THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Kissinger'in Yeni Kitabı: Küresel Jeosiyasetin Cevapsız Soruları

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
437131
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 10 Ekim 2014 – Newtimes.az

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in "Dünya düzeni" adlı yeni eseri yayımlandı. Artık orada belirtilen düşünceler irdelemektedir. Yazar günümüzde küresel jeosiyasetin temel sorunlarına dikkat çekiyor. Vardığı sonuç jeosiyasette temel prensiplerin yenilenmesidir. Bunun için büyük devletler güçlerin dengelenmesi politikasına dönmelidir. Ancak onlar bunu yeni şartları dikkate alarak yapmalıdırlar. H. Kissinger bu zaman Amerika'nın liderliğini korumasını temel noktalardan biri olarak kabul ediyor ve bunu farklı bağlamlarda vurguluyor. Aynı zamanda, yazar şu anda küresel jeosiyasette gözlenen çelişkileri de analiz ediyor ve dünyanın yeni ayarlama kurallarını bulmalı olduğunu kaydeder. Kriz var ve bunu inkar etmek mümkün değil. Sonraki aşamada neler olabilir?

Dünya Düzeninin Krizi: Nedeni Nedir?

Dünyanın jeopolitik düzeninin yenilenmesi gerekliliği hakkında uzmanlar hayli zamandır ki, tartışmalar yapıyorlar. Neredeyse, "mevcut uluslararası ilişkiler sistemi kriz yaşıyor" tezi genellikle kabul ediliyor. Dolayısıyla küresel ölçekte ciddi jeopolitik çelişkiler kendini göstermektedir. Diğer güncel mesele büyük devletlerden her birinin oluşan durumdan çıkış yoluna kendi yaklaşımının olmasıdır. Örneğin, ABD, Avrupa, Rusya ve Çin'in yaklaşımları birbirinden farklıdır. Birçok durumda onların konumları çatışmaktadır. Söz konusu dünyanın yeni düzeninin şekillenmesinin temel ilkelerinin uzlaşdırılmasıdır.

İlginçtir ki, ABD'nin kendisinde soruna farklı yaklaşımlar vardır. Burada realistlerle idealistler arasında tartışmalar sürmektedir. Onları ayıran temel mesele temel prensibin belirlenmesi - realistler Amerika'nın dış politikada somut duruma uygun olarak güçler dengesine nail olmasına, idealistler ise Amerikan değerlerinin, sert şiddet uygulama pahasına olsa bile, dünya boyu yayılmasına öncelik veriyor. Mecazi şekilde dersek, realistlər dengeye, idealistler ise dönüşümlere (değişikliklere) yönelmişler.

"Realpolitik" taraftarları güçlerin oranının net hesaplanmasına ve ulusal çıkarlar kavramlarına dayanırlar. Onların görüşüne göre, uluslararası ilişkiler sisteminin temel katılımcıları birbirine kendi çıkarlarını kabul ettirmeye değil, özgür tercih temelinde, değişen durumu dikkate alarak güçler dengesinin oluşturulması stratejisine öncelik vermelidirler.

Henry Kissinger son yıllarda realizmle idealizmin sentezinden bahsediyor. Örneğin, ABD'nin Ortadoğu politikasını analiz ederken o, güçler dengesini oluşturarak Amerika'nın çıkarları ve değerlerini birlikte dikkate almayı tavsiye ediyor. Bu anlamda Amerikalı analist ve diplomat yazıyor: "Bunun adına şimdi birbirini karşılıklı şekilde inkar eden realizmle idealizmi barıştırmak gerekir" (bkz: Henry Kissinger: Meshing realism and idealism in Syria, Middle East / "The Washington Post", 3 Ağustos 2012).

Ünlü diplomatın son kitabı olan "Dünya düzeni"nde (Henry Kissinger. World Order. Penguin Press HC, 432 s.) yukarıda değinilen sorunlar daha geniş şekilde analiz ediliyor (bkz: Jacob Heilbrunn. Kissinger`s Counsel / "The National Interest", 26 Ağustos 2014). Belirtelim ki, H. Kissinger`in eseri 9 Eylül tarihinde basılmalı olduğu halde, onun hakkında görüşler önce yayınlandı.

Kitapta modern uluslararası ilişkiler sisteminde mevcut olan çelişkilere geniş yer verildi. Yazarın bu konuda geldiği sonuç aşağıdaki gibidir: "Modern dünyanın temelinde duran düzenlilik kavramı kriz durumundadır" (bkz: Henry Kissinger on the Assembly of a New World Order / "The Wall Street Journal", 29 Ağustos 2014). Bunun nedeni ise dünyanın büyük devletlerinin denge kurmaya değil, azami çıkarlarını sağlamaya can atmasıdır. Sonuçta ABD, Rusya, Çin ve diğer supergüclər arasında ihtilaflar derinleşiyor. Anlamsız yere silahlanma yarışması yaşanıyor.

