THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

NATO'nun Galler Zirvesi Uluslararası Güvenliğe Güvence Veriyor Mu?

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
11469
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 16 Eylül 2014 – Newtimes.az

NATO'ya üye olan ve işbirliği yapan devletlerin Cumhurbaşkanlarının ve Hükümet Başkanlarının katıldığı zirve 4-5 Eylül tarihinde Galler`de düzenlendi. Bundan önceki Zirve ise 20-21 Mayıs 2012 tarihinde Chicago'da yapılmış ve özellikle aşağıdaki konular ele alınmıştı:

  • NATO`nun Afganistan'daki durumu;
  • 2008 yılında yaşanan dünya ekonomik krizinden sonraki durum;
  • Kısa, yakın ve uzun zamanda ortak faaliyet stratejisinin planlanması;
  • "Akıllı savunma" (smart defence) programının uygulanması;
  • NATO`nun askeri gücünün korunması ve artırılması;
  • Rusya ile ilişkiler.

NATO'nun Galler Zirvesi'nde de yukarıda belirtilen günlüğe benzer sorunlar tartışıldı. Ama bu zirvede Ortadoğu'da uluslararası terörizmle mücadele, savunma harcamaların artırılması, Ukrayna'da yaşanan krizin çözüm yolları, sonuçları ve Rusya ile ilişkiler tartışmaya çıkarıldı.

NATO'nun SSCB'nin yıkılmasından önce uluslararası güvenliğin sağlanmasındaki rolüne dikkat edelim. O dönemde NATO'nun karşısında ona eşit güce sahip SSCB öncülüğünde Varşova Paktı vardı. Dünya iki kutba ayrılmıştı ve her kutbun kontrol ettiği veya kontrol etmeye çalıştığı bölgeler vardı. Soğuk savaş yıllarında Karayip krizi hariç bu kutuplar arasında ciddi çatışma olmadı. Taraflar etki alanlarını genişletmeye çalışsalar da, genellikle soğuk savaş gibi bildiğimiz bir dönemde mücadele ABD ve SSCB coğrafyasının dışında gidiyordu. Bu "dış stratejik bölgeler için mücadele" olarak da değerlendirilebilir. Tarafların askeri, siyasi ve ekonomik gücü, silah yarışı uluslararası ilişkiler sistemini hem tehdit ediyor, hem de dengeliyordu. Bu düzenleme tabii ki tartışmaya açıktır. Taraflar arasındaki çelişkilere rağmen, ne Varşova Paktı doğrudan Washington'u, ne de NATO doğrudan Moskova'yı tehdit ediyordu.

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra NATO'nun varlığı meselesi tartışılırken, ABD bu güvenlik örgütünün faaliyetini sürdürmesini istiyordu. Ama artık Sovyetler Birliği olmadığı için bu örgütün mücadele edeceği bir tehdit yoktu. Böyle bir ortamda esasen ABD uluslararası terörizm tehlikesini öne çıkararak, NATO'nun mücadele hedefini seçti. 2000'li yılların ortalarından itibaren NATO'nun mücadele hedeflerine gayri resmi olarak Rusya Federasyonu eklendi.

SSCB`nin çöküşünden sonraki 15-20 sene tahlil edilirse böyle bir manzara görüyoruz: SSCB`nin çöküşüne paralel olarak tabii ki, Varşova Paktı da önemini kaybetti ve yıkıldı. Varşova Paktı`na üye olan Doğu Avrupa devletlerinin neredeyse tamamı Avrupa Birliği ile bütünleşti ve NATO'ya üye oldu. SSCB çöktükten sonra Rusya kendisinin devlet sınırları kadar küçüldü. Post-Sovyet Cumhuriyetleri da bağımsızlığını ilan etti. Bu sırada büyük bir imparatorluğun çöküşünü yaşayan Rus siyasi düşüncesi daha çok sınırlarının güvenliğini korumaya çalışıyordu. Batı dünyası da Çeçenistan sorunu hariç Rusya'yı o kadar da rahatsız etmiyordu. 1990'lı yılların sonlarından itibaren Rusya yeniden gelişmeye başladı. Özellikle enerji kaynaklarını ustalıkla kullanan Rusya Batı'ya olan borcunu ödedi, ekonomisinin gelişmesine paralel olarak, siyasi ve askeri yönden de gelişmeye başladı. Maliye bağımlılığından kurtulan Rusya devlet çıkarlarını daha bağımsız savunmaya çalıştı. Çeçenistan sorununu önemli ölçüde çözmek Rusya'ya iç ve dış tehditleri tasfiye eymeye izin verdi.

