THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Azerbaycan'ın Petrol Diplomasisi ya da Asimetrik Müzakerelerde Başarı Stratejisi

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
7265
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 1 Ekim – Newtimes.az

20 Eylül tarihinde Azerbaycan’ın fikirbabası olduğu Yüzyılın Anlaşması’nın imzalanmasının 18’inci yılı tamamlandı.

Mesele şu ki, geçen 20 yılda dev enerji ve altyapı projeleri yaratma düşüncesi her zaman gündemde olmuştur. Büyük ve küçük devletler çeşitli isimler altında büyük ölçekli projeler ileri sürmüş, uluslararası ilişkiler sistemini bu tür konularla gündemde tutmuşlardır. Ancak sonuca bakıldığında, ortada Azerbaycan'ın fikirbabası olduğu Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hatlarıyla Bakü-Tiflis-Kars demir yolundan başka reel neredeyse hiçbir şey bulunmamaktadır. Azerbaycan'ın fikirbabalarından olduğu TANAP projesi de bu yıl imzalanarak somut hale gelmiştir.

Bunları görünce ister istemez Azerbaycan'ın bu projelerinden en zoru ve ilki olan Yüzyılın Anlaşması’nın imzalandığı döneme bir göz atmak istedim: O zamanlar Azerbaycan'ın siyasi, ekonomik, jeopolitik, teknolojik durumu bölgenin ve dünyanın bazı ülkelerinin şimdiki durumundan o kadar mı güçlüydü ki, tek başına böyle devasa projeleri gerçekleştirebildi?

O zamanki duruma daha ayrıntılı şekilde göz atarsak, durumun tamamen farklı olduğunu açıkça görebiliriz.

Jeolojik açıdan, Hazar bölgesinde mevcut olan hidrokarbon kaynaklarının hacmi hakkında belirsizlik hüküm sürüyordu: bölgede ne kadar enerji rezervinin mevcut olduğu belli olmadığı için, buraya yüksek hacimli yatırımda bulunulmasının ekonomik açıdan verimliliği kuşkuluydu.

Teknolojik açıdan, yeni bağımsız olmuş bir ülkenin mevcut kaynakların işlenmesi için gerekli olanakları neredeyse yok durumundaydı.

Coğrafi açıdan, uluslararası piyasaya doğrudan çıkışı olmayan Azerbaycan'ın üretim yapacağı enerji ürünlerinin dünya pazarlarına çıkış olanakları oldukça sınırlı durumdaydı. Boru hattının geçeceği bölgelerdeki somut çatışmalar boru hattının güvenliği konusunu gündeme getiriyordu: Ermenistan-Azerbaycan çatışması, Türkiye'de terör sorunu, Gürcistan'da Osetya ve Abhazya anlaşmazlıkları, Rusya'da Çeçenistan anlaşmazlığı, Afganistan'da Taliban riski, İran'ın ABD yaptırımına maruz kalması.

Ekonomik açıdan, Azerbaycan'da %100’lerle ölçülen enflasyon, birkaç milyon dolar düzeyindeki devlet bütçesi, yüksek miktarda dış borç, durmuş üretim, gıda yetersizliği ve benzeri makroekonomik sorunlar dış yatırımcıları alıkoyan etkenlerden biriydi.

Siyasi açıdan, iç savaş tehlikesi, idari-siyasi iktidarın zafiyeti, siyasi güvenin zayıflaması ve sivil itaatsizlik ülkede var olan sorunların temelini teşkil ediyordu.

Diplomatik açıdan, bazı komşu ülkelerle ilişkilerin gerilmesi, etkinleşen Ermeni propagandası ülkenin yurtdışındaki imajını yıpratıyordu.

Jeopolitik açıdan, yabancı devletlerin bölgede çakışan çıkarları durumu daha da gerginleştiriyordu.

Ve son olarak askeri açıdan, Ermenistan'ın askeri saldırganlığı sonucunda ülkenin topraklarının %20'sinin işgal edilmesi ve 1 milyona yakın nüfusun mülteci ve zorunlu göçmen durumuna düşmesi ülkenin yüksek riskli bir bölgede yer almasına neden olmuştur.

