THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Yaptırımlar yahut diyalog: Batı-Türkiye ilişkilerinde başlıca soru

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası teşkilatlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4105
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 25 Temmuz 2019 – Newtimes.az

Rusya üretimi olan S-400 hava savunma sisteminin Türkiye tarafından alınmasıyla küresel jeopolitikada bir çalkantı meydana geldi. Amerikan Kongresi, Ankara'ya yönelik politik ve ekonomik yaptırımların uygulanması yönünde çağrıda bulunuyor. ABD Savunma Bakanlığı da Türkiye'nin F-35 programından çıkarılması yönünde ifadelere yer veriyor. Türkiye'nin güvenliğinin Batı'yı asla ilgilendirmediği açıkca görülüyor. Yahut Batı, Türkiye'nin güvenliğini kendi çıkarlarını göz önünde bulundurarak düşünüyor. Oysa bu tümüyle durumu belirsizliğe sürüklüyor. Doğal olarak Türkiye, kendi tutumundan taviz veremez. Batı ise tutumunda değişiklik yapmak ve eşit hukuklu ortak olarak Türkiye ile diyaloga gitmek zorundadır. Fakat bu gelişme hissedilmemektedir. Bu yüzden ABD-Türkiye ilişkilerinde daha bir süre boyunca da riskli gelişmelerin yaşanacağını bekleyebiliriz. Bu gelişmeler bağlamında dünyada nasıl bir süreçlerin yaşanacağı üzerine düşünmek gerekir. Türkiye-Rusya ilişkileri de bu bağlamda ilgi doğurmaktadır. Tüm bu hususlar sorunun jeopolitik yönlerini daha detaylı analiz etmemizi gerektiriyor.

Çıkarların çarpışması: S-400'ler küresel jeopolitikayı nasıl etkiledi?

Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemlerini Rusya'dan satın alması Batı'da ciddi bir çalkantıya neden oldu. Özellikle ABD-Türkiye ilişkilerinin ciddi bir test aşamasında olduğu görülmektedir. İki tarafın da yaptığı açıklamalardan durumun her geçen gün daha da zorlaştığı anlaşılıyor. Şimdi iki taraf karşılıklı şekilde gövde gösterisi yapıyor. İlk olarak Washington, Türkiye'yle ilgili sert bir tutum sergiledi. Özellikle Kongre, daha sert tavır almağa başladı.

Kongre üyelerinin, Ankara'ya gereken cezanın sert şekilde verilmesi yönünde söylemleri analistleri de bir hayli derecede şaşırttı. Zira Kongre üyeleri Türkiye'nin kendi ulusal çıkarları yokmuş ve Ankara'nın sadece Batı'nın çıkarlarını gözetmek zorundaymış türünden bir tavır sergiliyorlar. Türkiye'nin kendi hava sahasını savunması yönünde yaptığı açıklamara saygısızlık duyulduğu hiss edilmektedir. Yani bir grup burnu havalı Kongre üyesi ''Türkiye yapmalıdır'' yönünde baskıcı tutum sergilemektedirler.

Başkan Donald Trump'ın tutumuysa daha ilginçtir. Amerika Başkanı, Osaka'da düzenlenen G20 Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaptığı müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada Başkan Obama yönetiminin yanlış yaptığını itiraf etti. Söz konusu dönemde Türkiye'nin haklı talepleri cevapsız bırakıldı. Bu yüzden Türkiye'nin S-400'leri almasına anlayış göstermek gerekir. Gazetecilerin Türkiye'ye yaptırımların uygulanmasına ilişkin sorularını Başkan Trump, "Bu şimdi söz konusu değildir" şeklinde yanıtlamıştı.

Fakat buna müteakiben Kongre üyeleri tamamen farklı tutum sergilediler. Savunma Bakanlığı da Amerika'nın beşinci sınıf F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye satışının durdurulacağını ve Ankara'nın F-35 programından çıkarılabileceğini beyan etti. Böylece ABD'nin siyasi-askeri yönetiminde ikilem oluşmuş oldu. ABD Başkanı yaptırımlara gerek görmüyor, Kongre ve Pentagon ise karşı görüş sergiliyor. The Wall Street Journal gazetesinde yer alan habere göre artık Başkan Trump ile Kongre üyeleri arasında ciddi bir görüş ayrılığı meydana gelmiştir. Trump Kongre üyeleriyle müzakereler yaptı ve onları kendi tutumlarını değiştirmeleri için çalıştı. Fakat şimdilik kesin sonuç elde edilmedi.

