THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Avrupa'da Türkofobi Eğilimleri Yalancı Demokrasi Perdesi Altında Saklı Tutuluyor

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Jeosiyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
9410
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 28 Nisan 2017 – Newtimes.az

Günümüzde yaşanan olaylar bir kez daha göstermektedir ki, Avrupa ortaçağ tefekküründen ileri gidememiştir. Günümüzde Avrupa'nın modernleşmenin ve küreselleşmenin çekirdeği olarak kabul edilmesine rağmen, olayların analizi gösteriyor ki, bu yaklaşım, sadece Batı değerlerinin tüm dünyaya tek şablonlar çerçevesinde uygulamasına dayanıyor. Şu anda kendisine ait olmayanların ötekiler hesap edilmesi ve bu ötekilerin bağımsız karar ve tercihlerine saygı gösterilmemesi Avrupa'nın ortaçağ tefekküründen doğuyor. Zira, Ortaçağ'da "İhtiyar kıta" sakinleri sadece Hıristiyan değerlere inanıyor ve bu değerlerin ötesinde olan hiçbir şeyi kabul etmiyorlardı. Avrupa "Hıristiyanlık Kalesi" olarak görülüyordu ve bu mekanda en büyük düşman veya rakip gibi Müslüman Türkleri görüyorlardı.

Yüzyıllar geçse de bu düşüncenin değişmediğini söylemek mümkündür. Zira, son yıllarda yerli nüfusu hızla yaşlanan Avrupa ülkeleri göçmen akımını kendi gelecekleri için önemli zorluk kabul ediyorlar. Göçmenlerin çoğunluğunun Müslüman ülkelerden olması Avrupa'yı ortaçağda olduğu gibi yeniden İslam dünyası ile karşı karşıya bırakmıştır. Sadece şu anda insan hakları, demokratik değerler, hoşgörü, dini ve etnik hoşgörü gibi ilkeleri kendine şiar eden Avrupa Hıristiyan olmayanlara karşı bu ilkeleri unutuyor.

Azerbaycan da bağımsızlık yılları boyunca Avrupa'da belli güçler tarafından yönetilen çevrelerin asılsız suçlamaları ile karşılaşmaktadır. En acısı da şudur ki, bazı durumlarda uluslararası ilişkilerde Avrupa kurumları devletlerin egemen haklarına saygı göstermiyorlar. Mevcut dünya düzeninin, BM'nin temel şartı tüm devletlerin egemen haklarına karşılıklı saygı olmalıdır. Fakat ne yazık ki, Batı'nın kendisinin yarattığı bu dünya düzeninde bazen devletlerin bağımsız siyaset yürütmek, kendi halkının taleplerine ve isteğine uygun yaşamak hakkına saygı gösterilmiyor. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi`nin Türkiye'nin yeniden izleme altına alınması ile ilgili aldığı karar da bu niteliktedir. Hem Türkiye, hem Azerbaycan defalarca Avrupa'nın yerel özellikleri dikkate almadan tek şablon standartların uygulanması sonucunda asılsız suçlamalarla karşılaşmışlardır. En rahatsız edici olan şey şudur ki, Avrupa kurumlarının bu talepleri seslenirken bağımsız ülkelerin nüfusunun çoğunluğunun görüşü genellikle dikkate alınmıyor.

Not etmeliyiz, bağımsız devletlerin nüfusunun çoğunluğunun desteklediği egemen haklarına saygısızlık Avrupa kurumlarının kendisinin geleceği için oldukça güncel tehdittir. Bir gerçeği hatırlamak da yerinde olacaktır. Geçenlerde Macaristan hükümeti Budapeşte'de faaliyet gösteren George Soros`a mahsus üniversitenin kapatılması ile ilgili karar aldı. Macaristan Hükümetinin ülkenin milli çıkarlarını göz önünde bulundurarak aldığı bu karar ülkenin egemen hakkıdır ve iç işidir. Bu karardan sonra Avrupa'nın tüm kuruluşlarında kararın siyasileşdirilmesi, demokrasiden geri çekilme, insan hak ve özgürlüklerinin korunması gibi meseleye ait olmayan geniş bir kampanya başlatılmıştır. Buna egemen devletin içişlerine müdahaleden başka bir isim vermek mümkün değildir. Öyle görünüyor ki, Avrupa halklarının etnik köken bakımından farklı olan ve son yıllarda kendi halkının isteklerine uygun bağımsız siyaset yürüten Macaristan da öteki değer mensubu olarak kabul ediliyor ve tüm bu iftira kampanyalarının temelinde işte bu etken duruyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi`nin aldığı "Türkiye'de demokratik kurumların etkinliği" adlı karar de Avrupa'nın Türkofobi düşüncesinden kaynaklanmaktadır. AKPM`nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne saygı hususunda "derin endişeler" "ikna edici şekilde ortadan kaldırılmadıkça" Türkiye'ye ilişkin izleme sürecini tekrar uygulama kararı son yıllarda bölgede ve dünyada güçlü bağımsız siyaset yürüten kardeş Türkiye'ye karşı siyasi etki aleti ve şantaj aracı olarak değerlendirilmelidir .

