THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Hazar Havzası: Jeopolitik Güç Dengesinin Dört Aşaması

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Jeosiyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
93434
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 13 Mart 2014 – Newtimes.az

Dünyanın dikkatinin Ortadoğu ve Ukrayna'ya yöneldiği bir dönemde Hazar havzasındaki jeopolitik durum arka plana geçmiş gibi görünüyor. Fakat bu bölge halen küresel jeosiyaset için günceldir. Hatta son zamanlarda burayla ilgili ilginç olaylar olur. Çeşitli düzeylerde kendini gösteren jeopolitik mücadele meydana yeni hususlar çıkarıyor. Bu süreçlerin bir bütün olarak Hazar havzasını hangi duruma doğru götürdüğünü tahmin etmek zordur.

Enerji ve Statü: Hazar İki Faktörün Kıskacında

Hazar havzasının jeopolitik güncelliği son 20 yıldır hiç azalmadı. Dünyanın büyük devletlerinin bu mekan uğruna mücadelesi geçici olarak herhangi bir dönemde zayıflasa da, genel gerginlik sürer. ''Arap Baharı'' Hazar meselesini bir ölçüde gölgeye atsa da, küresel jeosiyaset için önemi zerre kadar azalmamıştır. Bölge ile ilgili güçlü devletler politikalarını tüm yoğunluğu ile devam ettirirler.

Bu sorun kendini daha ziyade SSCB'nin dağılmasından sonra bağımsız devletlerin oluşması ve Hazar havzasındaki enerji kaynaklarının kullanımı ile ilgili göstermeye başladı. Batı buradaki petrol ve gaz rezervlerini Rusya ve İran'ı atlayarak nakletme planları üzerinde çalıştı. Moskova ve Tahran ise kendi çıkarlarını sağlamaya çalıştılar (Bkz.: Сергей Жильцов. Каспийский регион как геополитическая проблема современных международных отношений: 90-е годы XX века. Moskova, 2004). Son yıllarda Çin bu mücadeleye aktif olarak katıldı ve birkaç açıdan başarı elde etti. Bununla da Hazar meselesi aslında birkaç büyük jeopolitik gücün mücadele meydanına dönüştü. Bunlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Birincisi, Batı ve Rusya'nın bölgenin enerji kaynakları uğruna jeopolitik rekabeti. İkincisi, küresel jeopolitik güçlerle bölgenin büyük devletlerinin nüfuz uğruna yürüttüğü mücadele. Üçüncüsü, Çin'in Hazar havzası ve Orta Asya'nın enerji rezervleri uğruna mücadeleye başlaması. Dördüncü, bu havzada bulunan ülkelerin kendi jeopolitik ve enerjisel çıkarlarını korumaya çalışması. Bölge aslında birbiri ile kesişen bu gruplar arasındaki siyasi, diplomatik ve bazen askeri tona bürünen rekabet meydanına dönüşmüştür (Bkz.: Сергей Жильцов. Нефтегазовая схватка в Центральной Азии / "Независимая газета", 11 Haziran 2013).

90'lı yıllardan bu yana yaşanan olaylar gösterdi ki, Hazar'ın statüsünün belirlenmesi bu mekândaki temel konulardan biri oldu. Bu eksende, büyük devletler havzadaki askeri varlıklarını güçlendirme yönünde somut adımlar attı. Başka bir mesele enerji yollarının yönleri ile ilgili oldu. Bu açıdan da oldukça gergin anlar yaşandı. Sonuçta, her iki konuda tarafların mücadelesi halen devam ediyor ve gerginlik sürüyor. "Nabucco" projesinin sekteye uğramasını Rus uzmanlar "Hazar'da Avrupa Birliği politikasının iflası" olarak değerlendirir (Bkz.: Игорь Зонн, Сергей Жильцов. Три "Транса" в трансе / "Независимая газета", 10 Eylül 2013).

