THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Cumhurbaşkanı'nın UNESCO zaferi: İlham Aliyev, Dikkati Stratejik Konulara Çekiyor

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Uluslararası teşkilatlar »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
10642
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakı, 30 Kasım 2015 – Newtimes.az

Bilindiği gibi, 17 Kasım`da Paris'te UNESCO Genel Konferansı`nın 38. oturumunun Liderler Forumu düzenlendi. Bu etkinliğe Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve ülkenin First Lady'si Mehriban Aliyeva da davet edildi. Orada devlet başkanı çok içerikli ve stratejik nitelikteki konuları içeren konuşma yaptı. Ülke lideri Azerbaycan'ın iç politikası ile birlikte, dış politikasının da çeşitli somut yönlerini dolgun belirtti. O, modern dünya siyasetinin önemli faktörlerine ilişkin profesyonel görüş bildirdi, özel önem taşıyan hususları vurguladı. Onların geniş tahliline ihtiyaç duyulsa da, biz burada sadece bir takım hususlara bakınmaya çalışacağız.

Küresel Güvenlik Stratejisi: Silah mı Kültür mü?

Şu anda dünyanın büyük devletleri daha güçlü silahlar keşfetme yarışmasına girişmişler. Onlar bu konuyu çok zaman kendilerinin ve genel olarak dünyanın güvenliğini sağlamakla ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Ama gerçekte bambaşka manzara ortaya çıktı. Yani şimdi dünyanın öyle bir bölgesi yoktur ki, terör tehlikesinden sığortalanmış olsun. Öyle bir devlet bulunmaz ki, güvenliğini gerçek manada tam temin edebilsin. Aksine, son dönemlerde dünyanın hatta süperdevletlerinin liderleri bile, mümkün tehditlerden bahsediyor. Şimdi Batının en gelişmiş ülkesinin başkentinde patlamalar gerçekleşiyor. Belçika'da ise üst düzey tehlikeli durum ilan edildi. Bunlara rağmen, yine de dünyanın çeşitli ülkelerinde terör eylemleri oluyor.

Sebep nedir? Belki, güvenlik stratejisi doğru seçilmemiş? Gerçekten de, insanlığın güvenliğini hiçbir silahla sağlamak mümkün değildir.

Bunun en dolgun onayını tarih gösteriyor. Savaşlar silahla gerçekleştiriliyor. Savaş olan yerde ise emniyetten konuşmanın anlamı yok. Bunların fonunda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in UNESCO etkinliğinde söylediği bir fikir çok güncel görünüyor.

Cunhurbaşkanı belirtiyor: "Tamamen eminim ki, UNESCO`nun eğitim, kültür ve elbette, bilim gibi faaliyet alanları insanlığın gelişimi için temel yönlerdir. Bu alanların gelişimi dünyamızı daha da güvenli kılacak" (bkz.: Parisdə UNESCO Baş Konfransının 38-ci sessiyasının Liderlər Forumu keçirilib. Azərbaycan Prezidenti İlham Əliyev və UNESCO-nun xoşməramlı səfiri Mehriban Əliyeva Forumda iştirak ediblər / AzerTAC, 18 Kasım 2015). Modern dünyayı silkeleyen kataklizmler bağlamında bu fikirlerde belirtilen stratejik düşünce son derece etkili bir izlenim oluşturuyor. Çünkü silahların yarattığı savaş yerine, bilimin, eğitimin ve kültürün oluşturduğu karşılıklı anlayış, diyalog, işbirliği, eşit ortaklık ve adil siyaset öne çıkacak. Halklar ve ülkeler çelişkide olma yerine, birbirine saygı, anlayış ve yardım etmeyi düşünecekler. Sadece böyle bir ortamda dünyanın güvenliği için gerçek bir ortam oluşabilir. Bu stratejinin UNESCO gibi kurumun tribününden Azerbaycan Cumhurbaşkanının seslendirmesinin ise özel bir önemi vardır.

