THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Bölücülüğe Karşı Mücadelede Türkmen örneği

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası teşkilatlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
89
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 30 Kasım 2017 – Newtimes.az

Küreselleşme sürecinin toplumun her katmanına derinden nüfuz ettiği çağdaş dönemin en büyük tehditlerden biri bölücülüktür. Ne kadar paradoksal olsa dahi, sadece ekonomik, siyasi veya kültürel ortaklığa değil, hatta ortak değerlerin oluşturulmasına yönelik küreselleşme bölücülüğün genişlemesine engel olamadı. Yeni binyılda insanlığın en büyük baş ağrısı haline gelen bölücülüğün gerçek nedenleri nelerdir? Neden farklı bölgelerde ve farklı toplumlarda bölücülüğe farklı yaklaşılıyor?

Dünyada yaklaşık sekiz binden fazla etniğin veya halkın yaşadığı bilinmektedir. Siyasi haritadaki devletlerin sayısı ise 200'e yakındır ve onlardan sadece 10-15'I etnik-monoton ülkedir, yani başka etniklerin sayısı bu ülkelerde %5`ten düşüktür. Bu nedenle, her ulusun çağdaş dönemde kendi devletine sahip olması imkansızdır. Aynı zamanda dominant halkla etnik azınlıklar arasında belli siyasi, ekonomik, dini, toplum-dahili yaklaşımların farkına ilişkin problemler sebebiyle etnik bölücülüğün de varlığı kaçınılmazdır. Bugün, etnik çatışmaların coğrafyası dünyanın hemen hemen her yerini kapsıyor.

Bölücülüğun 20`nci yüzyılda bir kavram olarak ortaya çıkmasına rağmen, etnik-dinsel bölücülük ya da ayrımcılık tarihsel olarak kamusal alanda olmuştur. Tarihsel olaylar, imparatorlukların bazılarının ayrılıkçı eğilimlerle yıkıldığının ve aynı zamanda bazı devletlerin ayrılıkçılığın bir sonucu olarak oluştuğunun kanıtıdır. Çağdaş bölücülüğün ilham kaynağı ise hiç kuşkusuz ABD'nin 28`inci Başkanı Woodrow Wilson`un ilan ettiği "ulusların kendi kaderini tayini hakkı "na dayanıyor. "Kendi kaderini tayin etme" terimini ilk kez 1878 yılında Berlin kongresinde kullanılsa bile tüm dünyada bu W.Wilson`un fikri olarak bilinir. Öte yandan, bu ilke, imparatorluk sonrası dönemde bağımsız devletlerin ortaya çıkışı için ana fikirlerden biriydi. Bu yüzden de "ulusların kendi kaderini tayin etme" prensibini işte bu dönemin gerçekleri açısından incelemek doğru olur.

Yirminci yüzyılın başlarında dünya siyasetinde pekişen ABD yeni dünya düzeninı oluşturmak için kendi amaçlarına uygun ilkeler ortaya attı. Bu Başkan Woodrow Wilson`un 14 maddelik belgesi ile gündeme getirildi. "Kendi kaderini tayin etme" Birleşik Devletler'e dünya çapında önemli güçlere karşı kullanılmak için gerekliydi. Öyle ki, bu dönemde küresel sahnede sadece ABD uluslarüstü (post-ulusal) devlet yapısına sahip toplum kurabilmişti. Dünyada birçok güç merkezleri, Rusya, Osmanlı, Çin ve Avrupa imparatorlukları ise "devlet-millet" ilkesine dayalı devlet kuruluşlarına sahiptiler. ABD'nin etnik prensiplere dayanmayan toplum ve devlet olması sayesinde "ulusların kendi kaderini tayin hakkı"nın uygulanmasının kendisinden başka diğer rakip imparatorlukların bölünmesi ve bağımsız devletlerin oluşmasına neden oldu.

Bu dönemde imparatorluk yönetiminin çökmesi ve yeni sömürge siyasetine geçiş için "kendi kaderini tayin" büyük rol oynadı ve diğer küresel güçlerden farklı olarak ABD için bir tehdit değildi. Bu hem de bir kaç yüzyıl imparatorluk esaretinde yaşayan halkların bağımsızlığını kazanmasına ve neoimperialist sistemin oluşmasına yol açtı. Birleşik Devletler, dünyadaki ulusların kendi kaderlerini tayin etme ilkesini kendi çıkarları için uygulamış oldu. Bununla da yirminci yüzyılın başlarında jeopolitik manzarada ciddi yapılandırma değişikliği oldu. Bir yandan ABD "İhtiyar kıtadaki" imparatorlukların çöküşünden yararlanarak siyasi sahneye olağanüstü devlet gibi çıkma imkanı kazandı. Diğer yandan küçük ulusların kendilerinin kaderlerini bağımsız devletler çerçevesinde tayin etmesi ise ABD'nin dünyada insan haklarının savunucusu imajının oluşmasına yol açtı. Bütün bunlar, imparatorluk sonrası dönem için ileriye atılmış adımlar olarak kabul edildi.

