THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Dünya Siyasetinde Sorumsuzluk ve Dağlık Karabağ Çatışmasının Gerçekleri

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4215
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 10 Kasım 2016 – Newtimes.az

Dünyada bugünkü durumun giderilmesi için öncelikle onun varoluş nedenleri tahlil edilmeli ve uygun sonuçlar çıkarılmalıdır. Bunu kim etmelidir? Mevcut durumun oluşmasındaki sorumluluğu kim kendi üzerine almalıdır? Yirmi beş yıl önce SSCB ve Varşova Paktı Örgütü`nün çökmesiyle tek kutuplu dünya sistemi şekillendi. Soğuk savaşı kazanan Batı egemen güce dönüştü. Fakat sonraki yıllarda meydana gelen olaylar bu egemenliğin dünya için olumlu etkene dönüşmediğini, barış ve istikrarsızlığı sağlayacak yeni fikirler ortaya çıkarmadığını gösterdi. Jeostratejik çıkarların gerçekleştirilmesi amacıyla, farklı düşünceler üzerinde total kontrol eğilimleri hakim konumda kaldı. Bunun için demokrasi ve insan hakları yumuşak etki aracı olarak şekillendirildi. Yapay olarak yaratılmış toprak anlaşmazlıkları ek baskı mekanizmasına dönüştü. Çeşitli çıkarlar açısından hatta terörizm bile desteklendi. Post-Sovyet mekânı, Ortadoğu gibi bölgeler yeni tehlikeli teorilerin deneme meydanına dönüştü.

Sonuç ise ortadadır. Irak, Suriye, Yemen, Libya, Afganistan gibi ülkelerde her gün binlerce insan ölüyor. Kendi ülkelerinden kaçan yüzlerce göçmen Akdeniz'de batıyor. Avrupa terör eylemlerinin esas hedefine dönüşüyor. İhtiyar kıtada radikal eğilimler baş kaldırıyor. Bütün bunların fonunda ise soru doğuran esas husus şudur: acaba Batı yaşananlarla bağlı sorumluluğunu kabul ediyor mu?

Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev Bakanlar Kurulu`nun 2016 yılının dokuz ayının sosyo-ekonomik gelişmesinin sonuçlarına ve önümüzde duran görevlere ilişkin oturumunda uluslararası ilişkiler sisteminde bugün yaşanan gelişmelere değindi. 2016 yılında dünyada siyasi, ekonomik ve askeri krizin yaşandığı kaydeden Cumhurbaşkanı özellikle Ortadoğu'daki durumun keskinleşmesine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı dış müdahaleler sonucunda kendi ülkelerini terk etmeye mecbur olan göçmenlere karşı insanlık dışı muameleyi "bu yılın belirtisi ve medeniyetler arası ilişkilere çok büyük darbe" olarak değerlendirdi ve dünyanın çeşitli bölgelerinde kanlı çarpışmaların, savaşların tutuştuğunu, risklerin, tehditlerin arttığını vurguladı.

Bu çelişkilerden doğrudan etkilenen ülkelerden biri de Azerbaycan'dır. Belki, Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışması olmasaydı, biz uluslararası ilişkilerde adaletsizliğin, ikili standardların bu derecede olduğuna inanmazdık. Ancak ne yapmalı, böyle bir çatışma bugünün gerçeğidir ve bize iyi siyaset dersi de veriyor.

Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının mahiyeti nedir? Azerbaycan toprakları artık 25 yıldır Ermenistan tarafından işgal edilmiş ve ülkemizin toprak bütünlüğü bozulmuştur. Bir milyondan fazla Azerbaycanlı mülteci durumuna düştü. Geosiyasi sahnedeki esas güç merkezleri sorunun uluslararası hukuka uygun çözümünü desteklediklerini beyan ediyorlar. Uluslararası hukuk ise net şekilde Azerbaycan'ın yanındadır. Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılmasına dair BMGK'nin 4 kararı, Bağlantısızlar Hareketi, AGİT, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, NATO, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve diğer uluslararası kuruluşların karar ve bildirileri vardır. Fakat kesin bir tutum sergilenmediği için bu kararlar hala yerine getirilmemiştir.