Amerika yönetiminin başlıca itirazı S-400'lerin NATO sistemine uygun olmaması yönündedir. Türk Ordusu'nun bu sisteme sahip olursa Ruslar'ın, F-35 savaş uçaklarının sırlarını öğrenebileceklerinden endişe ediliyor. Bu yüzden Türkiye'de bu sistemlerin kullanıma sürülmesi itirazlara neden oluyor. Fakat burada açık bir zıtlık bulunuyor.

Ankara'nın kendi hava sahasını savunması lazım. Bu husus günümüzde tüm bağımsız devletler için hayati önem taşır. Ankara, birkaç yıl boyunca Patriot hava savunma sistemlerini alması için Amerika'ya yüz tuttu. Fakat Türkiye'nin müttefikleri Ankara için kritik aşamada bile bu isteği yerine getirmedi. Bu durumda Moskova daha ilginç teklifte bulundu ve Ankara, bu konuda Rusya ile anlaşma imzalamak zorunda kaldı.

Tüm bunlar jeopolitik açıdan ilginç ve düşündürücü bir özelliği ortaya koymaktadır. Türkiye'nin NATO ve Avrupa Birliği'ndeki müttefiklerinin iş birliği yönündeki anlayış şekilleri net çizgilerle sınırlıdır. Söz konusu müttefiklerin Türkiye'yi siyasi ve askeri kuruluşlara Ankara'yı hep denetim altında tutmak, askeri açıdan Türkiye'nin kendi savunmasını bağımsız şekilde yapabilmesine imkan tanımamak için üye ettikleri anlaşılıyor. İstatiklere baktığımızda Türkiye'nin askeri açıdan tüm alanlarda desteksiz bırakıldığı görülüyor. Şimdi uluslararası durum keskin şekilde değişiyor ve büyük bir devlet olarak Türkiye'nin savunma sistemlerine sahip olması gerekiyor. S-400 sistemleri tam da bu açıdan Ankara için hayati önem arz ediyor.

Nitekim S-400 faktörü önemli bir jeopolitik gerçeği de kendi beraberinde meydana getirdi. NATO ve Avrupa Birliği, tam anlamıyla Türkiye'yi kendilerine yakın görmüyorlar. Gerek NATO gerekse de AB, Avrupa'nın Hıristiyan devletleri için ön gördüklerini Müslüman Türkiye'ye ait etmeği düşünmüyorlar. Bu noktada ilginç bir gerçek ortaya çıkıyor: Türkiye, jeopolitik açıdan alternatif aramak zorundadır mı?

Kendini savunma hakkı: Ankara'nın seçimi ve diyalog imkanı

Elbet bu soruya olumlu veya olumsuz cevaplandırmağı düşünmüyoruz. Çünkü bu aşamada dünyada son derece karışık süreçlerin yaşandığı görülmektedir. Ankara'nın Batı'lı müttefiklerinin kendisini alternatif seçenekler düşünmek zorunda bıraktıkları herkesçe görülmektedir. Batı'lı müttefikler Türkiye'yle ilgili yüz yıllarca önce yaşananlar doğrultusunda yaklaşım izliyorlar.

Bu bağlamda Türkiye-Rusya yakınlaşması tamamen mantıksal ve bir anlamda zorunlu gözüküyor. Aynı zamanda Türkiye, Fransa ve İtalya ile beraber kendi hava sahasını savunma sistemi oluşturuyor. Analistler, bu sistemin 2021 yılında kullanım için hazır olacağını belirtiyorlar. Nitekim konu sadece Türkiye'nin Rusya'dan silah almasıyla ilgili değildir. Bu mesele planlı şekilde gerçekleştirilen politikanın bir parçası olarak görülmelidir. Bu ayrıca teknolojik açıdan da ilginç bir özelliği barındırıyor.

İşin ilginç yanı, Türkiye'nin kendi sistemlerini oluşturduğunu artık herkes biliyor. Bu nedenle güçlü askeri sisteme sahip ülkeler bu süreçte yer almak için gayret etmek zorundadır. Çünkü söz konusu ülkeler bu durumda Türkiye'nin silahlanma imkanları hakkında net bilgi sahibi oluyorlar. Bu anlamda söz konusu ülkelerin Türkiye'yi dizginleme şansları da artıyor. Buna rağmen Türkiye de bağımsız şekilde kendi sistemlerini inşa ediyor. Ankara, diğer ülkelerin imkanlarından yararlansa bile sonuçta kendi sistemini kendisi oluşturuyor. Belli bir süre boyunca Çin de bu yöntemi kullandı. Fakat Pekin bu süreci daha ziyade sistemleri kendisi yapuyormuş gibi bir izlenim oluşturmağa çalışmakla gerçekleştirdi. Oysa Türkiye'nin davranışları daha açık ve nettir. Bu yüzden de kimse ciddi şekilde kendisine engel olamıyor.

