THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Viyana görüşmeleri: başlıca şart – toprak bütünlüğünün sağlanması

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası teşkilatlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
2984
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 30 Mart 2019 – Newtimes.az

29 Mart tarihte Avusturya'nın başkenti Viyana'da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'le Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında gerçekleşen görüşmeye politika uzmanları ve basın mensupları büyük ilgi gösterdiler. İki taraf da Ermenistan-Azerbaycan sorununun çözüm sürecini uzun süreydi yürütemiyordu. Bunun nedeni Ermenistan'da yaşanan siyasi olaylar sonucunda iktidar değişikliğiyle ilgiliydi. Şimdiyse süreç tekrar başlatıldı. Müzakerelere AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları da katıldılar. Görüşmenin ardından iki taraf ve eşbaşkanlar bu konuyla ilgili olumlu şekilde bahsettiler. Eşbaşkanlarının yayınladıkları bildiride olumlu husus açık ifade edildi. Ermenistan Başbakanı da tümüyle görüşmelerin faydalı olduğunu belirtti. Bunun yanı sıra konuyla ilgili en net ve ayrıntılı yorumu Azerbaycan Cumhurbaşkanı yaptı. Bu bağlamda Viyana görüşmelerini jeopolitik açıdan ele almağa karar verdik.

Gerçekleşen görüşme: format değişmiyor!

Ermeniler, Paşinyan'ın nihayet Azerbaycan Cumhurbaşkanı'yla Yukarı Karabağ sorunuyla ilgili resmi şekilde görüşme gerçekleştirebilmesine çok seviniyorlar. Viyana görüşmesine kadar İlham Aliyev'le Paşinyan, Duşanbe'de ve Davos'ta kısa süreliğine bir araya geldiler. Ancak sorunun çözümüne ilişkin Viyana'da üç saatı aşkın görüşme ilk kez gerçekleşiyordu. Bu görüşme 29 Mart tarihte yapıldı.

Peki, Ermeniler neden seviniyorlar? Ermeniler'e göre, Paşinyan'ın, İlham Aliyev'le görüşme gerçekleştirebiliyor olması Azerbaycan'ın, Ermenistan'ın yeni iktidarının meşruiyetini kabul etmesi anlamına geliyor. Bu husus Azerbaycan'ın, bazı konuları Paşinyan'la müzakere etmesi gerektiğini kabul etmesi gibi de yorumlanıyor. Aslında bu gelişmeler uluslararası hukuk normları çerçevesinde yaşanıyor ve Azerbaycan için hiçbir sorun arz etmiyor. Bu yüzden Ermenistan için işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından geri çekilme planını uygulamaması daha fazla önem taşır. Ermeni medyasında yer alan haberler Ermeniler'in tam da bundan endişe ettiklerini gösteriyor.

Oysa gerçek durum biraz farklıdır. Konunun temel özelliği Azerbaycan'ın hiçbir zaman sorunun barışçıl yolla çözümüne itiraz etmemesi, aksine, her zaman bu prensibe sadık kalmasından oluşuyor. Fakat Ermenistan, orduların temas hattında ateşkes rejimini ihlal ettiğinde Azerbaycan Ordusu derhal gereken cevabı veriyor. Son olarak Nisan 2016'de ve ardından Nahçivan'da bunu izledik. Ermenistan yönetimi, Azerbaycan'la güç diliyle konuşmanın kendisini felakete sürüklediğini anladı. Bu yüzden Paşinyan'ın, İlham Aliyev'le biraraya gelebilmesi için çok çalışıyorlardı.

