THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Türkiye'nin Yeni Sınavı: Darbe Girişiminin Jeopolitik Yönleri

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Jeosiyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
13231
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 19 Temmuz 2016 – Newtimes.az

Kardeş ülke bir korkulu gece de yaşadı. 15 Temmuz tarihinde bir grup asker darbe yapmak için harekete geçti, Türkiye ordusunun modern silah, mühimmat, savaş aracını kullanılarak devlet kurumlarını ele geçirmeye gayret gösterdi. İlk bakışta grubun önüne geçmek çok zor görünüyordu. Ancak Türkiye toplumu bir kez kendi duyarlılığını ve siyasi olgunluğunu göstermiştir. İnsanlar sokaklara ve meydanlara çıkarak darbenin gerçekleşmesine imkan vermediler. Kahraman Türk halkı bir kez daha tarih yazdı. Yaşananların sadece Türkiye sınırları ile kısıtlı olduğunu düşünmek doğru olmazdı. Ortadoğu'da ve genel olarak küresel siyasette gözlenen süreçlerin fonunda yapılan darbe girişiminin ciddi hususlarla bağlı olması kanaati oluşuyor. Burada hem somut olarak Türkiye'nin, hem de İslam aleminin geleceği ile ilgisi olan önemli faktörlerden bahsedilebilir. Bilindiği gibi, bir takım çevreler İslamofobiye duçar olmuşlar. Onlar Müslümanlara önyargılı tutum besliyor, onların haklarını çeğniyor, ülkelere karşı çifte standartlar politikası uyguluyorlar. Sonuçta, meydana çok sayıda yapay oluşturulmuş sorunlar çıkıyor. Türkiye'de yaşanan süreçlere bu faktörler düzleminde yaklaşıldığında, ilginç faktörler ortaya çıkıyor.

Demokrasi Sınavı: Askeri Ayaklanmanın Bastırılması

Türkiye devletçilik tarihinde korkunç bir felaketi önleyebildi. 15 Temmuz gece saatlerinde başlayan ve ordunun yönetiminde olan birkaç general tarafından yönetilen ayaklanma ülkeyi salladı. Bazı askeri birliklerin katılımıyla Türkiye'nin devlet kurumlarını ele geçirmeye çalışan darbeciler Türk Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmayını ve Parlamentonun binasını bombalamaktan bile çekinmediler. Onlar sokaklara çıkıp protesto eden sivil vatandaşları da tanklarla eziyor, onlara helikopterlerden ateşe açıyordu. Aydın görünüyordu ki, devlet kurumlarını işgal ederek, onların işini felç etmek ve ülkeyi kaosa sürüklemek planı vardır. Ancak şükür ki, bu niyet baş tutmadı.

Türkiye Mısır'ın kaderini tekrarlamadı. Burada tarihi açıdan çok önemli hususlar vardır ki, onların üzerinde durmaya ihtiyaç duyuyoruz. Her şeyden önce, Türkiye toplumu olgunluğunu gösterdi. İşte vatandaşların Devlet Başkanının çağrısı ile sokaklara ve meydanlara akışaraq, askeri darbeye "hayır" demesi durumu kökünden değişti. Toplum demokrasiye ve Türk dövletçiliyine olan duyarlılığını dünyaya göstermiştir. Tanklar, zırhlı araçlar, helikopterler ve "F-16" savaş uçakları Türkiye vatandaşlarının iradesini kıramadı. Teleekranlarda gösterilen karelerde de görüldüğü gibi, insanlar büyük bir cesaretle tankların ve zırhlı araçların üstüne gidiyor, askerlerin önünü kesmeye çalışıyordu.

Onlar askerleri ikna ettiler. Birçokları gönüllü olarak silahını devrederek, halka teslim oldu. Türkiyeli insanlar isyanın önünü sivil yolla aldılar. Onlar, aslında, kendi evlatlarını felaketten kurtarmaya çalışıyorlardı. Ona göre başarılı oldular ki, ordu ile halk, iktidarla toplum birliği mevcuttur. Türkler kendi askerlerini sevdiklerini, askerler de tamamen halka karşı çıkamayacağını gösterdiler.

Başka husus Türkiye güvenlik kurumlarının esnekliği ile ilgilidir. Onlar oldukça profesyonellik ve cesaretle darbenin gerçekleşmesine izin vermedi, hızla yapılan operasyonlarla organizatörleri etkisiz hale getirerek, süreçleri denetim altına aldılar. Bu da Türkiye'nin devlet olarak yüksek gelişme seviyesinde olmasını onaylayan olgulardan biridir.

