THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Katar Krizi: Ortadoğu'yu Bölme Planının Bir Parçası

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası teşkilatlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
3486
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 6 Temmuz 2017 – Newtimes.az

"Arap baharı" denilen belirsizlik ve risklerle dolu bir sürecin Müslüman ülkelerine getirdiği trajediler devam ediyor. Irak, Suriye, Libya ve Mısır'dan sonra Katar`ı ortaya atmışlardır. Fakat bu sonuncu ile ilgili farklı senaryoların kurulduğu hissediliyor. Öyle ki, Katar`a karşı birkaç Arap ülkesini koyuyorlar. Hem de bunu başka Müslüman devletleri olan İran ve Türkiye'ye karşı yöneltmek şartıyla ediyorlar. Doha`dan talep ediyorlar ki, İran'la ilişkileri genellikle kessin ve Türkiye ile güvenlik alanında işbirliği yapmasın. Yeteri kadar önyargılı, anti-Müslüman mahiyette ve bozguncu taleplerdir. Çünkü Müslüman devletinden talep ediyorlar ki, başka Müslüman ülkelerine düşman kesilsin ve nicatı Hıristiyan ülkelerinde bulsun. Ne yazık ki, buna destek veren dört Müslüman-Arap ülkesi de vardır. Bu gibi süreçlerin ötesinde jeopolitik gelişmelerin hangi yönde değişebileceği çok düşündürücüdür.

"Katar Baharı": Yeni Bölünme Senaryosu

Ortadoğu'da yeni bir kriz – Katar krizi meydana getirildi. Genel olarak, "Arap baharı" adı altında başlayan esrarengiz süreç Irak, Mısır, Libya, Suriye, Yemen`le ilgili yoğun olaylarla eşlik edildi. Şimdi onlara siyasi-diplomatik dilde "Katar krizi" denilen yenisi eklenmiştir. Sonuncunun öncekilerin hepsinden farklı bir özelliği var. Katar krizi Arap dünyasının birkaç ülkesinin birlikte Katar`a karşı tutum sergilemesi ile karakterize ediliyor. Daha önce böyle bir durum yoktu. Ya Batı'nın büyük devletleri herhangi Arap ülkesiyle çatışmaya giriyordu (örneğin, ABD-Irak çatışması veya Batı-Libya çatışması), ya da somut ülke genelinde iktidara yerel gruplar tarafından siyasi-askeri muhalif güç yetişdiriliyordu (örneğin, Suriye'de birkaç radikal gruplar Beşar Esad rejimine karşı savaş açtı) ve sonra onlara dışarıdan destek veriliyordu.

Bunların fonunda Müslüman İran'a karşı farklı tutum seçildi. Tahran'a doğrudan askeri müdahale edilmiyor, ama onu nükleer silah hazırlamak bahanesiyle çeşitli yönlerden baskıya maruz koyuyorlar. Bu zaman başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler tek cephede siyasi, diplomatik ve askeri pozisyondan çıkış yapmaya çalışıyorlar.

Tüm bunlardan Katar meselesi farklıdır. Hiss olunuyor ki, somut çevreler Müslüman dünyasına karşı yeni düzeyde yıkıcı faaliyete geçmişler. Çünkü artık görünür mücadele meydanında sadece Müslüman ülkeleri var. Meydanda şu anda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır saldıran, suçlayan taraf olarak, Katar ise itham hedefi olarak mevcuttur.

Bunların yanı sıra Türkiye tamamen Katar'ın savunucusudur, İran kısmen bu konumda, Kuveyt aracı durumunda, Umman belli ölçüde tarafsızdır. İlginç ve düşündürücü odur ki, bu ihtilafın asıl siparişçileri olan ABD ve Avrupa'nın büyük devletleri nasihatverici, arabulucu kısmında görünmeye çalışıyorlar. Yani Müslüman devletleri kutsal Ramazan ayında birbiriyle çatışıyor, fakat Hıristiyan devletler onları barıştırmaya gayret ediyor. Durum doğrudan feci, düşündürücü ve üzücüdür. Hem de ona göre ki, her zaman olduğu gibi, İsrail'in bu süreçlerle güya hiçbir ilgisi yoktur!