Fakat yirminci yüzyılın başlarında küçük ulusların kendi ulvî arzusuna kavuşmasına neden olan "kendi kaderini tayin" hakkı sonraki aşamalarda sonsuz ondalık gibi uzanarak ve somut kriterler belirlenemediği için insanlığı bölücülük denilen tehlikeli bir tehditle yüz yüze koydu. Hiç şüphesiz, modern dünyada etnik bölücülüğün yayılmasının temel nedeni uluslararası ilişkiler sisteminde hüküm süren "çifte standartlar" politikasıdır. Milletleri bağımsızlığa kavuşturan "kendi kaderini tayin" belli çevrelerin elinde siyasi alete dönüştü. Bu hak aynı bölgede çeşitli etniklere ilişkin farklı tür yorumlanmaya başladı. Bazılarına adil hukuk olarak tanınan, diğerlerine karşı dözümsüzlük olarak görüldü. En önemlisi ise "kendi kaderini tayin" hakkının somut çerçeveleri belirlenemedi, bu ilkenin sınırları devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi ile açıklığa kavuşturulmadı ve siyasi baskı mekanizmasına dönüştü.

Tesadüfi deyil ki, toplam 200 yıl önce Güney Kafkasya`ya elaltısı olduğu imparatorlukların çıkarlarına hizmet etmek için göç ettirilmiş Ermeniler artık bu bölgede kaçıncı defadır ki, kendi müqedderatlarını belirlemeye gayret ederler. İlk kez 1918 yılında tarihi Azerbaycan topraklarında devlet kuran Ermeniler 20`inci yüzyıl boyunca defalarca kendi kaderlerini tayın etme isteğinde olmuşlardır. Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ, Gürcistan Samshe-Cavahetiya, Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgelerinde Ermeni bölücülüğünün temel referans noktası kendi kaderini tayın etmedir. Soru şudur: bir halk aynı bölgede kendi kaderini kaç defa tayın edebilir? Tarihsel olarak bu toprağa bağlılığı olmayan, çeşitli dönemlerde bu bölgeye göç ettirilen, ekonomik konum açısından daima elverişli imkanlar sağlanan Ermeniler in göç ettikleri diğer ülkelerde – Rusya, ABD, Fransa'da da bir gün kendi kaderlerini tayın etme isteklerine aynı mantıkla yaklaşılmalıdır.

Günümüzde imparatorluklar döneminden farklı olarak ulusların kendi kaderini tayin etme hakkının devletlerin toprak bütünlüğü ilkesinin ihlali yoluyla uygulanması çifte standartların tezahürüdür. Günümüzde "halkların kendi kaderini tayin etme hakkı"nı temel referans kaynağı olarak kabul ederek baş kaldıran bölücü hareketler halkların bir arada yaşamana, çokkültürlü değerlere, barış ve istikrara ciddi bir tehdittir. Olaylar gösteriyor ki, etnik bölücülük cezasız kalınca ve desteklenince aşırı nitelik taşımaya başlıyor.

Tüm bunlar ise tek bir ülke, bir bölge için değil, tüm insanlık için küresel tehdit ve önemli zorluktur. Etnik bölücülüğü önlemenin tek yolu ise tek bir yaklaşımdır. Etnik çatışmaları uluslararası hukuk normları çerçevesinde çözmeye yönelik çabalar yetersizdir. Çünkü farklı siyasi çıkarlar açısından ayrı ayrı bölgelerde baş kaldıran bölücülük eğilimlerine dikkatsizce yaklaşım veya uygulanan çifte standartlar bölücülüğün bumerang nitelik taşımasına ve küresel ölçekte barışı tehdit eden evrensel soruna dönüşmesine neden olmuştur. Bu anlamda Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev Brüksel'de Avrupa Birliği'nin Doğu Ortaklığı Zirvesi'nde bölücülüğe karşı ortak bir yaklaşım gerektiğini dünya kamuoyuna dikkatine sunarak esas kriterleri de belirlemiştir: "21`inci yüzyılda bölücülük, saldırgan bölücülük kabul edilemez. Her tür bölücülük kınanmalı ve bölücülüğün tüm şekillerine yönelik tek bir yaklaşım uygulanmalıdır. Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü diğer her hangi bir ülkenin toprak bütünlüğü ile aynı değere sahiptir ve sağlanmalıdır".