Bu husus yukarıda belirttiğimiz tüm maddelerde kendini gösterdi. Batı ile Rusya'nın bölgenin enerji kaynakları uğruna mücadelesi daha çok petrol ve gaz yolları ile ilgili oldu. Hazar havzası ülkeleri daima bu savaşın gerginliğini hissetti. Batı'nın ileri sürdüğü çeşitli enerji yolları projelerini Moskova eleştirdi ve onların gerçekleşmesi durumunda bölgenin istenmeyen siyasi, ekonomik, askeri ve çevresel sorunlarla karşılaşacağı uyarısında bulundu (Bkz.: Fatih Özbay. Hazar'a Güvenlik İkilemi ve Silahlanma Yarışı/ Hazar Stratejik Enstitüsü, "Hazar Raporu", 24 Ekim 2013).

İlginçtir ki, bu projelerden Azerbaycan'ın aktif destek verdikleri gerçekleşebildi. Örneğin, Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Erzurum, Trans-Anadolu (TANAP), Trans-Adriyatik (TAP) petrol boru hattı projelerinin hayata geçmesi bunu teyit ediyor. Şüphesiz, bu sırada Kazakistan ve Türkmenistan'ın da çıkarlarının dikkate alındığını unutmamak gerekir.

Bu bağlamda Tahran'ın daima bu projelere karşı çıktığını söylemek gerekir. Belli dönemler İran bazı bölge devletlerini hatta askeri güç ile tehdit etti. Moskova ile birlikte Tahran da Hazar'da deniz donanmasını güçlendirdi (Bkz.: Александр Князев. Иран усиливает меры безопасности на Каспии / "Независимая газета", 30 Eylül 2013). Buna uygun olarak bölgenin diğer devletleri, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan bu yönde belli adımlar atmak durumunda kaldı. Sonuçta, Hazar havzasının tehlikeli şekilde silahlanma sorunu da ortaya çıktı.

Jeopolitik Rekabetin Dinamikleri: Belirsizlik ve Riskler Çoğalıyor

Bu gibi süreçler küresel jeopolitik güçlerle bölgenin büyük devletlerinin Hazar uğruna mücadelesini hayli yoğunlaştırdı. ABD, Rusya, İran ve Türkiye çeşitli yollarla bölgede nüfuzlarını yükseltmeye çalıştılar. ABD ve Rusya tüm alanlarda dikte etmek amacı gütmekte, İran Hazar'ın su ve enerji kaynaklarından daha fazla pay almaya, Türkiye ise bölge ile çeşitli yönlerde entegrasyonu tercih ediyor. Tüm durumlarda bu ülkeler arasında Hazar havzası ile ilgili rekabet azalmak bilmiyor (Bkz.: Андрей Казанцев. Центральноазиатско-Каспийский регион: конфликт разнонаправленных тенденций / Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı'nın Uluslararası İlişkiler Enstitüsü internet portalı, 6 Ocak 2014).

Onların mücadelesine Pekin'in aktif şekilde müdahale etmesi, jeopolitik manzaraya yeni renk verdi. Çin esas olarak sermaye yatırımı ve kültürle bölgeye nüfuz etmeye başladı. İtiraf etmek gerekir ki, kısa sürede o, ciddi sonuçlar elde etti. Şu anda Pekin Orta Asya'da Moskova ve Washington'un temel jeopolitik rakibidir. Bu temelde onun Hazar'ın enerji kaynaklarına olan iddiasının da arttığına şüphe yok.

Nihayet, son olarak havza çevresinde bulunan devletlerin mücadelesi yer alıyor. Burada Azerbaycan ve Kazakistan'ın konumu ile Türkmenistan ve İran'ın iddialarının uyuşmaması dikkat çekti. Rusya Hazar'ın statüsü ile ilgili Kazakistan ve Azerbaycan'la anlaşmalar imzalasa da, sorunun tamamen çözümüne ulaşmak yönünde somut adımlar atmadı. Öyle görünüyor ki, Moskova ayrı ayrı düzeylerde havza ülkelerinin her biri ile hem ortak görüştedir hem de onlardan farklı konumunu korur. Bölgenin en büyük ve güçlü devletinin bu belirsiz davranışı bütün havzada jeopolitik gerilime yol açan etkenlerden oldu.

