THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Afrika Uygarlıklar Kavşağında – I Yazı

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Jeosiyaset »»
 4 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
41916
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 7 Ekim 2013 – Newtimes.az

Yeni binyıl jeopolitik düzlemde uygarlıklar arasında mücadeleyle nitelendiriliyor. Samuel Huntington'ın yeni bir teori olarak ileri sürdüğü uygarlıkların çarpışması hattına dayalı uluslararası ilişkiler günümüz jeopolitik manzarasının temelinde duruyor. Dini birliğe dayanan uygarlıklar arasında ise genellikle uyum görülmez. Çeşitli dinlerin yayılma alanının kesişme sınırı boyunca sürekli çatışmalar oluşuyor. Tarihsel dönem boyunca bu sınır hattı kendi coğrafyasını değişmiştir. Örneğin, Arap hilafeti döneminde bu hat bir tarafta Orta Doğu, diğer tarafta ise Pirene Yarımadası'ndan geçiyordu. Osmanlı döneminde uygarlıkların temel kesişme noktaları Balkanlar ve Kafkasya bölgeleriydi. Yirminci yüzyılda Orta Doğu ve Hindistan - Pakistan (Keşmir) sınırı esas çarpışma noktaları olarak görülüyordu.

Günümüzde adı geçen bölgeler sıcak noktalar olmakla beraber, uygarlıkların çarpışmasının net olarak gözlemlendiği yer Afrika’dır. Afrika'da uygarlıkların uyumsuzluğu jeopolitik düzlemde de (devletler arasında), çeşitli dinler ve aşiretler arasında da kendini gösteriyor. Aynı zamanda uygarlıkların çarpıştığı hat boyunca jeopolitik süreçler daha da karmaşık hale geliyor. Yeni devletler oluşuyor (Güney Sudan), bölücü eğilimler güçleniyor, hassas jeopolitik mekanlar ortaya çıkıyor.

Büyük tarihi dönem boyunca sömürge kıtası olarak bilinen Afrika günümüzde jeopolitik sahnede büyük öneme sahip bir bölgeye dönüşmüştür. Zengin doğal kaynaklar, dinamik büyüme kaydeden ekonomi, hızla artan nüfus "Siyah kıta"nın dünyada konumunu belirleyen faktörlerdir. Dünyanın tüm doğal kaynaklarının % 30'u Afrika'nın payına düşüyor. Tahminlere göre 2020 yılına kadar Afrika'da petrol üretimi 900 milyon - 1 milyar ton olacak, 2033 yılında Afrika GSYİH hacmine göre Doğu Avrupa, 2039 yılında ise Latin Amerika seviyesine ulaşacak.

Tüm bu tahminler istikrara dayanarak hazırlanmıştır. Fakat günümüzde Afrika çevresinde çeşitli jeopolitik süreçler yaşanıyor. Bugün "Siyah kıta" çeşitli dinlerin ve kültürlerin farklılıklarına dayalı uygarlıklar arası mücadelenin net olduğu bir coğrafyadır. Afrika sömürge döneminden miras kalan devletlerin sınırlarının adaletsiz bölünmesinden halen muzdarip durumdadır. Bu faktöre kıtada dış güçlerin müdahalesi ile kışkırtılan İslam-Hıristiyan çatışmasını da eklersek Afrika'nın jeopolitik manzarasında değişikliklerin olması kaçınılmaz görünüyor.

Bugün tüm dünyanın dikkati daha çok Arap dünyasına, özellikle Afrika'nın Arap ülkelerindeki gelişmelere yönelmiştir. Fakat aslında kıtada bundan da derin krize neden olabilecek uygarlıklar arası mücadele yaşanıyor. Jeopolitik düzlemde yeni trendler kendini gösteriyor. Çin Afrika'nın pek çok ülkesinde en büyük yatırımcıya dönüşmüştür. Çin'in Afrika pazarına tedricen ve yavaş-yavaş dahil olması başı Arap uyanışına karışan bölgenin geleneksel güçleri olan Batı devletlerini oldu-bittiyle yüz-yüze bırakmıştır. Bizim kanaatimize esasen, Afrika'da uygarlıklar arasında mücadelenin temelinde bile jeopolitik talepler duruyor.

