüsü, Ermenistan'la ticaret ilişkilerini genişletme talebi.

Yukarıda söylenenlerden, Türkiye'nin Ermenistan ile sınırını açma konusunun bir yönünün, jeopolitik durumla ilgili olduğu sonucu çıkar. Batı açıkça Ankara'ya Erivan ile işbirliği yapması için baskı yapıyor. ABD yönetimi bu yönde daha ziyade çaba gösterir. Avrupa Birliği ise bu konuya özel bir program bile hazırladı. "Ermenistan-Türkiye Normalleşme Dönemine Destek Programı"nı Brüksel karşılıyor. Fakat, sınırların neden bağlı olduğu konusunu sessizce geçiyor.

Bunun özel amaçla yapıldığına şüphe yoktur. Bir yandan, Ermenistan tecritten kurtarılır, diğer taraftan ise Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinde sorunlar yaratılır. Batı bu konuda samimi olsaydı, ilk olarak, Ermenistan'ı işgal ettiği topraklardan çıkmaya mecbur ederdi. Bu olgu ortadan kalktıktan sonra Türkiye otomatik olarak sınırları açardı. Azerbaycan da defalarca beyan etti ki, Erivan işgal ettiği topraklardan çekildikten sonra onunla ilişkilere yeniden bakılabilir.

Gerçek bunlardan ibarettir. Ankara'da gerçekleştirilen konferansta bunlardan bahseden olmadı. Genel hoş sözlerle çatışmadan bahsedenler kesin şekilde Ermenistan'ın saldırgan vaz geçmesi gerekliliğini ortaya bırakmadı. Ermeniler ise fırsattan istifade ederek Dağlık Karabağ'daki status-kvonu değişmeden "halk diplomasisi" aracılığıyla iki ülke arasında ilişkiler kurmak gerektiğinden danışıblar. Örneğin, V.Çeteriyan adlı Ermeni uzman sınır meselesinin Dağlık Karabağ sorunundan daha derinde olan faktörlere bağlı olduğunu esaslandırmağa kalkıştı. Bu zaman o, Ankara'nın gerekli düzeyde cesur siyaset yeritmədiyini özel vurguladı. Güya bu nedenle çatışma çözüm değildir. Buna göre de, Türkiye dış politikasının bu yönüne yeniden bakmalıdır (Bkz.: Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan sınırı / Etkin Haber Ajansı, 22 Kasım 2014).

Görüldüğü gibi, konferansta Ermenistan işğalçılığı neden olarak gözden geçirilmemiştir. Bu şartta Güney Kafkasya'da jeopolitik dinamizmi sabitləşdirməyin imkansızlığını anlamak gerekir. ABD ve Avrupa Ankara'ya baskı ve herhangi tedbirler görebilirler. Fakat bunların olumlu sonuç vereceğini beklemek abestir. Çünkü hiçbir durumda Azerbaycan kendi haklı taleplerinden vaz geçmez. Toprak bütünlüğü yeniden sağlanmadan Ermenistan'la herhangi bir anlaşma söz konusu olamaz.

Uydurma "soykırımın" 100’üncü yıldönümü sebebiyle Türkiye'deki bazı çevrelerin Batı'nın hoşuna gitme çabası ise, kendini kandırmaktan başka bir şey değildir; çünkü Erivan, "soykırım" iddialarından vazgeçmeyeceğini, Ankara’dan taleplerde bulunmaya devam edeceğini defalarca beyan etti. Oluşan durumdan tek çıkış yolu gerçeği itiraf etmekten, yani Ermenistan'ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çıkmasını önkoşul olarak koymaktan ibarettir. Sadece bundan sonra konferanslar geçirip, ortak kanaate varabiliriz. düşünüyoruz ki, Ankara'da düzenlenen konferans hiçbir faydası olmayan iş izlenimi veriyor. Türkiye'nin bundan herhangi bir kazanç sağlaması çok zordur.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...