THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

ABD Dış Politikası: 2014'ten Beklentiler

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Jeosiyaset »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
15819
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 16 Ocak 2014 – Newtimes.az

Uluslararası sistemde iki kutuplu yapının sona ermesiyle birlikte, nasıl bir sistemin olduğu veya sistemin nereye doğru evrildiği tartışmaları yapılmaktadır. Charles Krauthammer Soğuk Savaş sonrası dünyayı "Tek Kutuplu An'' (Unipolar Moment) olarak tanımlamıştı. Francis Fukuyama’da Tarihin Sonu adlı eserinde Batılı liberal demokrasinin kesin zaferinden sonra büyük güçler arasında geniş ölçekli çatışmaların artık olmayacağını ifade etmekteydi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla gerginliklerin azalıp ortadan kalkacağı görüşleri de Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte dile getirilsede bunlar gerçekleşmedi. Balkanlardan Kafkasya ve Ortadoğu’ya kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde yerelden başlayıp küresel etkileri de olan çatışmalar ortaya çıkmıştır. Peki bunlara yönelik ABD dış politikası nasıldı? ABD’nin izlediği politikalar ABD içinde ve dışında nasıl yankı buldu?

Soğuk Savaş sonrasında ABD dış politikasına ilişkin birbirine zıt iki beklenti vardı. Bir görüş Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek süper güç olarak kalan ABD’nin uluslararası alanda düzenleyici güç olarak daha rahat ve istekli olarak hareket edeceğiydi ve içeride de ABD’nin bu politikasının destek bulacağıydı. Diğer görüş ise ABD’nin içinde her zaman bulunan izolasyoncu eğilimin Sovyet tehdidinin kalkmasından sonra yeniden dirileceği ve ABD’nin içine kapanacağıydı. 1992-2000 yılları Demokratların iktidarda olduğu Clinton dönemiydi. Bu dönemde ABD izolasyoncu olarak adlandırılamayacak dünyanın çeşitli bölgelerine müdahale etmeye hazır bir politika izledi. Zaman zaman verilen kayıplar Somali’de 1993’de olduğu gibi, içeride çekinceye neden olsada Clinton döneminde ABD askeri güç kullanan düzenleyici güçtü. 1994’de Haiti’ye ABD müdahale etti. 1995’de Saraybosna’yı kuşatan Sırplara karşı hava bombardımanında ABD başroldeydi. 1998’de dört gün boyunca Çöl Tilkisi Operasyonunda ABD, İngiltere ile birlikte Irak’ı bombaladı. 1999’da Sırbistan’a karşı NATO kararının öncüsü olan ABD, yapılan askeri operasyonun da lideri durumundaydı ve sonuçta Kosova Sırbistan’dan ayrıldı. Clinton dönemi ABD düzenleyici güç veya istikrar sağlayıcı bir hegemon olarak hareket etti.

2000 yılında Cumhuriyetçilerin iktidarı ve Bush’un Başkanlığı ise 11 Eylül 2001 terör saldırıları ile birlikte ABD dış politikasında yeni bir dönemi açtı. Aslında Bush seçici angajmandan yanaydı ve Clinton’ın politikasını eleştirmekteydi. Ancak 11 Eylül saldırılarından sonra terörle küresel savaş konseptiyle birlikte Afganistan ile başlayan ve 2003 yılında Irak müdahalesine varan bir süreç yaşandı. Demokrasinin tüm dünyaya yayılması halinde terörün destek bulamayacağı anlayışı müdahaleci yaklaşımı besleyen unsurdu. Afganistan ve Irak örneklerinde ABD’nin istediği sonucu alamaması, bu ülkelerin ve genel olarak da otoriter rejimlere sahip yapıların, bir dış müdahale ile kısa sürede demokratikleşemeyeceğini gösterdi. Aslında ABD ve müttefikleri askeri anlamda Afganistan ve Irak’ta bir başarı sağladılar. Irak’da Saddam Hüseyin rejimi üç haftada devrildi. Sonrasında direniş olsada "eski'' Irak artık yoktu. Yeni dengeler ve yeni parametreler ortaya çıktı. Sorun ise yeni yapının Batılı anlamda bir demokrasi ortaya çıkarmaması, sürecin ABD’ye ekonomik maliyeti ve Irak halkının da süreçte yaşadığı zorluklar ve kayıplarıydı. Üstelik bu müdahaleler ABD’nin İslam dünyasındaki imajını da olumsuz etkilemiştir. Irak’taki insan hakları ihlalleri ABD’nin yumuşak gücünün erozyona uğramasına neden oldu. Bosna’da ve Kosova’da Müslümanlar açısından avantaj sağlayan ABD önderliğindeki müdahalelerin oluşturduğu ortamı en azından Ortadoğu anlamında değiştirdi.