Böylece, üçüncü binyılın ikinci on yılı etnik bölücülük açısından yeni bir boyut ortaya koydu. İspanya'da Katalonya krizi, Irak'ta Kürdistan`la ilgili yapılan referandum gösterdi ki, bölücülük küresel tehdittir ve mevcut dünya düzeni yeni zorluklar karşısında kalacaktır. Ancak o zaman dünyada bölücülüğe karşı konuşmaya başladılar. Oysa bölücülüğün temelinde neo-emperyalizm bağlamında dünyayı yönetmek iddiasında olan aktörlerin ulusal ve ulus ötesi hedeflerinin olması bir yenilik değildir.

Bölücülük ideologları, halkın kendi kaderini tayin hakkı savundukları hareketi haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Bütün dünya şimdi Katalonya referandumunu, Irak'ta bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulmasını tartışıyor. Bu eğilimler bölücülük mü, yoksa "kendi kaderini tayin etme"mi?. Irak devletinin toprak bütünlüğünü tehdit eden olaya bakınca tüm dünyaya bölücülüğe karşı mücadele örneği gösteren bu ülkede yaşayan Türkmenleri hatırlamak gerekir. Azerbaycan Türkleri ile aynı milletin oğulları olan Türkmenler Irak ve Suriye'de yaşayan yerli halklardır. Türkmenlerin son yüz yıl içinde yaşadığı ülkede en çok zarar gören insanlar olması da acı veren bir gerçektir. Bununla birlikte, olaylar, dış güçler ve büyük devletler tarafından Büyük Ortadoğu'nun yeni bir haritasının oluşturulmasıyla ilgili bölgede yürütülen kanlı ve trajik olaylarda, Türkmenlerin saldırgan bölücülüğe giriftar olmadığını gösteriyor.

Bu bağlamda 20 Kasım tarihinde Nizami Gencevi Uluslararası Merkezi'nin organizasyonu ile Brüksel'de yapılan ve katılımcısı olduğum "bölücülük uluslararası barışa ve güvenliğe tehdittir" konusunda Uluslararası Forumda Irak Parlamentosu üyesi, Türkmeneli Cephesi Başkanı Erşat Salihi`nin konuşması "bölücülükle mücadele örneği" açısından oldukça değerlidir. Salehi'nin konuşmasında, Türkmenlerin yaşadıkları topraklara sevgisi ve bölücülüğün şimdiki aşamada ortak vatana zarar vermesine hassas yaklasan gerçek bir vatandaş görüşü duruyor: "Modern dünyada, ayrılıkçı milliyetçiliğin genellikle kötü sınırlar ve uyuşmayan kültürlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Irak örneği toplumun tamamında bir anlaşma olmadığında ayrılıkçılığın sadece istikrarsızlık, yoksulluk ve daha fazla çatışma getirebileceğini öğretmektedir. Bu toprakların gerçek sahipleri olan Türkmenler bugünkü koşullar altında bölücülükten değil, barış ve istikrardan, huzurlu bir arada yaşamadan yanadır". Irak'ta ve genelde dünyada çeşitli ulusların bölücülüğe kaydığı günümüzde bu yaklaşım barışa ve istikrara hizmet eden belki de tek örnektir.

Arastü Habibbeyli

Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İdaresi

Dış Politika Meseleleri Dairesi Başkan Yardımcısı

Twitterde izlemek için@AHabibbayli

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Türkiye-Azerbaycan: Savunma iş birliğinden askeri ittifaka
03 Kasım 2017 Anadolu Ajansı

Türkiye-Azerbaycan: Savunma iş birliğinden askeri ittifaka

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağları Güney Kafkasya stratejik dengesini değiştirecek bir askeri ittifak haline gelmiş durumda.

Daha...
Conflit au Karabagh, où l'urgence de rendre à Bakou ce qui appartient à Bakou
13 Ekim 2017 Mediapart

Conflit au Karabagh, où l'urgence de rendre à Bakou ce qui appartient à Bakou

Je reviens du Karabagh. S'il y avait bien un lieu au monde où je n'aurais jamais pensé aller, c'est bien dans ce Caucase incertain et méconnu.

Daha...

Dünya Kentleri