Böylece, dış yatırımların temelinde duran risk analizi açısından, Azerbaycan'ın enerji kaynaklarına 60 milyar Dolar tutarında sermaye yatırımı imkânsız görünüyordu.

Azerbaycan bu dönemde zayıf olduğu halde dünyanın süper güçlerinin dev petrol şirketleri ile görüşmeler yaptı ve bunu başardı. Yüzyılın Anlaşması imzalandı.

Fakat Azerbaycan bununla yetinmedi: diğer çokuluslu projelerin gerçekleşmesine de çalıştı ve bunları da başardı.

Bunun da temel iki nedeni vardı. Birincisi, Azerbaycan’a dahi şahsiyet Haydar Aliyev başkanlık ediyordu. Bir zamanlar SSCB Komünist Partisi Politbüro üyesi, SSCB Bakanlar Kurulu Başkan Birinci Yardımcısı ve SSCB Devlet Güvenlik Komitesi Generali olarak zaten neredeyse dünyayı idare edenlerden biri olmuştu. O, dünyanın gidişatını çok iyi anlıyordu ve ne yapmak istediğini de iyi biliyordu.

İkincisi ise, Azerbaycan kendi konumunda samimiydi. Söylediğini gerçekten yapmak niyetindeydi. Azerbaycan dış politikasında samimiydi; çünkü bu politika hiçbir devlete karşı yönelmemişti; rekabet yaratmak için değil, iş birliğini güçlendirmek için oluşturulmuştu ve dengeli bir dış politikaydı. Azerbaycan iç politikasında da samimi idi; çünkü bu politika devletin ve milletin çıkarlarına hizmet ediyordu; her bir vatandaşın refahının yükselmesine yönelmişti.

Azerbaycan'ın izlediği doğru iç ve dış politikanın sonucu olarak, bugün ülkede benzeri görülmemiş bir gelişme düzeyi kaydedilmiştir. Ülkede iç istikrar sağlanmış, ekonomik göstergeler defalarla artmış, uluslararası alanda devletin otoritesi güçlenmiştir.

Meseleye yüzeysel yaklaşan kimseler, Azerbaycan'ın elde ettiği bu başarıyı petrolle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Fakat içeriğe bakıldığında, bunun doğru olmadığı açıkça görünmektedir; çünkü bugün dünyada Azerbaycan'dan petrol, gaz ve diğer doğal zenginlikler bakımından defalarca daha zengin olan ülkeler vardır. Ancak bunların hiçbiri Azerbaycan'ın kazandığı başarıları elde edememiştir.

Demek ki, Azerbaycan'ı diğer ülkelerden ayıran başka bir unsur mevcuttur. Bu unsur, ülkede yapılan iç ve dış politikanın doğu seçilmiş olmasıdır. Petrolden elde edilen gelirlerin petrol dışı sektörlerin, ayrıca insan unsurunun gelişmesine yönlendirilmesi bunun nedenlerinden biridir. Sürekli gelişme sağlanıyor. Bir alanda elde edilen başarı diğer alanlara da yansıyor.

Ülkede uygulanan politikanın doğru tespit edilmesi diğer bir önemli unsura kendiliğinden yol açmıştır: Önder-halk birliği.

Bazı ülkelerde siyasi önderler halkın çıkarlarını unutarak, iktidarda kalmayı dış unsurların yardımına bağlamayı tercih ederler. Fakat uluslararası deneyim, bu politikanın geleceğinin olmadığını gösteriyor. Siyaset adı altında halkın ve milletin çıkarına aykırı oyunların oynanması asla başarılı sonuç veremez. Azerbaycan'dan defalarca zengin olan Arap ülkelerinde, ayrıca Azerbaycan'ın bulunduğu bölgenin diğer ülkelerinde bugün yaşananlar bunu doğruluyor.

Ülkesi, milleti, devleti ve halkı için çalışan bir önderin başarı kazanmama riski yoktur. İlişkiler her zaman karşılıklı olur. Halkını seven, ona hizmet eden önder halkı tarafından seviliyor ve destekleniyor. Bu durumda ise dış destekçilere artık gerek kalmıyor. Her oyunda olduğu gibi, siyasette de temel bir kural vardır: Kazanan takım değiştirilmez.

Newtimes.az

Copyright © Tüm Hakları saklıdır.

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...