Son olarak, Türkiye yönetimi temkin, sabır ve hoşgörü sergiledi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan darbe yaşanan saatlerde İstanbul'a gelerek, medya temsilcilerine basın toplantısı düzenledi. Bununla o, iş başında olduğunu ve darbenin önünü alınacağını gösterdi. Gerçekten de, kısa bir zamanda askeri darbe yapanlar etkisiz hale getirildi. Ancak vurulan zarar ciddidir.

200'den fazla insan hayatını kaybetti. Binlerce asker tutuklandı. 2745 hakim ve avukat hakkında hukuki işlem başlatıldı. Bir kaç general yakalandı. Parlamentonun binasına ciddi maddi hasar deydi. Türkiye tarihinde ilk kez TBMM binası bombalandı. Daha tehlikelisi ise odur ki, toplumda bir psikolojik gerginlik meydana geldi. Şüphesiz, iktidar bunun giderilmesi yönünde geniş çaplı önlemler almaya başladı. Gelişmeye yönelik psikolojik durumda olan ve sürekli başarılar elde eden Türkiye toplumu için böyle bir moralin giderilmesi çok önemlidir.

Terörden Darbeye Kadar: Siparişçiler ve Onların Kurbanları

Yaşananlar jeopolitik açıdan çok önemlidir. Kaç zamandır ki, Türkiye terörün hedefine dönüşmüştür. Çeşitli radikal bölücü ve terörist örgütler ülkede cinayet işliyor, devlete ve sivil halka ait taşınmazları patlatıyorlar. Bunlar Ortadoğu'da gözlenen ve neredeyse Arap-Müslüman ülkelerinin tümünü kapsayan silahlı çatışmalar, mezhep savaşları, isyanlar, insani krizler fonunda oluşuyor. Türkiye bölgede gittikçe sayısı artan mültecilere kucak açıyor, Müslümanlar arasında savaşın olmaması için ciddi adımlar atıyor. Böyle bir dönemde hem Ankara'ya karşı iftiralar atılıyor, hem de askerlerin ayaklanması düzenleniyor. Avrupa'da ise bir "Ermeni soykırımı"nı tanıma dalgası başlıyor.

Bunlar açıkça göstermektedir ki, genel olarak İslam dünyasına ve onun önemli bir parçası olan Türkiye'ye karşı belli çevreler düşmanca planlar uygulamaktalar. Askeri darbeye teşebbüs bu bağlamda hiç de tesadüfi olay gibi görünmüyor. Amaç, genel olarak, Türk-Müslüman devletçiliğine ciddi saldırıdan ibarettir. Türkiye'yi kaosa sürüklemek mümkün olsaydı, genel olarak İslam coğrafyasında ciddi sorunlar oluşurdu. Aynı şekilde Güney Kafkasya'da durum daha da karmaşık hale gelirdi.

Şimdi Türkiye'de yaşanan başarısız askeri darbe girişimi Ortadoğu'nun jeopolitik manzarasını önemli ölçüde etkileyebilir. Her şeyden önce bu yöntemle Müslüman ülkelerde iktidar değişikliği sürecinin kırıldığında güven oluştu. Demokrasi yoluyla siyasi faaliyetin avantajları daha kabarık kendini göstermeye başlayacak. Türkiye'nin şahsında hem de Ortadoğu ülkelerini karıştırmak imkanlarının sınırlı olduğu da doğrulandı.

Yukarıda vurguladığımız hususlar düzleminde Batı siyasi ve uzman çevrelerin Türkiye'de olup bitenlere yaklaşımı ilginçtir. Washington ve Paris meşru seçilmiş iktidarın yanında olduklarını beyan etmişlerdir. Hatta Beyaz Saray BM'ye Ankara'yı savunan bir belge hazırladı. Fakat Mısır onun kabul edilmesine karşı çıktı. Sebep olarak da o gösterildi ki, BM hangi iktidarın meşru, hangisinin yasadışı olduğunu tespit edemez. Aydın görünüyor ki, Sisi yönetimi kendi kaderinden rahatsız.

