THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Türkiye'nin Yeni Avrupa Stratejisi: Üç Yönde Reformlar

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
445097
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 3 Kasım 2014 – Newtimes.az

Uzun yıllardır, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği meselesi gündemdedir. Fakat mesele şimdilik bir çözüm bulmamıştır. Meydana çeşitli çelişkiler çıkıyor. AB bahanelerle meselenin çözümünü uzatıyor. Kurumun 2014 yılı Türkiye raporu bunların fonunda uzmanların ilgisini çekmiştir. Ankara ise onu "dengeli ve objektif" olarak nitelendiriyor. Bununla birlikte, taraflar arasında ciddi görüş ayrılıklarının da olduğu bilinmektedir. Bu açıdan Türkiye'nin AB stratejisi hangi hususları içeriyor? Yakın vadede bu ülkenin bu kuruma üye olması ihtimali var mı? Bu gibi soruların güncelliği şüphesizdir. Aynı zamanda, Ankara'nın AB'ye üyelikle ilgili yeni strateji hazırlaması bu konuya belli açıklık getirebilir.

Sorunun Çözümü: Ankara ve Brüksel`in Görüşleri

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusu adeta Ortadoğu'nun jeopolitik sorunlarının gölgesinde kaldı. Zaman zaman taraflar arasında belli konularda müzakereler yapılıyor. Genel olarak Ankara'ya umut verebilecek olay meydana gelmiyor. Aksine, karşılıklı suçlamalar yoğunlaşıyor. Uzmanlar Türkiye'nin AB'ye girmesi şansını yüksek değerlendirmiyorlar. Bir takım uzmanlar hatta bunun mümkün olmayacağı kanaatindedirler. Onun iki nedenini vurguluyorlar.

Birincisi, AB gerçekte Ankara'yı kendi sıralarında görmek istemiyor. Çünkü Türkiye sosyo-ekonomik ve kültürel potansiyelinden dolayı büyük imkanlara sahiptir. Onun AB'ye üye olması Avrupa'nın güçlü devletleri için belli sıkıntılar yaratabilir. İkincisi, Türkiye'nin kendisi bu örgüte üye olarak, hızla gelişen ve bölgede söz sahibi olan devlet olarak herhangi bir kurumda ikinci derece rol oynamak istemiyor.

Uzmanların bu görüşlerinin dayanağı var. Uzun yıllardır Türkiye çeşitli bahanelerle AB`ye kabul edilmiyor. Bununla birlikte, konunun güncelliğini kaybettiğini düşünmek doğru olmaz. Türkiye yetkilileri defalarca belirttiler ki, onlar için AB`ye üyelik önceliktir. Dış politikada bu nokta önde gelen yerlerden birini tutuyor. Bu yüzden de "müzakere süreci" denilen bir süreç mevcuttur. Bunun oluşma mekanizmasını uzmanlar analiz ediyorlar.

Şu anda Türkiye'nin şu üç yönde AB kriterlerine uymalı, bu alanlarda daha verimli çalışmalı olduğu belirtiliyor - siyasi reformlar, sosyal-kültürel yenileşmeler ve iletişim ağının yoğun gelişimi (bkz: Furkan Şenay. Türkiye'nin AB Süreci'nde Yeni İletişim Stratejisi / "SETA Perspektif", 2014, №75). Son noktaya daha çok önem veriliyor. Burada Türkiye'nin bilgi, propaganda ve tanıtım alanında ilkesel değişiklikler yapmalı olduğu vurgulanıyor.

Bunlar tabii ki, kabul edilebilir. Ancak Türkiye için siyasi reformların yapılması ciddi önem taşıyor. AB`nin bu alanda Ankara'yı itham etmesi hiç kimseye sır değil. İnsan haklarının korunması, yargı sürecinin yürütülmesi, gazetecilerin haklarının temini vb. gibi konularda Türkiye'ye olan eleştiriler az değil. Onların gerçeği yansıtıp-yansıtmaması başka bir konudur. Mesele şu ki, AB bu şartları koyuyor ve onların yerine getirilmesini gerektiriyor.

Adalet uğruna neredeyse Ankara bunlara itiraz etmiyor. Ülkenin kendine özgü tarihsel gelişim yolunun olduğunu dikkate alarak, bir takım vesilelerle Brüksel'in taleplerini kabul etmiyor. Özellikle, insan haklarının korunması, ulusal azınlıkların haklarının güvencesi, ifade özgürlüğü ile ilgili Türkiye kendi argümanlarını savunuyor. Ankara ülkenin parçalanmasına yol vermeyeceğini beyan ediyor.

İlginçtir ki, AB'nin genişlemeden sorumlu resmisi Stefan Füle 8 Ekim tarihinde kurumun Türkiye ile ilgili raporu bağlamında vurguladı: "Türkiye ile Avrupa Birliği'nin her zamankinden daha çok birbirine ihtiyacı vardır" (bkz: Fatma Yılmaz-Elmas. 2014 İlerleme raporu: Türkiye Gündeminin Neresinde? / www.usak.org.tr, 9 Ekim 2014). Bu o demektir ki, AB Ortadoğu'da gözlenen jeopolitik değişiklikler zemininde Türkiye'yi kendisinden uzaklaştıramasa da, onu üye kabul etmek fikrinde de değil.