Mesele şu ki, Azerbaycan geleneksel olarak barışa, hoşgörüye, kültürlerin ilişkisine ve eşit işbirliğine öncelik veren ülke olmuştur. Tarihe baktığımızda, bunun çok güzel örneklerini görebiliriz. Ulu Önder Haydar Aliyev yeni yüzyıl ve üçüncü binyıl münasebetiyle Azerbaycan halkına konuşmasında bu konuyu çok dolgun analiz etmiş. İlham Aliyev de UNESCO'nun son toplantısında söyledi: "Azerbaycan eski kültür, tarih, gelenekler diyarıdır" (bkz.: önceki kaynağa). Bağımsız Azerbaycan'ın 1993 yılından bu yana yürüttüğü iç ve dış politikada bu hususlar esas yer tutmaktadır.

Siyasetin İki Önemli Belirtisi: Barış ve Çokkültürlülük

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu hattı modern dünyanın gereksinimleri seviyesinde tekmilleştirmiş ve geliştiriyor. Onun iki belirtisini vurgulamak isteriz. Birincisi, Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının çözümünde ülke yönetimi son derece insani ve uluslararası hukuk çerçevesinde bulunan konumda. İşgalcinin topraklarımızı terk etmesi halinde onunla da işbirliğine hazır olduğunu bildirdi. Yani sorunun sonuçta savaş yoluyla değil, görüşmeler ve barış yoluyla çözümünden yana. Burada bir hususu vurgulamaya gerek görüyoruz.

Devlet başkanı UNESCO forumundaki konuşmasında özel vurguladı ki, Azerbaycan Ermenistan'ın yayılmacı politikasından çok çile çekti. 1 milyona yakın mülteci ve zorunlu göçmen yerleştirmk zorunda kalmış. Artı bununla bağımsızlığın ilk yıllarında, çok fakir ve zayıf olduğu bir dönemde karşılaştı. Üstelik, Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile bölgede karışık jeopolitik manzara oluşmuştu. Cumhurbaşkanı bu bağlamda vurguladı: "Biz insani felaketle karşı-karşıyaydık. Biz o zaman ekonomik açıdan pek gelişme kaydetmemişdik, çok fakir ülke idik ... 1992, 1993 yıllarını hatırlıyoruz. Bu yıllarda biz Azerbaycan'da bir milyona yakın insanı yerleştirmeli idik ..." (bkz.: önceki kaynağa).

Böyle bir durumda Azerbaycan hangi adımları attı? O, evsiz insanlara kucak açtı. Imkanlarının sınırlı olmasına rağmen, onları kaderin hükmüne bırakmadı, kapı ağzında gözletmedi. Ülkede yaşayan Ermenileri de kovmadı, onları gücü yettiği kadar korudu. Ruslar, Yahudiler ve diğer uluslar burada kalabildiler, sonra ise onların gelişmesi için her türlü ortam oluşturuldu.

Bütün bunları Bakü Ermenistan'dan 250 bin Azeri'nin sınır dışı edildiği, 750 bin soydaşımızın ise kendi ülkesinde göçmen düştüğü bir ortamda ediyordu. Bu, büyük hoşgörünün, barışseverliğin ve yüksek devlet kültürünün sonucudur.

Çok sevindirici ki, bu husus devlet başkanının UNESCO etkinliğindeki konuşmasının ana çizgisini teşkil ediyordu. Aydın görünüyordu ki, büyük ve değerli devlet geleneği olan bir ülkenin başkanı konuşuyor. Onun başkanlık ettiği ülkenin insanlarının çektiği acıları kalbinde yaşıyor, onlara çok üzülüyor, ancak eski geleneği olan devlet felsefesinden asla geri çekilmiyor. Bu konuşmanın çeşitli yerlerinde belirtilen fikirler bu tezi tam onaylar.

İlham Aliyev, Azerbaycan'ın dini hoşgörünün, kültürlerin kavşağı olmasından, asırlarca burada halkların barışçıl birlikte yaşamasından söz ediyor, somut örnekler veriyor. Aynı zamanda, teröre maruz kalan bir devlet olarak uluslararası terörizme karşı mücadelede ön sırada durmaya hazır olduğunu beyan etmektedir. Ermeni terörü ne kadar acı verse de, buna karşı Batı ne kadar çifte standartlar politikası yürütse de, Azerbaycan lideri dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşanan katliama sert tutumunu açıkça ifade edecektir.

