THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Türkiye: "Gezi Parkı" Olaylarından Çıkan Dersler

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
6267
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 10 Temmuz 2013 – Newtimes.az

Türkiye'deki malum "Gezi Parkı" ve Taksim olayları, ilk önce Türklerin "çevreci" olarak adlandırdıkları ve dünyada daha ziyade "Yeşiller" olarak bilinen hareketin temsilcilerinden oluşan gençlerin, pek de fazla sayıda olmayan gösterileriyle başladı. Gençlerin tepkisinin nedeni, şimdiki iktidarın henüz seçimler sırasında kendi seçmenlerine söz verdiği bazı projelerden birini hayata geçirmeye girişirken, İstanbul'da söz konusu parkta ağaçların kesilmesi oldu.

Fakat kısa bir süre zarfında siyasi güdüler ve amaçlardan kat kat uzak görünen bu gösteriler, hayret edilecek bir hızla artan siyasi renklerle "zenginleşti". Başlangıçta birkaç ağacın kesilmesine karşı çıkan ve çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu göstericiler, var olan iktidarın iç politikasına yönelik sert sloganları açıktan açığa dile getirmeye başladı.

Onların tepkileri genelleştirilerek, bütün bir şekilde şöyle ifade edilebilir: Şimdiki siyasi iktidar gittikçe daha fazla düşünce ve dile getirme özgürlüğünü kısıtlayarak,  emredici (otoriter) bir rejim çizgileri taşımaktadır (Hatta iş, Başbakan Erdoğan'ı diktatör olarak isimlendirenlerin de çıkmasına kadar varmıştı); halkın istek ve taleplerini dikkate almadan ülkeyi istediği gibi, tek başına, yönetmeye çalışmaktadır; bizim yaşam biçimimize kaba şekilde müdahale ederek, yerli yersiz bize ahlak dersi vermek istemekte; insanların yaşam biçimini, değerler sistemini ve ideallerini değiştirerek, zorla kendi standartlarına uydurmaya çalışmaktadır; Atatürk'ün milletin kaderinde oynadığı tarihi role kıskançlıkla ve düşmanca yaklaşmakta, Cumhuriyet döneminde ortaya konan laik değerlerin çoğunu hiçe sayarak, halkın çoğunluğunun hislerini aşağılamaktadır; ülkede laik devletin temellerini sarsarak, onun yerine dini, İslamcı bir rejim getirmeye çalışmaktadır vb.  Görüldüğü gibi, dile getirilen suçlamalar oldukça ağırdır ve çevreci duyarlılıktan ziyade siyasi ve ideolojik yönelimiyle dikkat çekmektedir. Dile getirilen sloganlarda siyasi ton yükseldikçe, başlangıçta az sayıda göstericinin katıldığı bu hareketin boyutları da hızla artmaya, onun temsilcilerinin ise siyasi paleti koyulaşmaya başlamıştır.

Doğal olarak ortaya çıkan ve yanıtı aranan ilk soru şöyle özetlenebilir: Acaba, çevresel duyarlılıktan kaynaklanan cılız bir etkinliğin birdenbire büyük ölçekli ve çok renkli, kitlesel bir siyasi harekete dönüşmesine sebep olan başlıca neden nedir?

Bu yazımızda dikkati öncelikle, Türkiye'de iktidarın söz konusu olayları değerlendirmesi ve yukarıda sorulan soruya verdiği yanıtlar üzerinde toplayacağız. İktidarın temsilcilerine göre, "Gezi Parkı" olayları ta en baştan hiçbir ciddi sebebe dayanmıyordu. Erdoğan Hükümeti’nin, çevrenin korunması ve ülkede yeşil alanların genişletilmesi yönünde yaptığı işleri olgularla sıralayarak, bu hükümeti çevreye ilgisizlikle suçlamanın oldukça bir önyargılı yaklaşımdan kaynaklandığına dikkat çekiyorlar.