Viyana'da yürütülen müzakereler az önce kaydettiğimiz hususların yanı sıra Ermeniler'in çözüm sürecine hiçbir olumlu katkıda bulunamadıklarını gözler önüne serdi. Viyana'da Ermenistan'ın, Yukarı Karabağ'da bulunan bölücü-teröristleri de çözüm sürecine dahil etmek planlarının tam bir fiyaskoyla sonuçlandığı bir kez daha ortaya çıktı. Bu durumda Paşinyan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı'yla sorunun çözümüne ilişkin görüşmeye yalnız katılmak zorunda kaldı. Doğal olarak görüşmede sözde ''Yukarı Karabağ cumhuriyeti''ni temsilen bir kimse bulunmadı. Bu husus Paşinyan'ın ''ortak güvenlik konseyi'' planının da sadece boş laftan başka bir şey olmadığını da gözler önüne serdi. Çünkü ''Ermenistan ve Artsah (Karabağ) güvenlik konseylerinin ortak toplantısı''nın ardından Paşinyan, kendinden emin şekilde,''çözüm sürecinde Artsah'ı temsil etmesi için gereken yetkinin kendisine verilmediğini'' belirtti. Oysa Paşinyan, Viyana'da görüşmeleri aslında bütün Ermeni ayrılıkçıları adına sürdürdü. Ayrıca insani ilişkilerden, toplumlar arasında ilişkilerin oluşturulmasından bahs etti. Ermenistan Başbakanı, müzakerelerin olumlu geçtiğini memnuniyetle beyan etti. Görüşmelerde ilerleyişin olmayışına rağmen ''müzakelerin başlatıldığını'' açıkladı. Yani, Ermenistan yönetiminin, müzakerelerin başlatılmasından bir hayli derecede memnun olduğu görülüyor. Doğal olarak Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri'nin gücünü tadanların aynı akibetle karşılaşmamağa özen göstermesi lazım. Fakat konunun diğer hususları da vardır.

Sorunun barışçıl yolla çözümü elbet Azerbaycan için de elverişlidir. Önemli olan Azerbaycan'ın işgal edilmiş toprakların geri verilmesi, işgalcinin hemen çekilip gitmesidir. Ermeniler'in Türk-Müslüman nefretinin tarihin arşivlerine bırakılması lazım. Fakat Ermenistan savunma bakanı Davit Tonoyan'ın Washington'da sarf ettiği sözler bu ülkenin ön yargılı tutumundan vaz geçmediğini bir kez daha onaylamaktadır. Ermeni bakan, ''yeni topraklar uğruna yeni savaş'' tezini ''keşfettiğini'' utanmadan dile getirdi. ABD, kendisini demokrasinin beşiği olarak görmektedir. Oysa bir Ermeni bakan, tam da bu ülkede Azerbaycan'ın yeni topraklarını işgal etmeğe hazırlandıklarını beyan ediyor. Uluslararası hukuk kurallarına tamamen aykırı olan Tonoyan'ın bu sözlerine Washington'un hiçbir tepki vermemesi konunun ilginç yönünü oluşturuyor. Doğal olarak akıllara şu soru geliyor: eğer İran ve ya başka bir Müslüman ülkenin savunma bakanı böyle bir açıklama yapsaydı, Batı'nın tepkisi nasıl olurdu? Bu sorunun cevabını Irak, Afganistan, Suriye ve diğer Müslüman ülkelerde yaşananlarda aramamız lazım.

Aslında bu tür laflar Azerbaycan için hiçbir şey ifade etmiyor. Ermeni silahlı birliklerinin Azerbaycan'a karşı ilk hamle yaptığı andan itibaren tamamen mahvedileceğini Ermeniler, iyi biliyorlar. Bu yüzden de "yeni toprak" iddiasının kendileri için yeni facıalara yol açabileceğinden asla kuşku duymamaktadırlar. Ancak Viyana'da Ermenistan Başbakanı'nın insancıl ilişkilerden bahsettiği sırada savunma bakanının ABD'de savaşa değinmesi Ermeni siyasi düşüncesinin dengesinin yerinde olmadığını gösteriyor. Bu açıdan Paşinyan'ın olumlu olarak nitelediği müzakerelerin nasıl sonuçlanacağını şimdiden tahmin edemeyiz.

Hakikat noktası: Cumhurbaşkanı, görüşmeleri tarafsız ve net biçimde değerlendirdi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in, Viyana'da yapılan görüşmeyle ilgili ifade ettiği net, tarafsız ve kısa fikirler bazında Ermeniler'in söyledikleri anlamsız ve etkisiz gözüküyor. İlham Aliyev, Rusya'nın TASS ajansının mühabirine verdiği röportajda şu hususlara vurgu yaptı: ''Bildiğimiz üzere, Dış İşleri Bakanları bir kaç kez görüşme gerçekleştirdiler. Bu görüşme konunun içeriğiyle ilgili müzakerelerin yeni başlatılması açısından önem taşır. Bizler insanlar arasında temaslar çerçevesinde itimadı derinleştirmek konusunu ele aldık. Daha önce iki toplumun temsilcileri arasında temaslar yapıldı. Yani, şimdi bu konuda konuşmak için erken olabilir. Fakat insancıl konularla ilgili bu ön görülebilir. Çünkü çözüm süreci doğal olarak insancıl girişimlerle desteklenmeli.''

