THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Bütünleşme Süreçleri: Gelişime Giden Yol Mu yoksa İmparatorluk Eğilimi Mi?

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
15604
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 5 Ekim – Newtimes.az

Jeopolitik süreçlerde geleneksel olarak; etnik, dini, siyasi-ideolojik ve sosyo-ekonomik unsurlar en önemli unsurlar olarak kabul edilmektedir. Herhangi bir belirli bölge ya da tarihi dönemin jeopolitik ortamı değerlendirildiğinde, belirtilen unsurların güncelliği, etki gücü ve önem derecesi zamanın ya da mekânın karakteristik özelliklerini belirlemektedir. Yeni binyılda ise, jeopolitik süreçler politik değişikliklerin yoğunluğu ve beklenmedik oluşu, küreselleşme ve uluslararası bütünleşme süreçlerinin artma eğilimle nitelendirilmektedir.

Küresel ve bölgesel düzlemde bütünleşme süreçleri, özellikle küreselleşme hiç şüphesiz çağdaş dönemdeki başlıca akım olarak düşünülebilir. Bütünleşme süreçleri; bölgeler ve gelişme düzeyi ile aynı zamanda siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve insani kıstaslara göre değerlendirilir. Artık dünyada, bu süreçlerin dışında kalan hiçbir bölge kalmamıştır. Kıta Avrupasında Avrupa Birliği, Kuzey Amerika'da NAFTA, Güney Amerika'da MERCOSUR, Afrika ve Ortadoğu'da Arap Ligi ve Afrika Birliği, Asya'da Şanghay İşbirliği Örgütü ve ASEAN gibi kuruluşları buna örnek gösterebiliriz.

Gözlemlenen akımlardan bir diğeri ise, yüksek düzeyde bütünleşmenin, ortak bir ekonomi-politik alan oluşturulmasına yol açmasıdır. Avrupa Birliği üye devletlerin egemen hakları korunmakla birlikte, bu tür bir alandır. Fakat tarihe bakıldığında, bugünkü siyasi birlik düzeyine ulaşmak için yaklaşık 50 yıldır ekonomi, ticaret, göç, sosyal, yasal ve diğer alanlarda uluslararası ilişkilerde uyumlaştırma sürecinin yaşandığı anlaşılmaktadır. Sadece, bu düzeydeki örgütlenme sürecinin 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin kurulmasıyla başladığını belirtmek yeterlidir. 1986 yılında "ortak pazar oluşturulması ve siyasi iş birliğine ilişkin ortak Avrupa Sözleşmesi"nin imzalanmasıyla örgüte katılan devletlerin ilişkilerinde ekonomik alanda eşzamanlılık kararlaştırıldı. Ardından, Maastricht’ten Lizbon’a giden yolda Birliğin güvenlik, ortak dış politika, döviz ve kredi politikası da dâhil olmak üzere tüm alanlarda temel ilkeleri saptandı.

Avrupa Birliği'nin temel faaliyet ilkeleri hakkında bilgi sahibi olunduğunda anlaşılıyor ki, bu örgütle ulusal devletler arasında net şekilde yetki dağılımı bulunmaktadır. Kararlarda büyük devletlerin (Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya) özgül ağırlığı olsa bile, tüm taraf devletlerin egemenlik haklarına saygı duyulur. Bütünleşme süreçlerinin devletlerle birlikte, ülkelerin kamuoyu tarafından da desteklenmesi ise, her zaman isteniyor. İşte böyle bir model dünyada Avrupa bütünleşmesini çekici kılmıştır ve örgüt üyelerinin sayısının artması da bu unsurla ilişkilendirilebilir. Gerçi, Avrupa Birliği içinde bile küçük devletlerin, özellikle de eski sosyalist bloğu ülkelerinin, ekonomik alanda ayrımcılığa maruz kaldıklarına ilişkin eleştiriler dile getirilmektedir. Zira iç piyasalar bütünleşme süreçlerinin bir anlamda kurbanına dönüştürülmektedir. Birliğin önder ülkeleri ise, ortak döviz ve kredi yapılanmalarının oluşturulmasında ve oransal bölünmesinde bunu dikkate almamaktadır. Birçok uzman, mevcut küresel ekonomik krizin Avrupa'daki yansımalarının nedenini de bu unsurla ilişkilendirmektedir. Bu sebeple Yunanistan, Macaristan ve Baltık ülkelerinin Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa Merkez Bankası'ndan ek kaynak ayrılmasına ilişkin taleplerinin yerine getirilmemesinde, Brüksel ve Almanya'yı suçlaması rastlantısal değildir. Bununla birlikte, Avrupa Birliği göreceli de olsa küresel alanda eşit hak esasına dayalı bir bütünleşme modeli olarak adlandırılabilir.