İktidar cephesinden ilk ciddi değerlendirme "AK Parti" iktidarının başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi. O, açıklamalarında ve söyleşilerinde, her şeyden önce, "AK Parti"nin 10 yıllık siyasi iktidarı döneminde ülkenin katettiği gerçekten muhteşem gelişme ve ilerleme tablosunu vurgulamıştır. Bu süre zarfında Türkiye inanılmaz bir ekonomik sıçrayışa imza atarak, bölgenin önder devletine dönüşmenin yanı sıra, uluslararası toplumda da saygınlığını ve nüfuzunu daha da güçlendirmiştir. Gelişmiş ülkelerin ekonomisinin derin bir kriz yaşadığı bir zamanda, Türkiye'de ekonomik büyüme sürekli hale gelmiştir. Ülkenin dış satım gücü önemli derecede artmış, halkın yaşam düzeyinde iyileşmeye doğru ciddi bir dönüş yaşanmıştır. 30 yıldan fazladır Türkiye'nin gelişmesinin önünde ciddi bir engele çevrilen terör sorununun çözümü yönünde önemli adımlar atılmıştır. Halkın belirli bir bölümünün (özellikle Kürtlerin belirli bir kesiminin) devlete karşı yıllar boyu biriken rahatsızlığını gidermek için, çeşitli siyasi güçlerin ve halın mutlak çoğunluğunun desteğini kazanan barış sürecine başlanmıştır. Uzun yıllardır, sivil toplumu denetleyerek, zoraki araçlar ve baskılarla sivil iktidara kendi iradesini dikte eden askeri seçkinlerin kanun dışı hükümranlığına son konulmuştur. Ülke yakın siyasi geçmişi ile hesaplaşarak, şeffaflık ve demokratikleşme sürecinin niteliksel olarak yeni bir aşamasına güvenle girmiştir.

Bunca değişikliğin bir araya geldiği bir dönemde, siyasi iktidara karşı protestoların beklenmedik şekilde yayılmasını Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin büyümesini ve gelişmesini istemeyen dış güçlerin ve kendi menfaatini halkın ve ülkenin çıkarlarından üstün tutan iç güçlerin bozgunculuk çalışmalarıyla açıklamaktadır. Uzun yıllar boyunca uluslararası mali kuruluşlardan ağır koşullarla yüklü miktarda borç almak zorunda kalan Türkiye'nin siyasi gündemini, aslında, bu kurumlarda söz sahibi olan Batı ülkeleri düzenliyordu. "AK Parti" iktidarının nitelikli yönetimi altında Türkiye, Uluslararası Para Fonu'na (IMF - çev. notu) olan borçlarını tamamen geri ödeyerek, ülkenin Batı’ya ekonomik ve siyasi bağımlılığına son verdi. Ülkede süreli olarak, kargaşa durumu yaratarak Türkiye'yi yüksek faizlerle borç almaya zorlayan dış ve iç güçler, Erdoğan'ın ifadesiyle, "faiz lobisi", kaybettiği konumunu geri kazanmaya çalışıyor. Protesto gösterileri düzenleyenlerin birtakım sloganları ile bazı önde gelen Batılı önderlerin "AK Parti" iktidarının gerçekleştirmek azminde olduğu gerekçeli projelere karşı tepkilerinin örtüşmesi de, sanki Erdoğan'ın vardığı çıkarımın haklı olduğunu kanıtlıyor. Burada söz konusu olan öncelikle, İstanbul’a ikinci asma köprünün ve yine İstanbul'da yeni bir havaalanının yapımına yönelik tepkilerdir.

Söz konusu olayların kızıştırılmasıyla ilgili olarak, iktidar içinde de bazı çevrelerin desteklediği savlardan biri de, polisin göstericilere karşı aşırı güç uygulamasıyla ilgili iddialardır. Burada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bazı çalışanları tarafından "Gezi Parkı"ndaki göstericilerin çadırlarının yakılması da dikkat çeken hususlardandır.

Başlangıçta masum nitelik taşıyan gösteriler, polisin olaylara daha ilk müdahalesinden hemen sonra, farklı bir şekil almaya başlamıştır. Emniyet güçlerinin yasal taleplerine, köktenci (radikal) öğeler polise saldırarak karşılık vermiştir. Taksim Meydanı’na çıkan sokaklarda devlete ve vatandaşlara ait olan emlak yerle bir edilmiş; mağazaların, bankaların ve kamu binalarının kapı ve pencereleri kırılmış, arabalar yakılmıştır. Yaşanları, haklı olarak, Vandallık olarak adlandıran iktidar yetkilileri dikkati söz konusu olayların bu tür karanlık taraflarına çekerek, "Gezi Parkı" gösterilerini halkın demokratikleşme taleplerinin bir ifadesi olarak ele alanların iddialarının sağlıklı olmaktan ne kadar uzak olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Yönetimin görüşüne göre, demokratikleşmenin yeni dalgasını başlatan, önceki yönetimler döneminde dile getirilmesi bile olanaksız olan birtakım temel hak ve özgürlüklerin tanınmasını destekleyen ve bu yönde çalışmalarını kararlılıkla artıran bir hükümeti, demokratik olmamakla suçlamak anlamsızdır.

Prof. Dr. Zakir Məmmədəliyev

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...