Böylece, "Siyah kıta"da uygarlıkların kesişme çizgisi doğrultusunda jeopolitik mücadele hakkında dizi yazılar sunuyoruz:

1’inci yazı Afrika'nın Arap ülkelerinde uygarlıklar arası temasın jeopolitik çerçevesi

2’nci yazı Arap olmayan veya Arapların azınlıkta olduğu Arapça konuşan ülkeler uygarlıkların kesişme hattı boyunca

3’üncü yazı Sahra Afrika'dan Tropikal Afrika'ya geçiş

4’üncü yazı Kuzey-Güney ayrıcı - uygarlıkların kesişme noktası

1’inci Yazı

Şu anda Afrika'da en önemli trend İslam ve Hıristiyan dünyası arasında mücadeledir. Bu mücadele uygarlıkların temas noktalarında daha keskin niteliktedir. Bu silahlı çatışma, bölücü mücadele, bazen ise terör örgütlerinin faaliyetleriyle eşgüdümlüdür. Afrika'da İslam-Hıristiyan çatışmasının sınır şeridi Sahra’dan güneye doğru Tropikal Afrika ülkelerinden geçiyor. Coğrafi bölge açısından da "Siyah Kıta"da İslam'ın sınırı çölle orman bölgesinin ayrılma hattı boyunca uzanıyor.

Britannica ansiklopedisinin verilerine esasen 1 milyardan fazla insan yaşayan Afrika kıtasında % 48 Hıristiyan, % 41 ise Müslüman’dır (2010 yılı için). Etiyopya, Mısır gibi ülkeler hariç Hıristiyanlığın kıtada yayılması daha çok sömürge dönemine denk geliyor. Son 100 yılda Hıristiyanlığın yayılmasında yüksek artış gözleniyor. Zira eğer 1900 yılında kıtada Hıristiyanların sayısı toplam 9 milyon kişiydiyse, 2000 yılında bu rakam 380 milyon kişi olmuştur. Şu anda Afrika'da 31 ülkede Hıristiyanlar sayıca çoğunluktalar. Karşılaştırma için belirtebiliriz ki, nüfusun yarıdan fazlası Müslüman olan ülkelerin sayısı 21’dir.

Afrika'da İslam dininin yayılmasını ise 2 temel aşamaya ayrılabilir. Birincisi, 7-9’uncu yüzyıllar Kuzey Afrika'nın Arap ve Berber boylarının İslam dinini kabul etmesi. Arap hilafetinin işgal ve siyasi-ekonomik-kültürel etkisi altında Afrika'nın esasen çöl bölgesinde İslam dini egemen dine dönüşmüştür. İkinci aşama ise 12’nci yüzyıldan başlayarak ticaret, yönetici tabakanın dini kabul etmesi, çeşitli dini akımlarının, örneğin Tasavvufun etkisi altında İslam dininin yayılmasıyla nitelendiriliyor. İlginçtir ki, güç ve işgale dayanan Hilafet döneminden farklı olarak ikinci aşamada İslam dini daha geniş bölgelere yayılmıştır.

Şu anda bu bölgede Arap ve Berberlerin mutlak çoğunlukta olduğu 7 ülke (Mısır, Tunus, Libya, Cezir, Fas, Moritanya, Sudan) var. Bu ülkelerde nüfusun %90'ından fazlasını Müslümanlar oluşturuyor. Ayrıca nüfusu Arap olmayan veya Arapların azınlıkta olduğu, ancak resmi dillerinden biri Arapça olan 4 devlet var - Cibuti, Somali, Eritire, Çad. Bunlar içerisinde sadece Çad kıyasta çok sayıda Arap nüfusuyla tanınıyor (ülke nüfusunun %12'si). Diğerlerinin Arapça konuşan olması bu dilin ülkede çok sayıda aşiretler arasında birleştirici işlevine ilişkindir.