Bu şimdilik itimat konusunun çözüm sürecinde önemli olduğu anlamına geliyor. Bu yüzden bu konuda müzakerelerin başlatılması olumlu hal olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda insancıl konuların da müzakeresi mümkün. Fakat bu konunun görüşülmesi için belli bir zamana gerek duyulmaktadır. Yani, oluşan durum bundan ibaret. Azerbaycan Cumhurbaşkanı, müzakere formatının değiştirilmediğine ilişkin kendi görüşünü özellikle ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: ''Önemli olan görüşmelerin formatının değişmeden kalması. Görüşmeler uzun yıllar olduğu gibi Ermenistan'la Azerbaycan arasında yapılıyor. Ayrıca çözüm süreci tekrar başlatıldı. Bu da çok önemli. Bizler Minsk Grupu eşbaşkanlarının 9 Mart tarihli bildirisini olumlu yönden değerlendirdik. Bildiride müzakere formatının değiştirilmesinin yalnız iki tarafın da rızasıyla yapılabileceği açıkca kaydedilmiştir. Azerbaycan, elbet bunu onaylamadı. Bu yüzden biz prensip olarak sabit çözüm sürecinin sürdürülmesinin gerekli olduğu duruma döndük''.

Görüşmelerin hangi formatda yürütülmesi müzakerelerin verimli olması açısından önemlidir. Gerek Azerbaycan, gerekse de eşbaşkanlar, Paşinyan'ın, müzakere formatının değiştirilmesine yönelik tezini desteklemedi. Bu husus Paşinyan'ın, önceki formatta yapılan görüşmelere istemeden katılmak zorunda kaldığı anlamına geliyor. Eğer bunu yapmasaydı Ermenistan ciddi tepkiyle karşılaşabilirdi. Bu yüzden Ermeni medyasının gürültü koparmasına rağmen Erivan'ın yeni bir şey teklif edemediği anlaşılıyor. Zaten yeni bir şey sunması ihtimali da çok düşük. Çözüm sürecinin aynı formatta sürdürülmesi BM İçtüzüğü'nün, Helsinki Nihai Anlaşması'nın ve Yukarı Karabağ sorununun çözümüne ilişkin çok sayıda uluslararası karar ve kararnamelerin dikkate alınmasını gerektirir. Bu ise Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün sağlanmasını başlıca şart olarak gündeme taşır. İlham Aliyev bu durumu şöyle ifade ediyor: ''Dış İşleri Bakanları'na talimat verildi.Nihai sonuca varılması yönünde görüşmeleri sürdürmek için kısa sürede bir araya gelecekler. Azerbaycan'ın uluslararası alanda tanınan topraklarının uluslararası hukuk, Helsinki Nihai Anlaşması ve BM Güvenlik Konseyi'nin, Ermenistan askeri birliklerinin işgal ettikleri torpaklardan hiçbir şart olmaksızın derhal çekilmesini ön gören dört kararnamesi doğrultusunda geri verilmesi bizim için en önemli konuların başında gelir."

Son derece açık ve net şekilde ifade edilmiştir: Ermeni askeri birlikleri, işgal ettikleri torpaklardan derhal ve hiçbir şart olmaksızın çekilmesi, BM Güvenlik Konseyi'nin dört kararnamesinin hükümleri yerine getirilmesi gerekir. Elbet, bu şartlar yerine getirildikden sonra hümanitar ilişkilere hiçbir kimse itiraz edemez. Yani, hümanitar ilişkiler, amaç olarak değil, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün sağlanması için gereken psikolojik husus olarak görülmeli. Bu gerçeği Ermeni kamuouyunun da idrak etmesi lazım. Viyana görüşmelerinin olumlu yönü tam da bu tür konuların artık ele alınmasıyla ilgilidir.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...