THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Eğer savaş olmasaydı...

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Jeosiyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
10391
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

“Kafkasya! – Bu kelime nasıl da harikulade!” Rus şairi ve yazarı Vasiliy Lvoviç Veliçko, ünlü “Kafkasya” kitabını bu sözlerle başlar. Veliçko, Kafkasya`yı “sosyolog için, devletcilik biliminin temsilcisi için özel değer taşıyan, çeşitli doğal laboratuvarları olan azman bir akademi” gibi sunuyor.

Kafkasya, bütün tarihi boyunca jeopolitik genişleme süreçlerine celbedilmiş, fatihler için yağlı bir lokma olmuştur. Kafkasya ile sınırı bulunan devlet kuruluşlarının kelime anlamıyla hepsi Kafkasya`yı ele geçirmeğe, bu bölgede söz sahibi olmağa çalışıyor, kendi egemenliklerinin sınırlarını genişletmeği, en önemli ulaşım ve ticari-ekonomik yolların kontrolünün sağlanmasını hedefliyordu. Avrupa`yı Doğu ülkeleri ile bağlayan geleneksel ticaret yolları işte buradan geçiyordu. Böylece Kafkasya üzerinde askeri kontrol ve bölgede politik üstünlük çok büyük maddi menfaatler vadediyordu.

Büyük İskender döneminden başlayarak Sovyet dönemine kadar tüm imparatorluklar burada kendi egemenlik alanlarını oluşturmağa çalışıyor, çoğu zaman yerel nüfusun çıkarlarını dikkate almıyorlardı. Mesela, XIX. yüzyılda Rusya imparatorluğu tarafından Güney Kafkasya`nın işgali Ermenilerin buraya kitlevi biçimde göç ettirilmeleri ile sonuçlanıyordu. Sonradan bu halk Güney Kafkasya`nın eski nüfusu için ciddi baş belasına dönüştü.

İşte, bu dönemde tarihi Azerbaycan topraklarında Ermeni devletinin oluşturulmasına başlanıyor. Güney Kafkasya`nın merkezi yönetimin bölümünde net sınırların olmayışı geleneksel özelliktir. Burada mevcut olan sınırlar çoğu zaman net karakter taşımıyordu. Margaret Thatcher, “Devlet sanatı” kitabında yazıyor ki iyi komşuluğun en iyi temeli çoğu zaman güçlü parmaklıklardır. Belki de Güney Kafkasya`nın sorunu işte böyle güçlü parmaklıkların olmayışıdır?!

Ermeni halkı doğası itibariyle göçlere ve kendi vatanının hudutlarından ötede yaşamağa eğilimlidir. Böyle olmasaydı, şu gerçeği nasıl yorumlamak mümkün: sayısı farklı kaynaklarda 6,5 milyondan 10 milyona kadar belirtilen halktan günümüzde Ermenistan Cumhuriyeti`nde yaşayanlarının sayısı 2,5 milyondan azdır. Tabii, Ermenistan-Azerbaycan, Yukarı Karabağ sorunundan bir hayli önce Ermeniler yaşayış yeri gibi Azerbaycan topraklarını, daha net olarak Bakü`yü seçmişlerdi. Burada yaşayan Ermenilerin sayısı 300-400 bindi. Onlardan 250 bin kadarı Bakü`de yaşıyordu.

20 yıldan fazla önce başlamış Yukarı Karabağ sorunu yalnız Azerbaycan`ın Yukarı Karabağ bölgesinde ve çevresindeki illerde yaşayan insanlar için değil, hem de Bakü Ermenileri için ağır sonuçlar doğurmuştur. Onlar kendileri için yuva saydıkları şehri terketmişler. Bu insanların bir kısmı Ermenistan`a, diğerleri Avrupa`ya, ABD`ye taşınmışdır, fakat onların çoğusu daha huzurlu yer bulup oraya yerleşmek umuduyla hala gezip dolaşıyor. Nitekim, azerbaycanlıların tamamen kovulduğu Yerevan`dan farklı olarak o zor yıllarda Ermenilerin hiç de hepsi Bakü`yü terketmediler. Resmi bilgilere göre günümüzde yalnız Azerbaycan`ın başkentinde 30 binden fazla Ermeni yaşıyor.