Son dönemde Rusya'nın da bütünleşme süreçlerinde etkin bir katılımcı olma eğilimi görülmektedir. Özellikle, Vladimir Putin devlet başkanı seçildikten sonra, Rus dış politikasında yeni değişikliklere şahit olunmaktadır. Rusya'nın girişimci olduğu ve eski Sovyet coğrafyasındaki "en derin bütünleşme" olarak adlandırılan Avrasya Birliği ve Gümrük Birliği'nin bölge ülkelerini kapsaması planlanmaktadır. Şu anda ortak ekonomik bölge; Rusya, Beyaz Rusya ve Kazakistan’dan oluşmaktadır. Orta Asya'nın diğer ülkeleri ile de bu yönde görüşmeler yoğun şekilde sürdürülmektedir. Ermenistan'a da Avrasya Birliği'ne katılma önerisinde bulunulmuştur. Rusya'nın mevcut yönetiminin, ünlü sosyal bilimci Lev Gumilyov’un "Eğer Rusya yeniden ayağa kalkacaksa, bu sadece Avrasyacılık aracılığıyla olabilir" görüşünü kendine rehber aldığı görülmektedir.

Rusya'nın tarihi, bu devletin jeopolitik kuram ve öğretilerinin gönüllü değil, her zaman zoraki istila üzerine kurulmuş olduğunu gösteriyor. Geçmişe bakarsak, hem Çarlık Rusyası hem de SSCB’nin Avrasyacılık düşüncelerini o kadar taşımasalar bile, Avrasya bölgesini elde edebilmiştir. Rusya'nın yeni jeopolitik öğretisinde de bu izler görünüyor. Bu öğretinin temel ilkeleri, Rusya'nın sadece mevcut durumunu değil, jeopolitik potansiyelini de dikkate alacak şekilde belirlenmiştir. Avrasya Birliği de bu düşünceye hizmet eden bir girişimdir.

Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında bu şekilde etkinleşmesiyle beraber, küresel çerçevede de güç dengesini değiştirme hedefi gözlemleniyor. Nitekim Rusya, bölgesel bütünleşmeyle birlikte, dünyanın jeopolitik yapılanmasında da büyük değişiklikler hedefliyor. Mevcut tek kutuplu modelin bu dünya devini tatmin etmediği çok açıktır. Bu nedenle son dönemde Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), Asya-Pasifik Forumu ve ASEAN çerçevesinde etkinlik göstermekte ve BRIC ülkeleriyle özel ilişkiler kurmaya çalışmaktadır. Rusya'nın mevcut dış politika öğretisi, uygarlık yaklaşımı üzerine kurulmuştur. Rusya yeni dünya düzeninde Batı'ya, çokuluslu topluma alternatif ve dengeleyici bir araç olarak ŞİÖ kapsamında karasal devlerin üye olduğu (Rusya, Çin, Hindistan) Avro-Asya uygarlık ittifakının oluşturulmasını öneriyor.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak Rusya'nın Avrasya Birliği kurma girişimini birkaç açıdan değerlendirmek mümkündür. Bunların ilki, uygarlık yaklaşımıdır. İlginçtir ki, Rusya'nın genelinde yaşanan sorunların temel nedenlerinden biri uygarlık çeşitliliğidir. Yani, şu anda Rusya'nın uyguladığı dış politikada medeniyetler arası iş birliğine dayalı öğreti, iç politikaya yansımamaktadır. Kuzey Kafkasya'da yaşanan gelişmeler bunu açıkça göstermektedir. İkincisi, Rusya'nın tarihsel geleneği de bütünleşme süreçlerinin hiçbir zaman eşit hak ilkesi üzerine kurulmadığını doğruluyor. Üçüncüsü, Avrasya Birliği girişimindeki siyasi süreçler ekonomik unsurların şimdiden önüne geçmiştir. Bir karşılaştırma yapmak için,  50 yılı aşkın süredir ülkeler arasında ekonomik uyum için çaba gösteren Avrupa Birliği bünyesinde bile ciddi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı kaydedilebilir.

Buradan hareketle, küreselleşen dünyada bütünleşme süreçlerinin derinlemesine gelişimi olumlu bir eğilimdir ve ülkeler arasında tüm alanlarda ilişkilerin sadeleştirilmesi ve kolaylaştırılmasına hizmet etmektedir. Fakat bu süreçte hak eşitliği başlıca koşuldur. Aksi takdirde bütünleşmenin imparatorluk hırslarına hizmet edeceği şüphesizdir.

Arastü Habibbayli (PhD)

Copyright © 2012 Tüm Hakları saklıdır.

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...