Çözüm: Güzel Teori Ve Acı Gerçeklik

Bunların yanında, çeşitli bölgelerde çatışmalar şiddetlenmektedir. Demokrasiye ağırlık veren devletler zor durumlarda kalırlar. H. Kissinger bu bağlamda Afganistan'ı örnek veriyor, Libya, Suriye ve Irak'ta olup bitenlere dikkat çekiyor. Fakat listelenen sorunların oluşması bölgesel ve lokal faktörlerden kaynaklanmıyor. Burada dünya düzeninin temel ilkelerinin küresel ölçekte kriz yaşamasından konuşmak gerekir. Onların sırasında büyük devletlerin modern dünyanın en güncel sorunları konusunda danışmak ve mümkün işbirliğine ulaşmak için etkili mekanizmalara sahip olmamalarını özellikle vurgulamak gerekir (bkz: önceki kaynağa). Bunun için dış politikanın stratejisi değişmeli, burada güçler dengesinin oluşturulması temel amaç olarak kabul edilmelidir.

H. Kissinger dünya düzenini kriz durumuna düşüren başka faktörü de gösteriyor. Ancak tüm bu önermelerin arkasında ABD'nin dünya liderliğini sağlamanın yeni yöntemlerini araması duruyor. H. Kissinger`in yaptığı analizlerde bu, ana hat oluşturmaktadır. Örneğin, Rusya ve Çin'le güçlerin dengelenmesi Washington'un uzun yıllardır gerçekleştirdiği liderliğine daha dinamik içerik verilmesine hizmet ediyor.

Şüphesiz, herhangi bir devletin kendi değerlerini başkalarına zorla empoze girişimleri takdirre şayan değildir. ABD ve Avrupa birkaç asırdır, Vestfalya Anlaşmasında belirtilen prensiplere uluslararası ilişkilerde evrensel kurallar gibi uyuyor. Diğer ülkeler de bunu kabul etti. Mesele şu ki, şimdi bu prensiplerin gözlenen krizini de dünya ağalığı iddiasında olan Batı yarattı.

Nedense, meselenin bu tarafına H. Kissinger ciddi yaklaşmıyor. Dünyayı şimdiki hale sokan ABD'nin Irak'ta yaptığı haksızlık, Afganistan'da yıllardır, gerçekleştirdiği siyaset, dünyanın çeşitli bölgelerinde meydana gelen sorunların çözümüne çifte standartlar temelinde yaklaşımı, siyasi adaletsizliğidir.

Böyle anlaşılıyor ki, aslında ilkelerin değil, onların yanlış anlamlandırılması ve gerçek politikada dikkate alınmaması dünya düzenine daha çok zarar veriyor. Bu durumda küresel çapta güçler dengesini nasıl oluşturabilirsiniz? Deney gösteriyor ki, şu anda hiçbir büyük devlet bu konuda düşünmüyor. ABD Ortadoğu'da kendi çıkarını hayata geçirmeye çalışmakta, Rusya Ukrayna'da aynı işlevi yerine getirmekte, Çin de Güney Çin Denizi'nde kendi çıkarları uğruna mücadele vermektedirler.

Bunlar modern jeosiyasetin gerçekleridir. Peki bu durumdan karşılıklı çıkarları bekleyen tarazlaşdırma politikasına geçiş yapmak için şanslar ne derecede yüksektir? Bunu hiç kimse bilmiyor ve H. Kissinger de bu konuda konuşmuyor. Bu nedenle hatta en mükemmel teorik kavram bile, küçük jeopolitik sorunu çözmek için yeterli değildir.

Böyle bir izlenim oluşuyor ki, günümüzde dünyanın yeni düzene dönüşüm meselesinin gerçek çözümünü bulması zor meselelerdendir. Çünkü bazı durumlarda Batı'nın önde gelen uzmanları bile somut olguları, büyük devletlerin asıl amaçlarını gizliyor. Onlar temsil ettikleri devletlerin jeopolitik çıkarlarını bilimsel analiz prensiplerinden üstün tutuyorlar.

Hakkında bahsettiğimiz kitabında H. Kissinger bu tür taktiklerden Batı'da 17`nci yüzyıldan itibaren kullanıldığını itiraf ediyor. O dönemde Avrupa devletleri görünüşte "Hıristiyan topraklarında barış" uğruna mücadele yaptıklarını vakur şekilde vurğuluyorlardı. Aslında, onların gerçek amacı dengeli rekabet yoluyla istikrarı sağlamak olmuştu (bkz: Jacob Heilbrunn. Kissinger`s Counsel / "The National Interest", 26 Ağustos 2014).

Ya şimdi yüksek tonla "dünyada barışı sağlıyoruz", "demokrasiyi yayıyoruz", "bölgeye istikrar getirmek istiyoruz" vb. gibi seslenen sloganların arkasında hangi amaçlar duruyor? Artı, ilginçtir ki, aynı şeyleri neredeyse dünyanın tüm büyük devletleri diyorlar. Muhtemelen onlar bu kez de blöf yapıyorlar. Söylenen sloganlar başka amaçları örtbas etmek içindir. İşte, dünya düzeninin krizi bu gibi hareketlerden oluşuyor.

Her halde Henry Kissinger`e teşekkür düşüyor. "Realpolitik" teorisinin babası küresel jeosiyasetin acı meselelerini bir daha okurlara iletti. O, sorduğu sorularla ABD başta olmak üzere liderliğe can atan ülkelerin asıl amaçlarını belirtiyor. Bu sorulardan biri "Biz (yani ABD - L.M.) tek başına dünyaya ne verebiliriz? Hangi değerleri yayabiliriz?" gibidir. Bizce, cevap açıktır.

Leyla Mammadaliyeva

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...