İletişim ve Bilişim Olanakları: Ankara Daha da Etkinleşiyor

Bu düzlemde Türkiye ile müzakerelerin stratejisi neler olabilir? Her şeyden önce onu diyelim ki, Ankara'nın Brüksel için önemi sadece Ortadoğu meselesi ile sınırlı değildir. Burada Kafkasya ve Orta Asya faktörü, Rusya meselesi unutulmamalıdır. Türkiye Hazar havzasının petrol ve doğal gaz kaynaklarının Avrupa'ya naklinde ciddi rol oynayabilir. Bu ülke birçok yönden Avrupa'ya giden enerji yollarının üzerinde bulunmaktadır. Moskova ile oluşan kriz Brüksel`i Ankara'ya daha da yaklaştırıyor. Bunlara göre S. Füle`nin yukarıda ifade ettiğimiz fikri hiç de tesadüfi değildir. Sorun AB`nin üye kabul etmek istemediği bir devletle ne derecede işbirliği yapmak istemesidir. Bu konu henüz tam belli değildir.

Bunlara rağmen, AB'nin 2014 Türkiye raporunu Ankara'nın "dengeli ve objektif" değerlendirdiğini söylemek gerekir (bkz: önceki kaynağa). Bu, biraz beklenmedik etki yaratabilir. Meseleye başka bir açıdan yanaştıkta ise Türkiye'nin mantıklı davrandığı anlaşılıyor.

Ankara dünya çapında söz sahibi olmak için siyasi ve ekonomik reformları genişlendirmenin önemini anlıyor. Bu doğrultuda Hükümet somut programlar da hazırladı. Fakat bu sorun sadece ülkede istikrar olduğu takdirde çözüm bulabilir. Türkiye'yi karıştırmak isteyenlerin de amacı işte toplumdaki huzuru bozmaktan ibarettir. Onların bir kolunun AB'ye üye olan ülkelere gidip çıktığı hakkında Türkiye yetkilileri görüş belirttiler. Demek ki, Ankara'nın isteği yurt içinde istikrarı bozmaya çalışan güçlere Avrupa'nın destek vermemesidir. Maalesef bu konuda henüz bir gelişme yok.

Öte yandan, Ortadoğu'da yaşanan jeopolitik gelişmeler Türkiye'nin bölgedeki rolü ile ilgili bir takım sıkıntılar yarattı. Öncelikle Ankara dış politikasında "komşularla sıfır sorun" adlı formülü kullanmaya başladı. Sonra ise bölgede kenar güçlerin etkisi arttı ve Türkiye'nin şekillendirmek istediği manzara alınmadı. Bu hemen Ankara'nın aleyhine kullanıldı ve ülkenin nüfuzuna biraz gölgede düşürüldü. Anlaşıldı ki, bölgede tam anlamda lidere dönüşmek için Türkiye'ye güvenilir ortaklar gerekir.

AB de bu dönemde belli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Onun Rusya ve Çin'le ilişkilerinde sorunlar oluştu. En ilginci ise ABD-AB ilişkilerinde "siyah noktaların" meydana çıkması oldu. Örneğin, Washington'ın AB devlet yöneticilerini gizli dinlediği anlaşıldı. Buna Berlin tepki verdi. Ancak Ukrayna meselesi durumu daha da gerginleşti.

Bütün bunlar sanki Türkiye ile AB`yi doğal müttefik etmiş olur. Onlar birbirlerine destek vermelidirler. Anlaşılan, bu nedenle AB ölçülüp-biçilmiş raporlar hazırlamak kararı verdi. Bunun yanı sıra, Brüksel Türkiye ile ilgili stratejik konumunu değiştirmek niyetinde değildir.

Ankara'ya gelince, onun kendi planları var. Artık "Yeni Türkiye" ifadesi kullanılmaktadır. Daha kararlı, demokratik, güçlü ve küresel ölçekte söz sahibi olan bir ülkeden bahsediliyor. İktidarın iç mücadelelere sert tepkisinin temelinde de bu kararlılık duruyor.

Yukarıda söylenenlerin fonunda Türkiye'nin yeni AB stratejisi çok ilginç ve güncel izlenim oluşturuyor. Öyle görünüyor ki, Ankara bu örgütle ilişkilerini bir sonraki seviyeye kaldırmakta kararlıdır. Siyasi, sosyo-ekonomik ve iletişim alanlarında öngörülen yenileşmeler ülkenin gelişimine yeni ivme verebilir. Burada esas rolü bilgi sunumunun oynayacağı belirtiliyor. Ankara ise Türkiye toplumunu Avrupa'ya entegrasyonun ülke için faydalı olacağına inanmalıdır. Bu, toplumda görüşü değiştirmek anlamına gelir ve çok sayıda çalışmalar gerektirir. Yeni stratejide insanlarda Avrupa standartlarına yükselmenin faydalı olduğuna güvenin oluşturulması ciddi yer tutuyor ki, bu da derin düşünülmüş yaklaşımdır. Öte yandan, Türkiye Avrupa'daki imajını değişmekte kararlıdır. Bunun için Avrupalıların görüşlerini öğrenmek amacıyla ülkenin çeşitli kurumlarının yurtdışındaki çalışmalarını genişletmesi öngörülüyor. Yapılan araştırmaların sonucu olarak devlet somut programları yürütecektir.

Görüldüğü gibi, Türkiye sadece AB'ye üye olmak hatırına değil, daha çok dünya çapında kabul edilecek demokratik ve güçlü bir devlet yaratmak için çalışıyor. Bu strateji umut verici görünüyor. Ankara'nın bu yönde çalışmalarını yeni seviyeye kaldırdığı halde, bu faaliyet başarılı olacaktır. Fakat bazı dış güçler buna izin verecekler mi? Bu sorunun cevabı tam olarak net değildir.

Kamal Adıgözelov

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...