"Arap baharı"ndan start alan bu acayip, karmaşık ve Müslüman dünyası için son derece riskli sürecin mevcut aktif safhası olan Katar krizi hangi jeopolitik eğilimlerin temelini atabilir? Şimdilik uzmanlar bu soruyu açık biçimde sormuyorlar. Fakat olayların gidişatı artık meydana bazı soruları çıkarmaktadır.

Her şeyden önce hissediliyor ki, mesele sadece Katar`la ilişkili değildir. Okyanus aşırı olan siparişte Ortadoğu'da Türkiye ve İran'ın nüfuzunu hiç amacına ulaşmak talimatı vardır. Bunun için bir kurşunla iki hedefi vurmak planı kendini gösteriyor.

Birincisi, genel olarak, son yıllarda birleşmek için belirli adımlar atmış Müslüman ülkelerinin birliğini bozmak gerekir. İslam ordusu oluştu, Müslüman ülkelerin polis ve istihbarat örgütleri koordineli hareket etmeye karar vermişlerdi. Artık Ortadoğu'daki trajedilerin arkasında Batı'nın büyük devletleri olması konusunda ortak bir fikir oluştu. Bu da bölgede Müslümanların düşmanının kim olduğu hakkında somut kanı yaratıyordu. Bundan sonra bu düşmana karşı ortak eylem aşaması gelmeli idi. Katar krizi işte bu yolda ciddi engel olarak ortaya atıldı.

İkincisi, Katar krizi ile somut çevreler Müslümanlara iki hedefi düşman gibi gösterir – Türkiye ve İran. Burada esas amaç İrandır. Türkiye ise bölgede kendi sözünü gittikçe daha kararlı diyen ve aslında uluslararası terörün Doğu'ya doğru sistemli ilerlemesinin önünü kesen ve bu anlamda belli çevrelerin küresel planlarını alt üst eden güçlü bir ülkedir.

Tehlikeli Savaş: Riskler ve Tehlikelerden Kurtuluş

Ankara kendi içinde terör gruplarını darmadağın edip, sınırları dışında onları vuran ve bununla kalmayarak dünyanın neresinde olursa olsun teröre yardım eden devletleri sıkıştıran dünya gücüne dönüşmektedir. Amerika, Rusya ve Avrupa ülkelerinde yaşanan terör olayları gösterdi ki, her büyük devlet terörün hedefi haline gelebilir. Bunlara İran da eklendi.

Demek ki, Türkiye aslında çok tehlikeli bir oyundan galip çıkmaktadır. Bundan sonra terörün hangi büyük devleti vuracağı ise belli değil. O halde sorunu yeniden Türkiye'ye karşı yöneltmekte herhangi çevreler ilginç olabilir. Öte yandan, Türkiye sadece kendi iç güvenliğini sağlamakla yetinmiyor, hem de Suriye, Irak, Katar ve diğer bölge devletlerinin güvenliği için çalışıyor. Aynı şekilde Katar'da askeri üs yaratıyor. Aynı teklifi Suudi Arabistan'a verdi. Türk askeri birlikleri Suriye'de ve Irak'ta mevcutturlar. Türkiye Kafkaslar'da Gürcistan ve Azerbaycan'la aktif askeri işbirliği yapmaktadır. Öyle görünüyor ki, büyük bir bölgede Batı'ya kafa tutabilecek güçlü Müslüman devleti var – Türkiye! Görünür, bu sürecin önünü kesmek için ortaya yeni Katar krizini atmışlardır.