Sorunun çözümü için görüşmelerde aracılığı üstlenmiş AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanları şimdiye kadar herhangi bir gerçek sonuç elde etmemişlerdir. Doğrudur, eşbaşkan ülkelerin cumhurbaşkanları defalarca çatışma çevresindeki mevcut statükonun kabul edilemez olduğunu beyan etmişlerdir. Fakat böyle açıklamalardan sonra hiçbir pratik çalışma yapılmamaktadır. Bazen ise hatta sorunun mahiyetini tahrif eden, onu farklı şekilde sunan beyanatlar dahi seslendirilir.

Dünyada yaşanan tüm süreçlerde yer alan, adeta tüm sürece kendi katkısını vermeye çalışan süper devletin - ABD'nin görevden gitme arifesinde olan Dışişleri Bakanı John Kerry Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışması ile ilgili böyle bir beyanata kendi imza attı. Etkinliklerden birinde dünyada yaşanan süreçler hakkında konuşan Kerry "dondurulmuş çatışma"lara da değindi ve Dağlik Karabağ çatışması hakkında şunları söyledi: "Modern dünyada Ermenistan - Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışması gibi bazı dondurulmuş çatışmalar var ki, onların çözüm yolu görünmüyor, çünkü liderler buna hazır değiller".

Kerry`nin meseleye bu tür yaklaşımı oldukça üzücü ve aynı zamanda çok şaşırtıcıdır. İlginçtir, acaba, Minsk Grubu Eşbaşkanları hangi mantıklı teklif üretmişlerdir ki, Azerbaycan onunla razılaşmamış? Yahut konuşmalardan mı kaçınmış? Bakü hatta en gergin anlarda bile kendi yapısallığını göstermiştir ve barış adına görüşmeleri sürdürmeye hazır olduğunu bildirmiştir.

Diyelim ki, Dağlık Karabağ tartışmalı bölgedir - aslında tarihi Azerbaycan topraklarıdır - ya Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ çevresinde bulunan ve 760 bin kadar insanın mülteci hayatı yaşamasına neden olan 7 bölgenin 25 yıldan fazla işgal altında kalması nasıl izah edilebilir? Çünkü bu topraklara Ermenistan'ın hiçbir iddiası yok?! 25 yıldır, Azerbaycan Ermeni askerlerinin işgal edilmiş çevre ilçelerden çıkarılmasına, zorunlu göçmenlerin kendi topraklarına geri dönmesine ulaşmaya çalışıyor. Eğer Ermenistan bu 7 bölgeyi boşaltacaksa, buna Azerbaycan'ın hazırlığımı gerekiyor? Bunun için temel misyon ABD de dahil olmak üzere, AGİT Minsk Grubu'nun 3 üyesine verildi. Peki bu 7 bölgenin koşulsuz Azerbaycan'a geri iade edilmesi için aracılar ne ettiler? Bazen hatta Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü teyit eden basit bir beyanatı seslendirmekte bile zorlanıyorlar. Eşbaşkanların geçtiğimiz yıllarda düşünüp bulduğu tek tavsiye şudur ki, Azerbaycan ve Ermenistan kendisi anlaşmaya varsın.

Burada bir hususu vurgulamak gerekmektedir. Ermeniler de sık sık "Azerbaycan sorunun çözümüne hazır değil" gibi iddialar seslendiriyor. Bunu söylerken Dağlık Karabağ'ın bütün olarak Ermenistan'a verilmesini kastediyorlar. Kerry`nin beyanı ile Ermenistan'ın tutumu arasındaki benzerlik gözden kaçmıyor. Belki Kerry de işte bunu kastediyor? "Sorunun çözüm yollarının görünmemesi" fikri aslında Ermenilerin çıkarlarına uygundur. İşte bu tür yaklaşımlardan cesaretlenen Ermenistan çatışmanın çözümünü mümkün olduğu kadar uzatmaya çalışıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın belirttiği gibi, "Azerbaycan'ı çatışmanın çözülmemesinde suçlamak en azından insafsızlıktır ve Ermenistan'ın işgalci politikasına destek vermektir".

Meseleye bir başka taraftan bakalım. Kerry Azerbaycan'la birlikte Ermenistan'ın da çatışmanın çözümüne hazır olmadığını söylüyor. Peki Ermenistan neye hazır olmalıdır? Elbette ki, işgal ettiği Azerbaycan topraklarını tahliye etmeye. Bunu ondan kim talep etmelidir? Elbette ki, aracılar. BM Güvenlik Konseyi'nin 4 kararının lehine oy vermiş büyük devletler. Şimdi Kerry`nin böyle bir fikir seslendirmesi işgalci Ermenistan'ın "nazı ile oynamak" değil mi? Yani "Ermenistan ne zaman toprakları tahliye etmeye hazır olursa, meseleye o zaman mı bakarız"? Bu, Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgalini meşrulaştırma girişiminden, niyetinden haber vermiyor mu?

