THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Nikol Paşinyan'ın BM'de söylediyi yalanlar: köle düşüncesi ve sıradan bir siyasi mantıksızlık

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
5683
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 2 Ekim 2019 – Newtimes.az

Birleşik Milletler (BM) 74. Genel Kurulu'nda konuşma yapan heyet başkanları sırasında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da vardı. Paşinyan'ın, konuşması içerik acısından son derece önemsiz ve anlamsız bir metinden oluşuyordu. Fakat Paşinyan, BM kürsüsünden yalanlar söylemesi ve uluslararası kamuoyunu kandırmaya çalışması psikolojik açıdan ilgi doğurmaktadır. Yapılan analizler Paşinyan'ın birkaç kez aynı açıdan görüş bildirmesinin manevi, siyasi ve psikolojik kendisinin anormalliğinin belirtisi olduğunu gösteriyor. Aslında gerçek olarak algıladığı absürt tezleri bıkmadan sık sık yineleyen Ermenistan Başbakanı, BM'de yaptığı konuşmasıyla akli dengesinin yerinde olmadığını sergilemiş oldu. Paşinyan'n söylediği tezleri kaydedilen hususlar bazında ele almamızın gerekli olduğu düşüncesindeyiz.

Yalancının kötü hafızası: Paşinyan kendi kendini inkar ediyor

Yalancı birisinin yalan söylemesi için herhangi bir ortama gerek duyulmuyor, istediği her yerde yalan söylüyor. Çünkü böyle nitelikli birileri kendilerini başka türlü ifade edemiyorlar. Tamamen yalandan oluşan maneviyat ve düşünce biçimi adeta yürümek için bir ayak arıyor. Nikol Paşinyan'ın BM 74. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı dinlediğimizde kendisinin manevra ve yüz çizgilerinden de bu yalanları anlamamız mümkün. Ermenistan Başbakanı, tüm dünyaya yalan söylediyinin açıkca farkındaydı ve psikolojik sızıntıların etkisiyle anlamsız, bazen de tamamen mantıksız bir şekilde konuşuyordu. Kendi yalanlarını örtbas etmeye çalıştıysa da, yüce hak buna izin vermedi. Böylece Paşinyan'ın konuşmasının tam bir fiyaskoyla sonuçlandığına tüm dünya açıkca şahitlik etti. İşte Paşinyan'ın belirtmemek için uğraştığı tedirginliğinin nedeni de buydu.

Kendisini ''turuncu devrim fedaisi'' olarak tanıtan Ermenistan Başbakanı, BM Genel Kurulu çerçevesinde yürütülen genel siyasi müzakerelerde neredeyse herkeşçe bilinen gerçekleri asılsız bir şekilde ifade etmeye kalkıştı. Paşinyan, BM kürsüsünden Yukarı Karabağ sorununun Azerbaycan'la Ermenistan arasında toprak anlaşmazlığı olmadığını, bir insan hakları meselesi olduğunu iddia etti. Bu durumu tek bir sözle ifade edebiliriz – tam bir Ermeni mantığı.

Çünkü Yukarı Karabağ'da Ermenistan silahlı birliklerinin konuşlandığını ve yüz yıllarca bu topraklarda yaşamış Azerbaycanlı nüfustan bir kişinin bile oraya bırakılmadığını tüm dünya görüyor. Yakınlarının mezarlarını ziyaret etmek için giden iki Azerbaycanlı hapise atıldı. Oysa Ermenistan silahlı çetelerinin dış güçlerin doğrudan ve sınırsız desteğiyle Yukarı Karabağ'a nasıl yerleştiklerinden söz etmiyoruz. Ermeniler'in insan hakları konusunda tezlerine en net cevap Hocalı katliamıdır. Bu soykırımını eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan kendine özgü bir ihtişamla Napolyon'un "Savaşta her şey olabilir" tabiriyle değerlendirerek soykırımı yaptıklarını itiraf etti. Oysa Serj Sarkisyan, bu konuda daha net ifadede bulunarak, "biz sivilleri de katledebileceğimizi tüm dünyaya ispat ettik" dedi. Yani Azerbaycanlı sivilleri katletmek önceden planlanmış, özellikle psikolojik niteliğe sahip devlet politikası olmuştur. Buna uluslararası hukukta soykırımı denir.