Malum, her bir halk layık olduğu hükümete sahiptir. Belki “başa bela Ermeni halkı” uzun yıllar boyunca kendi nüfusuna sanki eski dönemde mevcut olmuş “Büyük Ermenistan” teorisini eğiten maceracı liderleri olmağa layıktır. Ermeniler, yüzyıllar boyunca kendilerinin saygın dostlarının himayesi altında yaşamağı gerçek özgürlükten üstün bulmuşlar. Bu dostlar, Ermenistan`ı ekonomik, siyasal ve sosyal uçuruma götürüyorlardı ve şimdi de götürüyorlar. Maalesef, onların politikası sadece Ermenistan`a değil, bütün Güney Kafkasya bölgesine zarar veriyor.

Düşünüyorum ki Güney Kafkasya nüfusunun büyük çoğunluğu bu kanaatteler ki biz hepimiz barış durumunda yaşamak, Güney Kafkasya`daki tüm sorunların, Ermenistan tarafından başlatılmış Ermenistan-Azerbaycan, Yukarı Karabağ sorununun en kısa zamanda, barış yoluyla ve adaletli çözümünü istiyoruz. Talihin kısmetinden Ermenistan, işte kendi liderlerinin düşünülmeyen politikasının rehinesine dönüşmüştür. Eğer geçtiğimiz yüzyılın 80`li yıllarında Ermenistan, Azerbaycan`a karşı savaş başlatmasaydı bu gün bu ülke defalarca daya iyi ekonomik düzeyde olurdu.

Bu gün ve aslında bütün tarih boyunca bu ülkenin liderleri kendi halkına karşı soykırım politikası yürütüyor. Ermeni sosyologlarının son araştırmaları gösteriyor ki sadece Yerevan`da ankete katılan kişilerin yüzde 48`i potansiyel göçmenlerdir. Dahası, Ermenistan başkentinin nüfusunun yüzde 15,5`i ülkeyi terk etmeğe artık kesin karar vermiştir, yüzde 32,3 ise fırsat buldukları anda bavullarını toplayacaklarını belirtmişler.

Kuşkusuz, Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan`da ekonomik gelişmelerin hızlandığı, yaşamın kalite göstericilerinin yükseldiği bir zamanda Ermenistan halkı giderek ve kesinlikle yoksunlaşmaktadır. Kanaatımca Ermenistan`da çoğu kişi komşu devletlerde kazanılan başarıları hayranlıkla izleyerek böyle bir soruya cevap arıyorlar: eğer Yukarı Karabağ`da savaş olmasaydı, kendi ülkelerinin talihi nasıl olurdu?...

Bununla ilgili aklıma gelen ilk şey şu: bu durumda kapalı sınırlar olmazdı. Ermenistan, bütün entegrasyon süreçlerine tamamen katılabilirdi. Ermenistan, uluslararası yatırımcılar için ekonomik açıdan daha dikkatçekici olurdu. Bu da kendiliğinde yeni iş yerlerinin açılması, her şeyi mahveden işsizlik sorunun çözümüyle sonuçlanır ve sonuçta ülke nüfusu bir lokma ekmek kazanmak için kendi evlerini terketmezdi.

Enerji kaynakları açısından yoksun Ermenistan, bölgede gerçekleştirilen büyük enerji projelerinin aktif katılımcısı olabilir, bu da Ermenistan`ın başka devletlerden bağımlılığını azaltabilirdi. Ermenistan`ın ulaşım projelerine katılması ise ülkeye Batı pazarlarına çıkış elde etmek imkanı sunabilirdi.

Apaçıktır ki pratik olarak tüm nüfusun göç etmek düşüncesi ile yaşadığı, en iyi zeka sahiplerinin kendilerini ve yakınlarını yedirmek için arayışlarla uğraşdıkları ülkede hiç bir demokratik değişiklik söz konusu olamaz bile. Kuşkusuz, Yukarı Karabağ sorunu olmasaydı, Ermenistan toplumunda demokratik güçler zafer kazanabilir, demokrasi, insan hakları ve kanunun üstünlüğü ilkesi kitlelerin düşüncelerinde egemen olurdu.

Böylece Batı, Avrupa ve bir takım başka ülkelerin bazen tüm diplomatik ve hukuki çerçeveleri yırtarak Ermenistan`a – işgalçi ülkeye ekonomik, askeri, mali, insancıl ve başka biçimde yardım etmeleri gerekmezdi.
Tarihi geri döndürmek olamaz, bu yüzden şimdi biz “eğer böyle olmasaydı...” konusunda yalnız fikir yürütebiliriz. Fakat hatta bu gün bile Ermenistan, Yukarı Karabağ sorununu çözse, tüm alanlarda onun durumu daha iyi olacaktır. Barış, ilk sırada, Ermenistan`ı kendilerinin vatanı gören ve ağır hayat koşullarına rağmen orada yaşamağa devam eden sıradan insanlara lazım.

New Times

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...