Bu tür faktörler sırasına şimdi bir yandan Rusya ile İran'ın, diğer yandan ise Çin'in Hazar'da jeopolitik çıkarlarını daha belirgin savunmaya başlaması eklenmiştir. Tahran son dönemlerde Moskova'nın enerji ve kültürle ilgili politikasına direncini artırdı. Örneğin, Ermenistan ile Kremlin’in imzaladığı gaz anlaşmasına İran itiraz etti. Buna karşılık, Rusya Kuzey Kafkasya'daki dini gruplara İran'ın etkisini artırma yönünde attığı adımları olumlu karşılamıyor. Ayrıca, İran'ın Orta Asya'ya etkisini yükseltmesi dikkatten kaçmıyor.

Çin faktörü ise daha geniş anlamda Rusya ve İran'ın rakibine dönüşmüştür. Pekin artık Orta Asya'da büyük enerji, ekonomi ve kültür (özellikle, dil alanında) projeleri gerçekleştirmektedir. Son bir yılda Çinli yetkililerin bu bölgeye seferleri hayli arttı. Şimdi bu devletin Orta Asya devletlerinin ekonomisi ve enerji sektörüne 50 milyar ABD doları miktarında yatırım yapmaya hazırlandığı konuşuluyor. Şüphesiz bu nokta, Hazar havzasında yeni bir ciddi jeopolitik oyuncunun varlığı sonucunu çıkarmaya temel olur.

Hazar havzası uğruna jeopolitik mücadeleyi, ABD'nin Afganistan'dan askeri gücünü çekmesinin önemli ölçüde etkileyeceği hakkında uzmanlar fikir yürütürler. Bu zaman dikkat temel olarak terör, dini radikalizm ve uyuşturucu maddelerin yasadışı dolaşımı konularına yönelir. Bu tehlikelerin ilk olarak Orta Asya bölgesine yöneleceği tahmin edilir. Bu, bütün Hazar havzasında durumun ağırlaşması anlamına geliyor. Böyle bir ortamda bu mekânda olumlu jeopolitik süreçlerin süregideceğini ummak hayli risklidir.

Son olarak Ukrayna olaylarının Hazar havzasındaki jeopolitik duruma etkisini vurgulamaya gerek görüyoruz. İlk bakışta coğrafi açıdan uzakta olan bu ülkede cereyan eden olayların Hazara nasıl etkileri olabileceğini düşünmek mümkündür. Fakat dikkate alalım ki, Ukrayna olayları ilkesel olarak, Avrupa Birliği ile Avrasya entegrasyon modelinin genel düzeyde rekabetinden çıktı. Hazar havzasında bulunan devletlerin neredeyse tamamı (İran da doğrudan olmasa da dolaylı olarak bu sürece katıldı) Rusya'nın Avrasya entegrasyon planına dahildir. Dolayısıyla, Kiev'de hangi jeopolitik gücün üstün gelmesine bağlı olarak, Hazar havzasında da durum şu ya da bu yönde değişebilir.

Yukarıdaki görüşlerden böyle görünüyor ki, Hazar havzada jeopolitik süreçler şimdilik olumlu sonuç almayı düşünmeye temel vermiyor. Tüm düzeylerde süre giden şiddetli rekabet ve gergin mücadele çok sayıda sorun meydana çıkarıyor. Büyük jeopolitik güçlerin nüfuz uğruna tavizsiz ve amansız savaşı durumu karmaşıklaştırır. Bu tür bir gidişatın sonu belirsizdir.

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...