Dağlık Karabağ çatışmasının "dondurulmuş çatışma" adlandırılması ise ayrıca bir konudur. Nisan savaşları bunun böyle olmadığını bir kez daha gösterdi. Fakat nedense belli çevreler canla başla Dağlık Karabağ çatışmasını tam olarak bu kategoriye ait etmeye çalışıyorlar. Aracılar her cephe hattında gerginlik oluştuğunda rahatsızlanıyor ve biraz etkinleşiyor. Fakat bu etkinlik döneminde de süreçlerin asıl nedenlerine dikkat yetirmek yerine, durumun yeniden "dondurulması"na çalışıyorlar.

Viyana görüşmelerinde ortaya atılan temas hattına videomüşahide sistemlerinin yerleştirilmesi ve olayların incelenmesi mekanizmasının oluşturulması önerisini götürelim. Azerbaycan bu teklifi reddetti. Fakat şimdi belli oluyor ki, ABD tarafı bu mekanizmanın oluşturulmasına imkan veren sistemleri tektaraflı şekilde Ermenistan'a ötürmüş. Böyle anlaşılıyor ki, ABD kendi liderinin defalarca verdiği beyanata rağmen, işgalci Ermenistan`ın çatışma etrafında durumun sürdürülmesine ve sorunun dondurulmasına yardım ediyor.

Obama yönetimi artık yönetimi ötürmeye hazırlanıyor ve çeşitli etkinlikler, konuşmalar, açıklamalar aracılığıyla bir tür faaliyetleri hakkında kamuoyuna rapor sunuyor ve çeşitli konularda görüş oluşturmaya çalışıyor. Acaba Dağlık Karabağ çatışması ile ilgili seslendirilen bu fikir ABD'nin çatışmayı çözememesinin mi itirafıdır yoksa başka bir amaca hizmet etmek için gitmeden önce ortaya attığı mesaj mıdır? (Maalesef, 20 yıldan fazla bir süre mevcut uluslararası hukuka dayanan hiçbir somut öneri veya görüş ortaya konulmamıştır).

John Kerry dış politikadaki her meseleye ABD'nin çıkarları ve değerleri açısından yaklaşımın gerekliliğini öne sürmektedir. Soru şudur: tüm zorluklara rağmen, büyük bir mesafe alınmış, enerji, güvenlik, terörle mücadele ve diğer alanlarda Batı'nın güvenilir ortağına dönüşmüş, diğer ülkelere Papa tarafından hoşgörü örneği olarak gösterilen Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün berpası ABD'nin hangi çıkarlarına aykırıdır? Kendi öz topraklarından kovulmuş bir milyondan fazla mülteci ve zorunlu köçkünün temel haklarının berpasını kendisini "demokrasi gözetmeni" ilan eden ABD'nin hangi değerlerine uymuyor?

Cumhurbaşkanı Batı medyasında, hem de sivil toplum örgütleri tarafından Azerbaycan'a karşı yürütülen karalama, iftira, hakaret kampanyasının ana nedenini anlattı - belki Azerbaycan Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığına onay verir. Gerçekten de, Kerry`nin Dışişleri Bakanı olduğu yıllarda Dışişleri Bakanlığı, ondan talimat alan çeşitli STK'ların ve Bakanlığın eski çalışanlarının Azerbaycan hakkında dünyada yanlış görüş oluşturma, gündem oluşturma çabaları hiçbir zaman ara vermemiştir. Görünür, henüz 1990 yılında Dağlık Karabağ'ın Ermenistan'a verilmesi talebiyle SSCB Başkanı Gorbaçov'a mektup yazmış John Kerry`nin bu görüşü değişmeden kalıyor. Onun bu açıklaması Dağlık Karabağ çatışmasının gerçekleri konusunda yanlış görüş oluşturma ve belki de, Azerbaycan'a karşı herhangi yeni baskı mekanizması oluşturma girişiminden başka bir şey değildir.