ABD-Türkiye ilişkilerine bu gerçekler doğrultusunda baktığımızda Trump'ın daha verimli tutum sergilemeğe çalıştığı anlaşılıyor. Politik baskılar ve ekonomik yaptırımlar Türkiye'yi durduramamanın yanı sıra Ankara'yı Washington'dan uzaklaştıracaktır. Üstelik Türkiye, karşı önlemler alabilir. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin İncirlik üssü meselesini tekrar gözden geçirebileceğini açık şekilde belirtti.

Bu NATO için de soğuk duş etkisi bıraktı. Çünkü İncirlik üssü, NATO'nun Orta Doğu'ya açılan kapısıdır. Kaydetmek gerekir ki İngilizler adeta bu amaç için Kıbrıs'ı kullanmak eğilimindedirler. Fakat jeopolitik açıdan ciddi bir saygınlığa sahib Türkiye gibi büyük devletle Kıbrıs'ı kıyaslamak mümkün değildir. Diğer taraftan Türkiye, Kıbrıs'ta bile tüm Batı devletleriyle rekabete girmekten de çekinmemektedir. Bu bin Kıbrıs'ın bile Türkiye'ye eşit olamayacağı anlamına geliyor. Doğlan olarak bunu idrak edenlerin sayısı az değildir. Bu yüzden Washington'un nasıl bir karar vereceği büyük ilgiyle bekleniyor.

Ayrıca kaydetmek gerekir ki Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz'de sondaj faaliyetleriyle ilgili Türkiye'ye yaptırım uygulanması yönünde karar aldı. Birtakım küçük ülkeler de Türkiye karşıtı sözde itirazlarda bulundu. Fakat Ankara, buna aldırmıyor. Kuşkusuz, Avrupa Birliği'nin yaptırım politikası ters tepki verecektir. Ayrıca AB, İran konusunda Amerika'nın yaptırımlarına itiraz ediyor, fakat Türkiye konusunda Washington kadar duygusal davranış sergiliyor. Bu husus tümüyle Batı politikasında kriz döneminin başladığı anlamına geliyor.

Eğer Batı ile Türkiye arasında yaptırım savaşı hız kazanırsa kuşkusuz küresel çapta yeni bir manzara meydana gelebilir. Yaptırım savaşı fiilen yeni ve karışık bir duruma neden olacaktır. Bu durumun başlıca belirtilerinden birisi küresel çapta belirsizliğin artması olabilir. Büyük bir jepolitik alanda riskler artabilir. Türkiye'nin daha radikal adımlar atması da mümkündür. Örneğin, Suriye'nin kuzeyinde yeni askeri operasyonlar başlayabilir. Dışişleri Bakanı Çavuçoğlu bu konuda ipucu verdi. Bunun yanı sıra ABD'nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey Ankara'yı ziyaret etti. Jeffrey, Türkiye ve Suriye'nin geleceği, Ankara'nın güvenlikle ilgili rahatsızlıkları ve Suriye sorununun siyasi çözümü konusunda temaslar gerçekleştirdi.

Böylece ABD ve Türkiye'nin yaptırım savaşı hiçbir tarafa fayda vermeyebilir. Karşılığında ise küresel jeopolitikada yeni zorluklar meydana gelebilir. Ankara'nın yalnız başına ciddi askeri kararlar alması NATO düzenini de ciddi biçimde etkiliyor. Örgüt dahilinde yeni çatların ve risklerin meydana gelmesi mümkündür. Bunun ise Avrupa'ya bir yararının olacağını beklemek olanaksızdır. Yani Batı, kendi tutumunu netleştirmek zorundadır. Yaptırımlar Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıyor. Peki bu durumda Avrupa ne kazanıyor? Bunun üzerine düşünmek gerekir. Türkiye ise kaydettiğimiz gibi davranış sergilemek zorunda kalıyor. Çünkü bu durumda Türkiye'nin devlet oluşumu ve güvenliği söz konusu oluyor.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...