İran faktörü de Türkiye kadar ciddidir. Tahran çoktandır ki, Batı devletlerini rahatsız ediyor. Ancak İran askeri gücünü artırmakta ve kenardan Müslümanlar için kurulan bir çok oyunları bozmakta devam ediyor. Amerika'nın yeni yönetimi bu duruma karşı çok agresif tavır tutmaktadır. Önceki aşamalardan farklı olarak, Donald Trump daha sinsi ve tehlikeli bir çizgi seçti – o, bir grup Müslüman devletini İran'a karşı kaldırmaya çalışıyor.

Bunun için Suudi Arabistan'a yüklü miktarda silah satıyor, Katar`a da aynı teklifi vererek onu Tahran'a karşı koyuyor, Birleşik Arap Emirlikleri gibi söz dinleyen Müslüman ülkesini bu sürece koşuyor ve onların gölgesinde diğer ülkeleri İran'a karşı yöneltmeye gayret ediyor. Eğer bu plan tutarsa, Müslüman devletleri arasında uzun süreli ihtilaf ortaya çıkabilir ki, sonucda hepsi çok zayıflar.

Dış güçler ise hem silah satıp para kazanmış olur, hem de İslam uygarlığına ciddi darbeler indirir. Bundan sonraki hedefler de bilinmektedir – Rusya ve sonunda Çin! Tabii ki, arada Müslüman devletçiliyi çok büyük darbeler alabilir ve meydana yeni oyuncak devletler çıkar. Onların temel görevi bölgede ara karıştırmak, Müslümanları daima korku altında tutmak, entrikalar meydanına dönüştürmek gibi negatif rolü yerine getirmek olur.

Bunlar Katar krizini "Arap baharı" ile bağlayan karmaşık ve muğlak jeopolitik-askeri ve siyasi-ideolojik sürecin somut bir aşaması olarak değerlendirmeye imkan veriyor. Bu, birilerinin Ortadoğu'nun iyi geleceği için bölgeyi teröristlerden temizlemek niyetiyle bağlı değildir. Aksine, yapay olarak terör grupları yaratıp, onlarla mücadeleyi taklit ederek sonra "teröristlerden temizlenmiş" yerlere dışa hizmet eden güçleri yerleştirmek stratejisinden başka bir şey değildir. Ne yazık ki, kendisini büyük Müslüman devleti sayan bir takım oyuncak rejimler de buna hizmet etmektedirler.

Vurgulanan hususlar yeterince tehlikeli eğilimin oluştuğundan haber verir. Katar meselesi şimdilik tektir. Fakat onun yanına bir başka krizi de koyabilirler. Bu hangi devletle ilgili olacak?Bunu söylemek zor olsa da, kurban verilmesi gereken Müslüman ülkesini hep bulabiliyorlar. Sürecin böyle bir yönde gelişmesi ve genişlemesi gözlenilendir. Ancak öte güçlerin oyununu bozacak Müslüman ülkesi veya ülkeleri de meydana çıkabilir. Bu seçeneklerden hangisinin gerçekleşeceğini yakın yıllardaki gelişmeler gösterecek. Şimdilik biz Ortadoğu için bölünme riskinin yüksek olduğunu demekle yetinmiş oluyoruz.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Türkiye-Azerbaycan: Savunma iş birliğinden askeri ittifaka
03 Kasım 2017 Anadolu Ajansı

Türkiye-Azerbaycan: Savunma iş birliğinden askeri ittifaka

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağları Güney Kafkasya stratejik dengesini değiştirecek bir askeri ittifak haline gelmiş durumda.

Daha...
Conflit au Karabagh, où l'urgence de rendre à Bakou ce qui appartient à Bakou
13 Ekim 2017 Mediapart

Conflit au Karabagh, où l'urgence de rendre à Bakou ce qui appartient à Bakou

Je reviens du Karabagh. S'il y avait bien un lieu au monde où je n'aurais jamais pensé aller, c'est bien dans ce Caucase incertain et méconnu.

Daha...

Dünya Kentleri