Medya ise konuyu NATO ve Batı ile Türkiye'nin işbirliği bağlamında, özellikle IŞİD`e karşı mücadele bağlamında analiz etmeye çalışıyor. "The Guardian" gazetesi düşünüyor ki, Türkiye'deki olaylar NATO ve Ortadoğu'yu etkileyebilir, kaos çevre bölgelere yayılabilir (bkz.: Turkey coup attempt could destabilize ally in region reeling from terrorism / "theguardian.com", 16 Temmuz 2016).

"The Washington Post" ise yaşananları "kötü haber" olarak sundu. Bu yayının da derdi terörle mücadelede ABD ve müttefiklerinin Türkiye'yi kaybedebilmesinden ibaret imiş. Çünkü Türkiye Suriye'de terör karşıtı operasyonlar için üs niteliğindedir ve Avrupa'yı göç akımından koruyor (bkz.: The coup in Turkey, even if it fails, could lead to uncertainty in anti-ISIS fight / "washingtonpost.com", 16 Temmuz 2016).

"NBC News" ise NATO'nun işe karışmayacağından bahsediyor. Çünkü Kuzey Atlantik Paktı sadece dışarıdan müdahale olduğu halde kendi üyesini savunuyor. "USA Today" Türkiye'yi Mısır'la karşılaştırmaya çalışıyor. Bu yayının göre, İslam çizgisini seçerek Erdoğan "Müslüman kardeşler"in hatasını tekrarladı (bkz.: First Take: Turkey coup attempt has Parallels to Egypt / "usatoday.com", 15 Temmuz 2016). Böyle anlaşılıyor ki, Batı`yı Türkiye devletçiliği değil, kendisinin jeopolitik çıkarlarına uygun hususlar ilgilendiriyor.

Bunların arka planında ABD'nin Azerbaycan eski büyükelçisi Matthew Bryza`nın darbeye girişimle ilgili jeopolitik kontekstli fikirlerinde ilginç hususlar vardır. O dedi ki, "Türkiye'nin istikrarı Batı için, özellikle ABD için önemlidir. Türkiye Ortadoğu'daki iki demokrasiden biridir. Türkiye'nin demokratik bir devlet olarak varlığı IŞİD`in ortaçağ fanatizminə karşı karşı argümandır" (bkz.: Metyu Brayza: Sabit Türkiyə terrorçuluğa qarşı güclü əks arqumentdir / "Trend", 16 Temmuz 2016).

Fakat düşündürücüdür ki, Türkiye'nin bu tarihi işlevi yerine getirebilmesi için Batı'nın ona gerekli desteği hissedilmiyor. Öyle ki, Washington ve Brüksel'den Ankara'nın PKK'ya karşı askeri operasyonları durdurması ile ilgili mesajlar geliyor. Yani teröristlere şans verilsin ki, kendilerini toparlayıb, ülkede bir sonraki terör dalgası yaratsınlar. Aslında, PKK`çıların birçoğu halen Avrupa ülkelerinde serbest dolaşıyor ve Türkiye'ye karşı faaliyette bulunuyor.

Başka bir örnek Suriye olayları ile ilgilidir. Ankara'nın ısrarlarına rağmen, ABD başta olmak üzere Batı ülkeleri Suriye'den mültecilerin akımının durdurulması için ciddi adımlar atmıyorlar. Onlar Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin istikrarı ve güvenliği için önemli olan özel şerit yaratmak istemiyorlar. Sonuçta, hem Suriye'den Türkiye'ye çok sayıda terörist sızıyor, hem Ankara milyonlarca Suriyeli mülteciyi kendi ülkesinde barındırıyor ve zaman zaman terör eylemlerine meydan oluyor.

Son zamanlarda bu terör olaylarını PKK ve IŞİD düzenliyor. Bu yöntemle mi Batı Türkiye'yi IŞİD propagandasına karşı durabilecek demokrasi mekanı etmek arzusundadır? Burada M. Bryza`nın yukarıdaki görüşü ile belirtilen olgular arasında çelişki açık görünüyor.

Fakat o da anlaşılıyor ki, bazı Müslüman devletleri güvenliklerini sağlamaya kadirdirler. Bu gerçeğin kavranması Batı'nın belli çevrelerine İslamofobinin perspektivsiz olduğunu anlatabilir. Onlar bağımsızlıklarını elde etmiş ülkelerde "renkli devrimler"in teşkiline girişimlerin sonuçsuz olduğuna nihayet inanmalıdırlar.