Batı-Rusya çatışması NATO'nun doğuya doğru genişlemesine paralel olarak devam ediyordu. Fakat Soğuk Savaş yıllarından farklı olarak Rusya bu tehdidi artık kendi sınırlarında hissetmeye başladı. Varşova Paktı mevcut iken bile SSCB (Rusya) NATO ile açık çatışmaya girmeye gayret etmiyordu. Son zamanlarda ise Rusya tek başına Batı'nın baskılarının önlemek için her türlü olası yöntemleri kullanıyor.

Ama Batı'nın Doğu Avrupa'da Rusya'nın konumlarını ciddi şekilde zayıflatmasından sonra post-Sovyet coğrafyasında takviyeye başladığı sırada Rusya artık daha geniş alanda manevra yeteneğine sahipti ve bundan yararlanıyordu. Baltık devletlerin kontrolünden çıkmasını hazmedemeyen Rusya, Batı'nın diğer post-Sovyet ülkelerinde güçlenmesine sessiz kalamazdı. 2008 yılı Rusya-Gürcistan çatışması Batı'ya bir cevaptı.

NATO'nun Galler zirvesi oldukça dalgalı bir aşamada başladı. Batı'nın Ukrayna'yı kendi etki alanında görmek için hazırladığı plan hayata geçmedi ve Ukrayna genelinde ciddi kriz yaşandı. Kriz sonucunda istifa eden Başkan Viktor Yanukoviç Rusya'ya sığındı. Ukrayna'da iç siyasi kriz devam ederken Kırım'da yaşayan Ruslar Rusya ile birleşme talebi ile hareket ederek, Rusya ile birleşti. Kırım'ı kendisine bağlayan Rusya Batı`yı pat durumuna düşürürken, daha sonra Ukrayna'nın doğusunda yaşayan Rusların bağımsızlık taleplerini destekledi. Sonuç itibariyle bugün Ukrayna'nın doğusunda modern silahların kullanıldığı savaş yaşanıyor.

Batı Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra ilk kez Ukrayna örneğinde Rusya'nın güvenlik anlayışını açıkça tehdit etmeye başladı. Batı'nın bazı siyasi çevreleri Gürcistan ve Ukrayna'nın Avrupa Birliği ve NATO ile ilişkilerinin geliştirilmesinin ve bu kuruluşlara üye olmasının Rusya'yı kışkırtacağını bildirirdiler. Fakat Batı Rusya'nın vereceği tepkinin nasıl olacağını doğru hesaplamadı. "Sınırlarında sorun varsa, sınırlarını genişləndir" askeri stratejisi ile hareket eden Rusya karşılaştığı sorunda Batı`yı onun doğru hesablamadığı tehlikenin bir parçasına dönüştürdü.

Galler Zirvesi'nin sonuçlarından şu sonuca varmak mümkündür:

  • NATO Rusya karşısında geri adım atmayacak;
  • NATO Doğu Avrupa'daki üyelerine güvenliklerinin korunacağı teminatını yeniledi;
  • Ukrayna üzerindeki anlaşmazlık hala devam edecek;
  • Yakın Doğu'da terörizm tehlikesi ve ona karşı mücadele hala devam edecek;
  • Enerji kaynaklarıyla ve nakli yollarında kontrolü elde tutmak halen hayati önem taşıyor;
  • Savunma alanında askeri harcamalar arttırılacak.

NATO'nun Galler Zirvesi'nden sonra büyük bir ihtimalle kurumla Rusya arasındaki ilişkilerde gerginlik yükselen hatla devam edecek. Rusya NATO'nun Doğuya doğru ilerlemesini doğrudan tehdit olarak görüyor. Bu tehdidin coğrafyası sadece Ukrayna ile sınırlı değildir. Rusya Kazakistan'ın devlet geleneğinin Başkan Nursultan Nazarbayev şahsında şekillendiğini birinci şahsın ağzından ifade ediyor. Duma üyesi Rusya Lberal Demokrat Parti lideri Vladimir Jirinovski açıkça Rusya'nın Kazakistan'ı işgal etmesi gerektiğini bildirir.

Rusya'nın Ukrayna ile ilişkilerini düzene sokmadan, diğer post-Sovyet devletlerine karşı bu tür açıklamalar vermesi esasen psikolojik nüansları taşıyor. Dağlık Karabağ, Dnestryanı, Abhazya, Güney Osetya gibi dondurulmuş çatışmaların yeniden tutuşması, Kazakistan'ın tehdit edilmesi sonucunda ortaya çıkan güvenlik sorunlarının mevcut olduğu bir aşamada Rusya kendisi zor durumda kalabilir. Bu zaman Batı'nın tutuşması muhtemel olan bu sorunlara yaklaşımı ve desteği de Rusya'nın faaliyet alanını bir ölçüde sınırlayabilir.

Dr. Hatem Cabbarlı

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...