Türkiye'nin yeniden izleme altına alınmasıyla ilgili kabul edilen kararı daha geniş manzaranın bir parçası olarak gözden geçirmek gerekir. Kuşkusuz, bu karar hem Avrupa'nın "Hıristiyan kulübü" anlamında kendi içinde, hem de komşularıyla ilişkilerinde yaşanan gelişmelerin sonucudur. AKPM`nin bu kararında son zamanlarda Avrupa'da Türkiye'ye karşı oluşmuş tavır açıkça görülüyor ve bu da aslında bu kararın insan hakları, demokrasi gibi kriterlere göre değil, sırf siyasi, hatta derdim ki, jeopolitik mülahazalar ile kabul edildiğini gösteriyor.

Türkiye 1949 yılından Avrupa Konseyi üyesidir ve onun kurucularından biridir. Türkiye'nin Avrupa Konseyi ile derin işbirliği kapsamında birçok siyasi reformlar yapıldı ki, bunun da sonucunda 2004 yılında AKPM Türkiye'nin izleme sürecinden çıkarılması hakkında karar kabul etti. Aynı zamanda, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu AKPM Başkanı olarak görev yaptı. Elbette ki, bütün bunlar Türkiye'nin kurum içindeki nüfuzu, onun etkinliğine verdiği katkının göstergeleridir.

Demokratik standartlara uygunluk açısından Türkiye Avrupa ülkelerinden geri kalmıyor. Elbette, bütün bunlara rağmen, Türkiye'nin halen Avrupa Birliği'ne kabul edilmemesi ayrıca bir konudur. Son referanduma gelince, Temmuz 2016-da yaşanan darbe girişimi ve aynı zamanda terör saldırılarının artması Türkiye Devletinin ve egemenliğinin korunması, halkın güvenliğinin sağlanması açısından bir takım adımların atılmasını zorunlu kılıyordu. Böyle bir ortamda, halkın isteğine uygun olarak, devletin gelecek inkişaf yolunu belirleyen referandumun en üst düzeyde organizasyonu Türkiye yönetiminin demokratik geleneklere bağlılığının kanıtıdır. Türkiye'nin terörist olarak kabul ettiği kişilere "siyasi mülteci" statüsü veren Avrupa ülkelerinin bu konuya yaklaşımı ise ciddi sorular doğuruyor. İlginçtir ki, bir süre önce işgalci Ermenistan`da total yolsuzluk ve ciddi seçim ihlalleri koşullarında yapılan parlamento seçimlerinde açıkça sahtekarlık ve kural ihlalleri olsa da Avrupa kurumları bu şekilde sert kararlar almadılar.

Böylece görüşümüze göre, Avrupa'da Türkofobi eğilimleri yalancı demokrasi perdesi altında gizli tutuluyor. Avrupa insan hakları, demokrasi gibi konularda standartları belirleme, diğerlerini değerlendirme hakkını artık kaybetti. Kendi bünyesinde aşırı milliyetçilik, şovenizm, İslamofobi gibi eğilimlere karşı mücadele etmekte zorlanan, çeşitli çıkarlar çerçevesinde ayrı ayrı ülkelere farklı yaklaşan, çifte standartları kendisine pusula yapan Avrupa bu konularda görüş belirtme yetkisine sahip olmamalıdır. Avrupa dünyayı kendisininki ve ötekilere böldükcə insanlık daima büyük tehditler ve problemlerle karşı karşıya kalacaktır. Şu anda Türkiye'ye karşı Avrupa kurumlarının bu yaklaşımı önyargılıdır ve Azerbaycan kardeş Türkiye'nin bu adalet mücadelesinde daima yanındadır.

Arastü Habibbeyli

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İdaresi Dış İlişkiler Dairesi Başkan yardımcısı

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...