Sır değil ki, uzun yıllardır Güney Kafkasya'da "renkli devrimler" hevesine düşenler vardır. Onları dışarıdan heveslendirerek demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi gelişigüzel terimleri ezberleterek kendi devletlerine karşı isyana kaldırmaya çalışıyorlar. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan bu gibi emellerin kurbanı olmuşlar. Bu ülkeler halen düştükleri bataklıklardan çıkamıyorlar. Türkiye'de darbe başarılı olsaydı, belki de ortaya "renkli devrimler"in yeni türü atılacaktı. Bu açıdan Türklerin radikalizme, ayaklanmaya, yasadışı iktidar değişkliğine "dur" demesi bölge devletleri için stratejik önem arz etmektedir.

Azerbaycan'ın Desteği: Demokrasi ve Devletçilik Adına

Türkiye'de olup bitenlere Bakü asıl kardeşlik, müttefiklik ve stratejik ortaklık konumundan yaklaştı. Cumhurbaşkanı kardeş ülkedeki olayları gece boyu endişeyle izledi. İlham Aliyev, Türkiye yönetimine desteğini belirten özel mesaj gönderdi. Metnden Cumhurbaşkanımızın samimiyet ve içtenlikle Türkiye'deki olaylara görüş bildirdiği açıkça görülmektedir. Cumhurbaşkanı vurguladı: "Geçtiğimiz gece Türkiye'de yaşanan darbe girişim ile ilgili olayları büyük endişeyle ve üzülerek izledim. Bu, bir yandan Türkiye'nin devletçiliğine, diğer yandan Türk halkına, onun iradesine ve seçimine karşı işlenen korkunç cinayettir.

Her zaman Türk halkının ve devletinin yanında olan Azerbaycan halkı ve devleti Türkiye'nin Anayasasına, demokrasisine yönelik bu cinayeti şiddetle kınıyor ve kabul edilemez buluyor. Eminim ki, Türkiye halkı ve yönetiminin birliğini göstererek darbe girişiminin önlenmesi doğrultusunda gerçekleştirdiğiniz kesin önlemler sonucunda kardeş ülkede durum kısa zamanda sabitleşecek ve önceki yoluna girecektir" (bkz.: Türkiyə Respublikasının Prezidenti Zati-aliləri cənab Rəcəb Tayyib Ərdoğana / AzerTAC, 16 Temmuz 2016).

Azerbaycan Cumhurbaşkanı hem de halkın tercihine, demokrasiye, Anayasaya bağlılık ve saygının şart olduğunu öne sürüyor. Cumhurbaşkanı Türkiye toplumunun meşru seçiminin ve demokratik devlet yapılanması hattının esas olduğu kaydediyor. İlham Aliyev "Bir millet, iki devlet" sloganında sivil devletçiliğe, demokratik yönetime ve ulusal egemenliğe Bakü`nün bir daha ciddi ağırlık verdiğini ifade etti. Bu, ilkesel önemli husustur. Spesifik olarak, Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşliğin yanı sıra, Türkiye'de demokrasi, yasallık ve bağımsız devletçiliğin hüküm sürmesini oldukça önemli faktör saydığını göstermiştir.

Cumhurbaşkanımızın mektubunda başka önemli husus Türkiye hakimiyeti ile halkın birliğine büyük önem verilmesidir. Günümüzde bu, devlet açısından hatta stratejik önemi olan bir konudur. Karşılaştırma için diyelim ki, sosyologlar Batı toplumunda iktidarla halk arasında bir sosyal-psikolojik ve ideolojik uçurumun oluştuğu kanaatindedirler.

Bunun onayı gibi "Brexit"le ilgili yapılan referandumda İngiliz toplumunun eliti ile basit vatandaşların konumundaki farklar görüntüleniyor. Uzmanlar kabul ediyorlar ki, Batılı yetkililer uzun yıllardır toplumun basit kesimi ile normal ilişkiler kuramıyor, onların hangi ideallerle yaşadığından haberleri yoktur ve bu nedenle onların fikirleri siyasetçilerin görüşlerinden farklıdır. Bu uçurumun derinleşerek bütün olarak Batı toplumunu sonraki felaketlere götürebileceğinden endişe ediliyor. Bunun fonunda Türkiye ve Azerbaycan'da iktidar-halk birliğinin somut durumlarda kendi onayını bulması büyük olumlu olaydır.