Azerbaycan kesin şekilde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry`nin beyanatını kabul etmiyor. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev yakında bu ifadelerin en yüksek seviyede düzeltilmeli olduğunu bildirdi: "Aksi takdirde, burada arabuluculuk misyonu kuşku altına düşebilir". Bu tür önyargılı ve haksız bir tutum temelinde ne aracılık etmek, ne de dünyada istikrara, gelişmeye varmak mümkün olabilir.

Tüm bunlar ise sadece teessüf doğuruyor. Kendi dış politikasını barış, gelişme, işbirliği gibi ilkeler, çokkültürlü değerlere esaslandıran Azerbaycan Eurovision şarkı yarışması, Birinci Avrupa Oyunları, Uluslararası İnsani Forum, BM Medeniyetler Alyansının 7. Küresel Forumu, İslam Dayanışma Oyunları gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Dünya Katoliklerinin lideri olan iki Papa Azerbaycan'ı ziyaret ediyor. Tüm bunlar küçük bir Müslüman devletin yöneticilerinin düşünülmüş politikası sonucunda elde ettiği başarıların az bir kısmıdır. Böyle ülkeye karşı bu ilişki ne kadar adildir?

Gerçek şu ki, karşılaştığı haksızlıklara rağmen, Azerbaycan kendi yoluna başarıyla gelişmektedir. Bu yolu halk tarafından net şekilde desteklenen Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı belirler. Azerbaycan'ın gelişmesinin daha yüksek seviyeye yükselmesini sağlayacak son referandumun sonuçları da iktidarın politikasına halkın desteğini bir kez daha açık şekilde kanıtladı. Sayın İlham Aliyev'in Azerbaycan halkına ona gösterdiği büyük güven için teşekkür etmesi doğaldır. Fakat halk da kendi devlet başkanına minnettardır. Onun hangi baskılarla yüzleştiğini, dünyadaki bugünkü kaos fonunda hangi zahmetler hesabına Azerbaycan'ın istikrarını ve sürekli gelişimini sağladığını halk anlıyor. Şüphesiz ki, tüm bunların temelinde devlet başkanının "Haydar Aliyev yoluyla" güvenle adımlaması duruyor.

Dünya ise henüz bugünkü kadar gergin olmamıştır. Ayrı ayrı bölgelerde yaşanan sorunların sayısı durmadan artıyor. Bu sorunların karakteristik özelliği onların artık lokal karakter taşımaması ve kendi coğrafi sınırlarından çıkarak, daha geniş çerçevede tesir imkanına sahip olmasıdır. Bütün bunların ise tek bir nedeni var. Bu da uzun yıllar boyunca oluşmuş, büyüklüğüne bakmaksızın, tüm devletlerin faaliyetlerinin çerçevesini belirleyen uluslararası hukukun kesin şekilde sekteye uğramasıdır. Ne yazık ki, son birkaç on yılda uluslararası hukuk sadece söz olarak kalıyor. Uluslararası alandaki mevcut gerginlik - savaşın eşiğinde dayanmağımız da uluslararası hukuka ilişkinin mantıksal sonucudur.

Beşeri barışın ve adaletin sağlanması için ise öncelikle uluslararası ilişkiler sistemindeki gelişmelerin karakterini belirleyen büyük devletlerin konumunun adil, tutarlı ve kesin olması gerekir. Bu ülkelerin liderleri attıkları adımların, verdikleri beyanatların sorumluluğunu derk etmeli ve kendi konumlarında uluslararası hukukuk kural ve prensiplerini esas almalıdırlar. Aksi takdirde, küresel barış ve istikrar için engel oluşturan çelişkilerin ve çatışmaların ortadan kaldırılması mümkün olmayacaktır.

Acaba ABD'nin yeni seçilen Başkanı Donald Trump ve ekibi 21`inci yüzyılın ikinci on yılı ülkelerin, milletlerin, halkların kaderiyle doğrudan ilgili olan bu önemli sorunun çözümüne katkıda bulunabilecek mi?

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

An 'unfrozen' conflict in Nagorno-Karabakh
26 Ağustos 2016 The Washington Times

An 'unfrozen' conflict in Nagorno-Karabakh

Without clarity by the West, another war in the Caucasus is inevitable

Daha...
Mehmetçik Suriye'de
25 Ağustos 2016 Milliyet

Mehmetçik Suriye'de

Mehmetçik komşu ülkenin kuzeyindeki topraklara ayak bastı...

Daha...

Dünya Kentleri