Tesadüfi değil ki, UNESCO`daki konuşmasında Cumhurbaşkanı Paris'te yaşanan korkunç terör olayı ile ilgili Fransa yönetimine başsağlığı yolladı, Fransız halkının yanında olduğunu vurguladı. Fransa'nın himaye ettiği Ermeni liderler ise nedense eskisi gibi aktif değiller. Görünür, terörü desteklemek onların canında ve ruhundadır. Meselenin başka yönü de işte bu hususla ilişkilidir. Öyle ki, bütün bunlara rağmen, Batı'nın büyük devletleri çifte standartlar politikası yürütüyor. Onlar Ermeni saldırısına karşı somut adımlar atmıyor.

Birleşmiş Milletler Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi ile ilgili 4 karar kabul etti. Ancak bunların hiç biri uygulanmadı. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu gerçeği bir kez daha UNESCO`nun yüksek tribününden söylemekte tam haklıdır. Çünkü bir yandan, Azerbaycan tüm ağrı-acılara rağmen, terörün her biçimine karşı mücadelede aktif yer alıyor, farklı din ve kültürlere yüksek toleranslı bir tutum sergiliyor, diğer yandan ise Batı'nın çifte standartlar ilkesi ile karşılaşıyor. Devlet başkanının aşağıdaki sözleri bu açıdan çok ibretamizdir: "BM Güvenlik Konseyi Ermenistan birliklerinin Azerbaycan topraklarından kayıtsız şartsız ve derhal çıkarılmasını gerektiren dört karar kabul etmiştir. Maalesef, o dönemden yirmi yıldan fazla zaman ötmüşdür ve bu kararlar uygulanmamışdır. Burada biz uluslararası arenada küresel güvenlik ve küresel yapılandırma ile ilgili çok önemli bir mesele ile karşılaşırız. Söz konusu olan önde gelen uluslararası kuruluşların kararları ve kararlarını görmezden gelmek ve bu yüzden hiç bir cezanın uygulamamasıdır. Ermenistan BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal etmeye devam ediyor ve bu davranışıne hiçbir tepki yoktur" (bkz.: önceki kaynağa).

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan süreçler Azerbaycan Cumhurbaşkanının küresel güvenlik ve küresel yapılandırma ile ilgili söylediklerinin ne kadar güncel olduğunu gösteriyor. Örneğin, Ortadoğu'da büyük devletler savaşın eşiğindeler. Durumun bu noktaya ulaşmasının temelinde duran faktörlerden biri, belki de birincisi, çifte standartlar politikasıdır. Eğer zamanında Ermenistan'ın saldırısına uluslararası camia nesnel ve adil tepki verseydi, şimdi insanlık zorluklarla karşılaşmazdı. Saldırgan cezasız kalırsa, başkaları da saldırı politikasına baş vuracaktır. Tarih bunu defalarca kanıtlamıştır.

İkinci ilginç husus Devlet başkanının Azerbaycan'ın medeniyetler ve kültürler arası ilişkilere verdiği katkılara dikkat çekmesinden ibaret. Bu, yeterince önemli bir konudur. Çünkü 21`inci yüzyılı Batı bilginleri kültür yüzyılı ilan etti. Aynı kaliteye en uygun ülkelerden birinin Azerbaycan olması, tabii ki, inkar edilemez. Aynı zamanda, yurt dışındaki insanların bunu Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in dilinden duyması, ülke yöneticisinin konuyu kavramsal şekilde sunması önemli hususlardandır.

Bunun nedeni şudur ki, bugün hemen hemen herkes genel düzeyde uygarlıkların ve farklı kültürlerin diyaloğundan konuşuyor. Fakat somut adımlara gelince, başka manzara ortaya çıkıyor. Anlaşılmaktadır ki, devletlerin hiç de hepsi (onların sırasında süpergüçler de vardır) bu yönde pratik adımlar atmıyor, aksine, çeşitli bölgelerde ihtilaflar oluşturuyor, siyasi güçleri karşı karşıya koyuyor, ölüm silahlarıyla tehdit ediyor. Böyle bir ortamda uygarlıkların ve kültürlerin gerçek diyaloğundan söz etmek mümkün değildir.

Kültürlerarası Diyalog: "Bakü Süreci"nden Başlayan Yol...