Bu durumda Paşinyan'ın, her kesin hafızasının da kendisininki gibi kötü olduğunu düşündüğü izlinimi oluşuyor. Kaydetmek gerekir ki Paşinyan'ın hafızası kendisi bir yalancı olduğu için kötüdür. Oysa her kes yalancı değildir. Bir insan yaşananlarla ilgili dürüstçe yaklaşım izleyip gerçeği söylüyorsa bu onun hafızasının yeteri kadar iyi olduğunu gösteriyor. İşin ilginç yönü, BM'de kimse Paşinyan'ın yalan konuştuğunu kendisine söylemedi. Fakat Paşinyan'ın söyledikleriyle ilgili de suskunluklarını bozmadılar. Çünkü her kes gerçekleri iyi biliyor.

Bu açıdan Paşinyan'ın Azerbaycan yönetimini suçlama çabaları son derece komik ve yersiz gözündü. Aslında Ermenistan Başbakanı, durumu nasıl anlatacağını kendisi için net bir şekilde belirleyemedi. İnsan hakları ve self-determinasyon hakkı gibi genel kavramlar diğer bir açıdan şu soruyu da beraberinde getiriyor: peki, bölgede yaşayan Azerbaycanlılar'ın hakları ve self-determinasyon hakkı yok mu? Konuya bu açıdan baktığımızda bu soru muhakkak ortaya çıkacaktır. Tarihi değiştirip Ermeniler'in en eski dönemlerden itibaren bölgede yaşadığını söyleyen, oluşan tüm sorunlarıysa sözde Ermeni dövletini kuran komünistlere yüklemeye çalışan Paşinyan'a, ''yüz yıllarca bölgede yaşamış Azerbaycanlı nüfusun hakları ne oluyor?'' diye sormak gerekir. İşte bu soru karşısında milyonlarca Paşinyan gibileri çaresiz kalmışlar ve kalacaklardır.

Hak ve adaletten kaçış: Azerbaycan karşıtı kampanyanın bedeli

Azerbaycan yönetimi bölgede demokratik, hümanist ve uluslararası hukuk doğrultusunda bir politika izlemektedir. Bunun nedeni açık ve nettir; Ermeniler yıllarca yaramazlık yapıyor, işgal altında tuttukları topraklardan çekilmiyorlar. Fakat Bakü, sabırlı tutumunu muhafaza ediyor, arabulucu devletlerin harekete geçmeleri için etkili adımlar atması, sorunun barışçıl yolla çözülmesi gerektiğini ifade ediyor. Azerbaycan, bu tutumunu hiç değiştirmedi. Şimdi de Paşinyan'ın BM kürsüsünden afallamalarına sabırla yanıt veriyor, toprak bütünlüğünün sağlanmasına başka bir seçeneğin bulunmadığını diplomatik bir dille tüm dünyaya sunuyor.

Paşinyan, Türkiye konusunda da kördüğümle başa çıkamadı. Kendisini öyle bir zavallı durumuna düşürdü ki bir politikacı olduğuna bile şüphe oluşuyor. Ermenistan Başbakanı, Türkiye'nin, 104 sene önce yapıldığı iddia edilen sözde Ermeni soykırımını tanımak zorunda olduğunu, ayrıca Ermenistan'la ilişkilerinde Hocalı katliamını göz önünde bulundurmaması gerektiğini ifade ediyor. Yani Ankara'nın koşulsuz bir şekilde sınır kapısını açması, Ermeniler'i desteklemesi ve Azerbaycan'ı savunmaması gerekir. Şimdi açık söylememiz lazım, akli dengesi yerinde olan birisi böylesine saçma bir düşüncede bulunabilir mi? Türkiye gibi güçlü ve büyük bir devlet arka bahçe konumundaki ülkenin Başbakanı olan bir zatın yalanlarına inanıp asıl gerçeği reddedebilir mi? Türkiye'nin, birkaç yıl önce yaşanan Hocalı katliamını değil de 104 sene önce yaşanan ve on milyonlarca Müslüman'ın katledildiği olayları Ermeni soykırımı gibi tanıması isteniyor.

