THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

2011 yılında Avrupa Birliği`nin dış politikasında zayıf yönler

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Küresel süreçler ve eğilimler »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
13774
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Avrupa ülkeleri arasında yaşanan entegrasyon süreçlerinde belki de en zor alan dış politikadır. Tesadüf değil ki bu ihtiyar kıtada geçtiğimiz yüzyılın ortalarından başlayan bu süreç sadece üçüncü binyılda dış politikanı kapsamaya başladı. Avrupa Birliği`nin tek dış politikasını yürütmek ve koordinasyonunu yapmak amacıyla 1999 yılında Avrupa`nın Dış Faaliyet üzere Servisi oluşturuldu  ve şu anda bu kurumun başkanlığını Avrupa Birliği`nin dış ilişkiler ve güvenlik politikası Yüksek Temsilcisi yürütüyor.

Dış politikada tek konumdan konuşmanın kendi avantajları, aynı zamanda sıkıntıları var ve bu faktör Avrupa Birliği`nin geleceği için temel etkendir. Avrupa ülkeleri arasında tarih boyunca var olan rekabet, sosyalist bloğun dağılması ile dünyanın karşılaştığı yeni gerçekler ve Avrupa Birliği`nin Doğu`ya doğru hızla genişlemesinin yarattığı sıkıntılar, jeopolitik mekanda Avrasya`da güç dengesinin oluşturduğu öfori, Avrupa Birliği`nin dış politikasında arzu edilen başarıların edinilmesine tam da olanak tanımadı.

Aslında Birleşik Krallık önderliğinde Milletler Birliği (54 ülke), Fransa`nın yönetimi ile Frankofoniya Uluslararası Örgütü (56 ülke), İspanya`nın lider olduğu İbero-Amerikan Devletleri Örgütü, Portekiz`in himayesinde Portekizce Konuşan Ülkelerin Birliği`nin (9 ülke) dünya jeopolitikasında farklı çıkarları savunması doğrultusunda Avrupa Birliği`nin tek dış politikasının uzun süreli başarılı sonuçları genel olarak sisli gözüküyor ve zamanın yargısında sorgulanıyor.

Günümüzde Avrupa`da oluşmuş mali kriz Birliği`ın içindeki dış politikayı önemli ölçüde etkilemektedir. Krizle ilgili Avrupa`nın siyasi konfigürasyonunda yeni bir görüntü oluşmuştur. İngiltere`nin genellikle Euro bölgesinin kurtarılması planlarında yer almaması onun Avrupa`da otoritesini zayıflatıyor, Fransa ise jeopolitik çıkarları adına daha çok kıtadan öte süreçlere (Kot d-İvuar, Libya, Suriye, Filistin) aktif müdahale ediyor. Fransa`nın sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Türkiye ile ilişkilerinin gerilmesi AB-Türkiye işbirliğini zarara uğratmaktadır. Böylece, Fransa AB`nin ortak politik çıkarlarını kendi çıkarlarına kurban veriyor.

Böyle bir ortamda II. Dünya Savaşı`ndan sonra ilk kez Almanya`nın lider devlet olarak gözükmesi ve dış politikada bağımsız manevralar yapması görülmüktedir. Almanya, özellikle Libya operasyona katılmamakla kendini farklı kıldı. Resmi Berlin, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesine Avrupa Yatırım Bankası`nın daha büyük miktarda mali kaynaklarının ayrılması konusunda anlaşmamakla Yunanistan`ın kurtarılması planlarında önemli söz sahiplerinden birine dönüşmüştür.

Genellikle, uzmanlara göre, Libya olayları hafızalarda Avrupalıların jeopolitik ve jeoekonomik operasyonu, ama büyük devletlerin çıkarları üst üste düşmedikce  mevcut olamayan Avrupa Birliği için facia gibi kalacaktır.

Diğer yönden ekonomik kriz Avrupa Birliği`nin dünya güç dengesi konumunu da ciddi etkiledi. Eğer daha önce Birlik ülkeleri uluslararası örgütlerde, özellikle mali kuruluşlarda önemli söz sahipleriydilerse, günümüzde bu alanda yeni yapılandırma oluşturulmakdadır.

Avrupa Birliği ekonomik krizin giderilmesi için Çin`in yatırımlarını umuyor. 14 Şubat 2012`de Pekin`de düzenlenen AB-Çin Zirvesinin temel konusu bu yönde olmuştur (1). Genelde ise, küresel alanda BRIC (Brezilya-Rusya-Hindistan-Çin) ülkelerini temsilen yeni bir güç, belki şimdilik ekonomik güç merkezi olarak gözükmektedir. Avrupa Birliği`nin dış politikada ortak tutum sergileyememesi artık Avrupa Birliği içinde de hoşnutsuzluk oluşturmuşdur.