Azerbaycan'ın bu yönde faaliyeti yeterince etkilidir. İlham Aliyev UNESCO etkinliğinde bu bağlılıkta kaydetti ki, Azerbaycan medeniyetler ve kültürler arası diyalogda çok etkin rol oynuyor. Cumhurbaşkanı vurguladı: "Biz kültürlerarası diyalog konulu üç forumda UNESCO'nun resmi terefdaşımız olmasından ve Azerbaycan'ın Doğu ile Batı'nın kesişmesinde bulunan, nüfusunun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturan, fakat aynı zamanda, laik toplumu ve hükümeti olan, Avrupa Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi bir ülke olarak nadir rol oynamasından gurur duyuyoruz. Biz bu çok uygun bir fırsatı değerlendirerek insanları, medeniyetleri birbirine daha da yakınlaştırmaya çalışıyoruz" (bkz.: önceki kaynağa).

Azerbaycan Cumhurbaşkanının bu sözlerinin arkasında somut faaliyet dayanır. Henüz 2008 yılında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev "Bakü süreci" adlı forumun düzenlenmesi teşebbüsünü ileri sürdü. Artı bu, İslam İşbirliği Teşkilatı'na üye ülkelerin kültür bakanları ile Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerin kültür bakanları arasında yapılan görüşmede dile getirilmişti. Yani, bununla, aslında, Azerbaycan yönetimi uygarlıkların ortak dil bulması, kültürler arası ilişkilerin sistemli şekilde geliştirilmesi ve hoşgörünün sağlanmasına katkıda bulundu.

Bu yönde etkinlikler düzenlendi. Bakü'de dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen ünlü siyaset adamları, kültür ve bilim adamları, Nobel ödülü sahipleri, siyaset bilimciler ve diğer kategorideki uzmanlar toplandı. Şimdi herkese bell olan ünlü "Bakı süreci" somut sonuçlar vermektedir.

Bu bağlamda ülke liderinin UNESCO tribününden belirttiği aşağıdaki fikirleri mutlaka vurgulamak gerekir: "Bugün kültürlerarası diyaloğa hiçbir zaman olmadığı kadar büyük bir ihtiyaç var. "Bakü süreci" teşebbüsünü başlatırken dünyadaki durum tamamen farklıydı. Bugün güvensizliğin seviyesinin arttığını görüyoruz. Gereken önlemler alınmazsa, dini zeminde çatışmaların hepimiz için daha da büyük sorunlara yol açacağını görüyoruz. Fakat biz barış içinde yaşayabiliriz ve düşünüyorum ki, Azerbaycan gibi ülkelerin örnekleri bunu açık şekilde göstermektedir" (bkz.: önceki kaynağa).

Gerçekten de, geçen süre içinde bazı güçler dünyanın çeşitli bölgelerinde ihtilafları körüklemiş. Bunun temel nedeni olarak da, ne yazık ki, dini farklılık gösteriliyor. Aynı şekilde terör neredeyse İslam dini ile bağdaştırılıyor. Avrupa'da ise İslam düşmanlığı gittikçe güçleniyor. Hatta kendini "demokrasinin beşiği" sayan Batılı devletlerde insanların giyim tarzlarına hoşgörüsüz yaklaşan güçler ortaya çıkıyor. Onların toplumdaki nüfuzu artıyor. Bu, hoşgörüye karşı bir kasıttır. İnsan haklarının kaba şekilde bozulmasıdır.

Şimdi dünyanın çeşitli Hristiyan devletlerinden İslam'a karşı çabaları birleştirmek gibi davetler duyuluyor. Onlar bir yandan, İslam adı altında çeşitli radikal gruplar oluşturuyor, onları çeşitli oyunlara çekiyor, diğer taraftan ise Müslüman ülkelerine karşı bu grupları kullanmaya çalışırlar. Bunu doğrulayan bilgiler yeteri kadardır ve bazı Müslüman devletlerinin başkanları bu hususu açıkça vurguladı. Aynı şekilde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İslam düşmanlığının insanlığa vurduğu zarar konusunda defalarca uyardı. Bu fikrin uluslararası kuruluşların yüksek tribününden tekrar tekrar vurgulanmasına ciddi ihtiyaç kalmaktadır.