Paşinyan, tarihte en büyük sahtecilik yapanlardan birisi olduğunu ve sadece Azerbaycan ve Türkiye konusunda değil, tümüyle jeopolitikadan haberdar olmadığını BM kürsüsünden bir kez daha onaylamış oldu. Ermenistan yönetiminin başında duran birisi, "Rusya kilit stratejik müttefikimiz. Gürcistan ve İran stratejik komşularımız. ABD, Avrupa Birliği ve üye devletlerle stratejik gündemimiz ve ortak ilişkilerimiz vardır." diyor. Jeopolitika teorisi açısından bu noktada sıradan ve anlamsız ifadeler dışında bir husus bulunmuyor. ''Stratejik müttefik" ve "stratejik ortak" kavramları birbirinden farklı anlam taşımaktadır. Stratejik ortaklığın anahtarı veya "kiliti" diye bir tanımlamaya rastlanamaz, bu terimde kavramın içeriği ifade ediliyor. Bu içerikle ilgili yeni bir tanımlama, bunu yapan birisinin sahte isteğini ifade etmiş oluyor. Bu açıdan Paşinyan'ın siyasi düşüncesinin köle düşüncesine dayandığını belirtmemiz lazım. Paşinyan, korkusu yüzünden Rusya'yı "kilit stratejik müttefik" diye tanımlıyor, bir zaman dünyayla tek irtibat yolu olan İran'la ilgili muammalı ve anlamsız bir şekilde "stratejik komşu" diye bahsediyor. Meğerse, komşuluk da farklıymış. Bu şu anlama geliyor, günümüzde Ermenistan'ın hakiki komşusu bulunmuyor, stratejik açıdan bu statüye İran ve Gürcistan sahip olabilirler. Bu bir korkunun ürününden oluşan anlamsız bir yaklaşımdır.

Paşinyan, Amerika, İsrail ve Avrupa'dan korktuğu için İran'a ne komşu ne de müttefik diyor. Ermenistan Başbakanı, İran'da Batı yanlısı bir yönetim kurulmasını ve yalnız bundan sonra komşu olmak için bekliyor. Bu bağlamda önemsiz "stratejik komşu" ifadesinin temelinde başka bir anlam yer almıyor. Gürcistan da Rusya, İran ve Avrupa yüzünden zorluklarla yüzleşiyor. Tiflis hala iyi komşu olarak görülmüyor. İleriki dönemde Cavahetya'yı Ermenistan'a vermesi ve Rusya'yla ilişkileri düzelmesi durumunda komşu olacaktır.

Komşu tabirinin anlam itibariyle coğrafya ve zaman açısının yanı sıra birkaç hususu da ifade ettiğini herkes biliyor. Oysa devletler ve ülkeler için sadece coğrafi açıdan sınırdaş olan, aynı bölgede yer alan toprak birimi komşu olarak ifade ediliyor. Bu noktada hangi stratejiden söz edebiliriz. Komşuluk strateji tamamen farklı bir konudur. Fakat "stratejik komşu" algısı absürttür. Belki de Paşinyan, "İran ve Gürcistan'la ileride beraber yaşayabiliriz, fakat Azerbaycan ve Türkiye mahvedilmelidir" diye söyleseydi daha anlamlı görünebilirdi. Bu bağlamda başlıca soru bu olacaktı: Peki, o zaman arka bahçe konumundaki Ermenistan neden mevcut olmalıdır? Azerbaycan, hangi nedenlerden dolayı Ermenistan'ı komşu olarak görmeye tahammül etmelidir?

Göründüğü üzere Ermenistan, nasist, bencil, asılsız ve dengesiz bir tutum sergiliyor. Ermeni siyasi düşüncesi için dünyada her şeyin kendilerinin hayal ürünü olan asılsız iddialarına hizmet etmesi gerekir. Buna uyanlar Ermeni düşüncesine göre asil insanlar, kabul etmeyenler ise "Ermeni hukuku"na karşı gelenler olarak görülüyor.

Paşinyan gibilerini ortaya çıkaranlar aslında büyük devletlerde Ermenileri destekleyenlerdir. Böyle olmasaydı ne Ermenistan var olabilirdi, ne de diğer bir ülkenin topraklarını işgal altında tutabilirdi. Yalan ayak tutar fakat yürüyemez. Ermeni yalanlarının da belli bir süresi vardır. Şimdi bu süre sona eriyor. Zamanı geldiğinde tüm dünya, uygarlığı Ermeni yalanlarından kurtardığı için Azerbaycan'a müteşekkir olacaktır.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...