2008’de ise Demokrat Parti’nin iktidarı ve Obama’nın dönemi başladı. Obama ve ekibi ABD’nin müttefikleriyle ve uluslararası toplumla işbirliği içinde dünyaya şekil verme politikasını dillendiriyorlardı. Bu bir önceki Demokrat Başkan Clinton’a da benzemekteydi. Nitekim Obama’nın Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da Küresel liderliğin ABD’nin bir sorumluluğu olduğunu vurgulamıştı. Ancak Obama ilk döneminin sonlarına doğru, küresel liderlik ve uluslararası angajmanın maliyetleri üzerine ABD’de derin bir tartışma yaşandı. ABD’deki ekonomik kriz de bu tartışmaları etkiledi. Bunun sonucunda Obama ikinci dönem seçimlerden önce ABD’nin daha az müdahaleci olacağı, Irak’tan ve Afganistan çekilme konusunda kararlılık gibi mesajlar verdi. Obama ikinci döneme başladığında Arap Baharı süreci de devam etmekteydi. Obama askeri olmayan yöntemlerle çatışmalı alanlara müdahale ve düzenleme konusunda da isteksizdi. Çatışmalı coğrafyalara, belirli bölgelere yönelik olarak diplomatik açıdan bile çekinceli ABD dış politikası izolasyonist midir? Yoksa ABD seçici mi davranmaktadır?

Obama’nın Başkanlığının ilk döneminde de işaretleri görülen bir seçicilik ABD dış politikasına hakim oldu. Obama Asya-Pasifik’le özel olarak ilgilenmekteydi. Nitekim AB’den de ABD’nin Avrupa ile yeterince ilgilenmediği eleştirileri geldi. Obama Kasım 2012 seçimlerinden hemen sonra da Asya-Pasifik bölgesine ziyarette bulundu. ABD Başkanı ikinci döneminde de uluslararası sistemde yükselen bu bölgeyle ilgilenmeye devam edeceğinin işaretini daha ilk günden vermişti. Ancak bu seçicilik başka bazı bölgelerde ABD çıkarları ve ABD’nin duruşu bakımından özellikle müttefikleri açısından sorunlu bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Suriye’deki çatışma başta olmak üzere Ortadoğu’ya yönelik mesafeli duruş, zaman zaman bir süper güç sorumluluğunun ihmaline yol açmaktadır. ABD askeri müdahalelerin oluşturduğu ekonomik maliyet ve imaj bozukluğundan korunmak ve yeni bir sayfa açmak için bazı bölgelere yönelik izolasyonist politikalar izlerken orta ve uzun vadeli çıkarlarını da feda etmektedir. Örneğin Soğuk Savaş dönemi sonundan itibaren Hazar enerji kaynaklarına yönelik doğru veya yanlış kapsamlı bir politika izleyen ABD Kafkasya ve Orta Asya ile en üst düzeyde ilgilenmiştir. 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrası güvenlik boyutuyla da Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelen ABD’nin bölgeye yönelik ilgisi 2010’lu yıllarda kaybolmaya başlamıştır.

Ağustos 2008’de ABD’nin seçim sürecine girdiği bir ortamda Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi karşısında etkili olamayan ABD, sonraki süreçte de kapsamlı bir Kafkasya ve hatta Orta Asya politikası ortaya koyamamıştır. Bu durum bölgede Rusya’yı dengelemek isteyen ve yanlarında ABD gibi bir gücü görmek isteyen ülkeleri zor durumda bırakmaktadır.

ABD’nin 2014 yılında izleyeceği dış politikanın uluslararası sistemde olduğu kadar bölgesel düzeyde de etkileri olacaktır. ABD bazı bölgelerle ilgilenmeme veya yeterince angaje olmama politikasına devam ederse bölgesel güçler bölgelerinde daha hakim olacaklardır. Bölgelerin küçük ülkeleride ona göre pozisyon almak zorunda kalacaklardır. Bu durumda ABD’nin müttefiki olan Türkiye gibi bölgesel güçler de diğer bölgesel güçlere karşı konumlarını korumak ve bölgelerindeki yakın ilişki içinde oldukları ülkelerin çıkarlarını savunmak için aktif olmak zorundadır. Sistemsel anlamda da süper güç konumunda olan ülkenin artık Asya-Pasifik bölgesini öncellemesi, Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar ülkelerin ve özellikle de ABD ile yakın ilişki içinde olanların, strateji oluştururken, ekonomik ve politik ilişkilerinin yönünü belirlerken dikkate etmeleri gereken önemli bir parametredir.

ABD’den beklenen eğer daha izolasyonist bir politikaya yönelecekse bile uluslararası sistemin mevcut yapılarını devreye sokması ve onları işlevsel hale getirmeye çalışmasıdır. BM başta olmak üzere sistemin önemli uluslararası örgütlerinin çalışmadığı bir ortamda hegemon gücünde dışarıda kalmayı tercih etmesi kuralsızlık ve yerel düzeydeki çatışmaların daha kanlı olmasına yol açmaktadır. Balkanlardan Kafkasya’ya bölge ülkeleri, en azından ABD’nin bölgesel sorunlara nasıl yaklaştığını bilmek istemektedirler. ABD dış politikasının 2014’te daha net olması uluslararası aktörlerin önlerini daha iyi görmelerini sağlayacaktır.

Kaynak: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...