Bu tür durumlara karşı görüş birliği olmasa, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in kaydettiği güvensizlik sendromu derinleşebilir. Bu gerçeğin herkes tarafından anlaşılması için zaman gelmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanının bu daveti kesin olarak kabul edilmeli ve dünya liderleri onun üzerinde düşünmelidirler. Sonra geç olabilir.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, UNESCO`daki konuşmasında oluşmuş durumdan çıkış yolları hakkında da görüş bildirdi. Bu doğrultuda gerçekleştirilmesi gereken etkinliklerin merkezinde çokkültürlü anlayışın hakim olması, çokkültürlülüğün devlet politikasının özüne getirilmesi duruyor. Azerbaycan lideri güvenle vurguluyor ki, "Bizim ülkemizde tüm dinlerin temsilcileri barış ve dostluk ortamında yaşıyorlar. Hükümetimiz, devletimiz sadece camilerin inşasına değil, ayrıca Ortodoks ve Katolik kiliselerinin, Sinagogların yeniden kurulmasına ve inşasına yatırım yapıyor. Kafkasya bölgesinde en eski kiliselerden birinin Azerbaycan'da, eski Şeki şehrinin yakınlarında yerleşmesinden gururluyuz. Aynı zamanda, 743 yılında inşa edilmiş en eski camilerden birinin Azerbaycan'ın eski Şamahı şehrinde yerleşmesinden  de gurur duyuyoruz" (bkz.: önceki kaynağa).

Evet, bu devlet camileri, kiliseleri, sinagogları ve genel olarak, tüm ibadet yerlerini aynı samimiyet ve kararlılıkla koruyor. Çünkü, Azerbaycan'da insanlar çeşitli dini bayramları bir masada geçirirler. Bu nedenledir ki, tüm çabalara rağmen, Azerbaycan'da dini radikalizmi yaymak girişimleri gerçekleşemiyor. Burada yaşayan insanlar hem esas milletten, hem de devletten o kadar şefkat, sabır, hoşgörü görmüş ki, herhangi radikal kışkırtmaya gelmiyor. Meselenin bu yönünü dünyanın tüm ülkeleri dikkate almalıdırlar - onlar için örnek Azerbaycandadır!

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in konuşmasında böyle bir fikri ifade etmesi tamamen haklı ve somut olgulardan kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkan diyor: "... çokkültürlülük bizim için bugün tartışılan, sadece çalışıp işlememesinden, gerçekleştirilip-gerçekleştirilememesinden asılı olmayarak sıradan bir görüş değil. Çokkültürlülük bizim örf-adetimizdir. Bugün çokkültürlülük sadece gelenek değil, bu, devlet politikasıdır ve bizim yaşam tarzımız. Bu, mümkündür, çünkü bizim bu alanda topladığımız çok önemli tecrübemiz var" (bkz.: önceki kaynağa).

Bu görüşlerde belirtilen mantıktan anlaşılıyor ki, Azerbaycan`da çokkültürlülük hem gelenek, hem de devlet politikasıdır. Onun başarılı olmasının diğer sebebi toplumda gelenek biçiminde mövcudluğudur. Yani Azerbaycanlılar tarih boyunca çokkültürlülük bilincine sahibi olmuşlar, farklı kültürlere karşı çok hoşgörülü davranmışlar. Tesadüfi değil ki, bizim sözlükte "konuk-yolcu" kavramının özel saygın yeri vardır!

Şimdi ise bağımsız devletimiz vardır. Onun yürüttüğü siyaset temelde çokkültürlük politikadır. Söylenenlere çok örnekler verilebilir. Onlardan biri olarak Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, tarihte ilk Avrupa Oyunlarının Bakü'de yapılmasını gösteriyor. Güzel örnektir. Başka yönleriyle beraber, hem de çünkü, Avrupa'nın bir takım çevreler bu etkinliği düzenlediğine göre Azerbaycan'a karşı karalama kampanyası yapmaya gayret gösterdi. Bakü ona da göğüs gerdi ve dünyaya gerçek hoşgörüler mekanı olduğunu kanıtladı.

Azerbaycan yerinde durmuyor, elde ettiği başarılarla yetinmiyor. Devlet başkanının UNESCO'da da vurguladığı gibi, ülkemiz önümüzdeki yıl BM Medeniyetler Alyansının küresel forumuna ev sahipliği yapacak. Ulu önderin söylediği gibi, "Azerbaycan dünyaya güneş gibi doğacaktır". Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in UNESCO'nun Liderler Forumundakı konuşmasının her cümlesinden bu husus açıkça hissediliyordu.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...