Onu diyelim ki, bir anlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ulu Önder Haydar Aliyev'in Azerbaycan için çok zor olan zamanlarda kullandığı yöntemden - halkı darbecilere karşı birleşmeye çağıran yöntemden yararlandı. Bu, modern politik teoride radikal olmayan, güç uygulamadan direnç, direniş göstermek yöntemidir ve çok demokratik yoldur. Tüm bu nedenlerden dolayı Bakü`nün Türkiye'de darbe girişimine tutumunu tüm dünya için örnek kabul etmek mümkündür.

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı, Cumhurbaşkanlığın Dış İlişkiler Daire Başkanı Novruz Mammadov da bu bağlamda gazetecilere açıklamasında ilginç fikirler belirtti. O bildirdi: "Azerbaycan bu tür girişimleri kararlılıkla kınıyor ve kabul edilemez olarak görüyor. Herkes Azerbaycan'la Türkiye arasında, kardeş halklarımız ve devlet başkanlarımız arasında dostluk ve ortaklık ilişkilerini iyi biliyor. Bu ise o demektir ki, Azerbaycan her zaman Türkiye'nin yanındadır" (bkz.: Novruz Məmmədov: "Azərbaycan Türkiyədəki hərbi çevriliş cəhdini qətiyyətlə pisləyir və qəbuledilməz sayır" / APA, 16 Temmuz 2016).

Fikirlerini devam ettiren Novruz Mammadov ona da dikkat çekti ki, Türkiye çok değişti ve "artık böyle darbe girişimleri gerçekleşe ve kabul edilemez. Türkiye'nin başında bugün halkının demokratik yolla iradesini göstererek seçtiği Cumhurbaşkanı, hükümeti var. Halk da onlarla birdir, onların peşindedir. Sanırım, bu darbe girişimi Türkiye tarihinde son darbe girişimi olarak akılda kalacak" (bkz.: önceki kaynağa).

Küresel siyaset bağlamında daha önemli bir husus var. Mesele şuradadır ki, Batı yürüttüğü siyasetin mümkün komplikasyonlarını daha somut alqılama imkanı kazandı. Türkiye teyit etti ki, onunla güç diliyle konuşmak, gelişiminin önünü yapay yollarla, çeşitli engellerle kesmek mümkün değildir. Ankara bağımsız dış politika yürütmekde devam edecek. Artık onu dünya siyasetinde kendi sözü olan devlet gibi kabul etmekten başka çareleri kalmadı. Aynı şekilde Orta Doğu'nun bazı ülkeleri bu gerçeği kabul etmelidirler.

Son olarak, Türkiye'de yaşananların fonunda Azerbaycan yönetiminin bağımsız dış politika yürütmekte ne kadar haklı olduğu bir kez daha kanıtlanmış oluyor. Bakü kendi ulusal çıkarlarını esas alarak hiçbir yabancı gücün diktesiyle hareket etmiyor. Bununla iktidar ülkenin topraklarında devletin egemenliğini sağlamış oluyor. Ülkenin güvenliğinin sağlanması için aynı yöntemle uygun ortam yaratılmış oluyor. Defalarca Azerbaycan'ın bu siyasi hattının önünü kesmeye çalıştılar. Çeşitli yapay engeller geliştirilmiştir. İnsan hakları, ifade özgürlüğü, ulusal azınlıkların hakları, demokrasi ve sair gibi güzel sözlerle devletin direncini sarsmaya girişimlerde bulunuldu. Fakat tüm bunların hepsinin önünü iktidarın bağımsız siyaset yürütmesi kesti. Düşmana izin verilmedi ki, çeşitli yollarla toplumda istikrarı bozabilsin. Şüphe yok ki, Bakü bundan sonra da bağımsız dış ve iç siyaset hattını sürdürecek.

Böylece, Türkiye'de yaşanan olaylar birçok anlamda ibret olarak kabul edilebilir. Kardeş devlet güçlü olduğunu dünyaya kanıtladı. Ankara demokrasiye bağlılığını gösterdi. Herhangi radikal şekilde burada başarı kazanmanın mümkün olmadığını gösterdi. Bununla da Müslüman devletlerin modern gelişme kursunu hayata geçirebileceğini çeşitli dairelere anlattı. Beklenir ki, Türk toplumunun ve devletinin bu zaferi tüm İslam aleminde demokratik gelişmeye sadakati daha da güçlendirecek.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...