AB`nin 12 ülkesinin (Fransa, Almanya, İtalya, İsveç, Polonya dahil) Dışişleri Bakanları geçtiğimiz yılın Aralık ayında AB`nin Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Katrin Ashton`a mektup yazarak ortak diplomatik çalışmalarından hoşnut olmadıklarını belirtmişlerdi. Böylece, ekonomik kriz dünyanın politik mimarisini doğrudan etkileyebilecek olay ve Avrupa`nın gelecek gelişimi bu sorunun çözümüne bağlı.

Mevcut politik, ekonomik durum Avrupa Birliği`nin dış politikasına etkisini göstermektedir. Avrupa`nın ünlü beyin merkezlerinden birisi olan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi, (European Council on Foreign Relations) Avrupa Birliği`nin 2011 yılı için dış politikasını değerlendiren bir araştırma yapmıştır (2).Kaydetmek gerekir ki bu merkezin Danışmanlar Konseyi`ne Avrupa devletlerinin 4 eski Cumhurbaşkanı, 12 eski Başbakanı , 7 dışişleri bakanları ve 17 eski dışişleri bakanları, Avrupa Birliği`nin 5 eski komiseri, NATO`nun 3 eski Genel Sekreteri dahiller.

Araştırmada bur husus dikkatleri üzerine çekmiştir. Merkezin değerlendirmesinde 2011 yılında Avrupa Birliği`nin en başarısız politika yürüttüğü alanlar arasında Yukarı Karabağ sorununun çözümü ile ilgili konu da yer alıyor. Diğer başarısız konular arasındaysa Türkiye ile ilişkiler, Kıbrıs sorunu ile ilgili istişareler, Çin`de insan hakları, Rusya`da basın özgürlüğü ve G20 çerçevesinde ilişkiler, Kuzey Kafkasya`da istikrar ve insan hakları, Orta Doğu`da barış süreci yer almış.

Post-Sovyet coğrafyasında hem Dnestr kıyısı sorunu hem de Abhazya ve Güney Osetya sorunları ile kıyaslandığında Avrupa Birliği Yurakı Karabağ sorununa daha az dikkat veriyor. Dnest kıyısı sorunu AB-Rusya güvenlik görüşmelerinde öncelikli konumda yer alıyor ve AB 5+2 formatlı görüşmelerde doğrudan yer alıyor. Gürcistan`daki sorunlarla ilgili Avrupa Birliği, Güney Kafkasya ve Gürcistan üzere özel temsilci atamışdır. Yukarı Karabağ sorununa gelince AB`ye tüm üye devletler Azerbaycan`ın toprak bütünlüğünü tanıyor ve sorunun barış yoluyla çözümünün tarafındadır.

AB sorunun çözümü sürecinde Minsk Grubu`nda Fransa aracılığıyla temsil olunmaktadır. Fransa ise bu misyonunu Birliğ`in temsilcisine vermek niyetinde değildir. 2011 yılında Rusya`nın Minsk Grubu çerçevesinde aktif faaliyeti karşılığında, Fransa kendi dış politikası ile eşbaşkan olarak tarafsız konumunu kuşku altına koydu ve oldukça pasif davrandı. Sonuçta AB kurumları ve üye devletleri Yukarı Karabağ sorununu enerji ve ticaret alanında işbirliği konularından ayırıyor ve kararlı tutum sergilemiyorlar.

Araştırmada AB`nin 2011 yılında en başarılı politika yönleri arasında ticaret ve enerji konularında Doğu komşuları ile ilişkileri kaydedilmiştir. 2011 yılının Eylül ayında TransHazar boru hattının yapılması ile ilgili Azerbaycan ve Türkmenistan ile görüşmeler yapmak üzere Avrupa Komisyonu`na görev verilmesi bu yönde önemli başarılardan sayılır. Avrupa`nın enerji güvenliği planlarında Azerbaycan, hem üretiçi hem de transit ülke olarak önemli bir konuma sahip.

Böylece, Avrupa Birliği, ticaret ve enerji ile ilgili amaçlarına doğru başarıyla ilerlemiştir ve kazançlı taraftır. Dolayısıyla Azerbaycan`ın da özel olarak kaydedildiği Doğu komşuları AB`ye yönelik adımlar atmışlar ve AB, şu işbirliğinden hoşnut. Gözüken şudur: karşılıklı çıkarlar prensibi tek yönümlüdür ve Avrupa çıkarları açısından bakıldığında daha yararlı görülebilir.

1.http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/EN/foraff/127836.pdf

2. http://www.ecfr.eu/scorecard/2012

New Times

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...