Müslümanların mutlak çoğunlukta olduğu Arap ülkelerinde uygarlıkların çatışması net değildir. Bu açıdan sadece Mısır ve Sudan farklık arz eder. Mısır'da son dönemler Hıristiyan Kıptilerle Müslüman Araplar arasında kanlı olaylar meydana geliyor. "Arap uyanışı" yaşanan tüm diğer ülkelerde olduğu gibi Mısır'dan da Hıristiyanlar toplu şekilde göç ediyorlar. Bununla birlikte, bu çatışmanın Mısır'ın jeopolitik ağırlığına herhangi bir etkisi olmayacağını söylemek mümkündür. Bu olayları uygarlıklar arası mücadele değil, ülke içi sosyal süreç olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Afrika'da Uygarlıkların Çarpışma Hattında Tek Arap Devleti

Arap ülkeleri içerisinde sadece Sudan uygarlıklar arası çatışma hattının tam merkezinde bulunmaktadır. Afrika kıtasında Sudan Kamerun, Nijerya ve Fildişi Sahili’yle beraber Müslüman Kuzeyle Hıristiyan Güney arasında sınırdır. Sudan'da dinler arası ayrılık ülke yaşamında belirleyici bir faktör olmuştur. Kuzeyin Müslüman Arap nüfusu ile Güney'in siyah derili yerli halkları arasında mücadele Sudan’ın bağımsızlık kazanmasından bu güne kadar (1956) devam ediyor. Sömürge döneminde İngilizlerin Güneyde Hıristiyanlığı yayabilmesi ise ülkenin kaderinde belirleyici etki göstermiştir. Daha sömürge döneminde İngiltere Kuzey ve Güney arasında nifak tohumu ekmişti. Güneyde Arap dilinin yayılmasına karşı İngilizce öğretiliyordu, kapalı bölgeler oluşturulmuştu ve Kuzeyden yaşamak için gelmeye izin verilmiyordu. Uzun yıllar mücadeleden sonra Güney Sudan Batı ülkelerinin desteğiyle 2011 yılında bağımsızlığını kazandı. Aynı zamanda şimdi Güneyde nüfusun % 20'sini oluşturan Müslümanların sıkıştırılması, İslam kültürel mirasının, camilerin yıkılmasına ilişkin haberlere rastlanıyor.

Güney Sudan'ın bağımsızlık kazanmasıyla Afrika'da Müslüman Kuzeyle Hıristiyan Güney arasında sınır biraz yukarı çekildi. Eski Sudan'ın petrol rezervlerinin %75'inin yerleştiği Güney Sudan devleti şu anda Afrika'da tüm büyük güçlerin mücadele ettiği yerdir. Fransa, İngiltere, ABD ülke ekonomisinde önemli bir yer tutmak için mücadele etseler de, şimdilik en büyük yatırımcılar Çin şirketleridir. Ayrıca Hindistan Petrol ve Doğal Gaz Şirketi (ONGC) ve Malezya'nın "Petronas" şirketi de petrol projelerinde yer aldılar.

Bir hususu da belirtmek isteriz ki, yeni bağımsız devletin kurulmasına rağmen, geleneksel Kuzey-Güney hattında hem jeopolitik düzlemde, hem de medeniyetler arası ilişkilerde sabit ortamın oluşmasını söylemek henüz erken.

Birincisi, iki devlet arasında tartışmalı bölgeler kalmaktadır ve çözüm bekliyor. İkincisi, bölgede medeniyetler arası mücadele tek dini zeminle sınırlı değildir. Zira Sudan topraklarında Darfur'da her ikisi Müslüman olan hükümet güçleri ve Araplardan oluşan silahlı gruplarla yerli siyah aşiretler arasında silahlı mücadele gidiyor. Darfur sadece Sudan için değil, genel olarak merkezi Afrika'da istikrar için tehlike yaratan mekan olarak kabul ediliyor. Sudan-Çad ilişkilerinde de Darfur rol oynuyor. Çad'da Darfur’dan göç eden 200 binlik göçmen yerleşmiştir. Darfur'u hem Çad, hem de Sudan Hükümetinin desteklediği silahlı güçler kullanıyor. Darfur sorununun çözümüyle ilgili büyük güçlerin çıkarları da çatışmaktadır. Fransa ve Çin şirketleri şu anda bölgede petrol projelerinde büyük paya sahiptirler. Rusya Sudan’ın esas silah sağlayıcısıdır. Buna göre de BM'de bu devletler Darfur konusunda Sudan'ı destekliyorlar.

Üçüncü etken ise siyasi hususlarla ilişkilidir. Bilindiği gibi, Güney Sudan Cumhurbaşkanı ilk resmi ziyaretini İsrail'e etmiştir. Sudanla İsrail'in düşman olması bu ziyaretin önemini gerektiriyor. Ziyaret sırasında su kaynaklarının kullanımı ile ilgili işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Uzmanlar böylece İsrail'in Nil havzası su sorununa müdahale etme imkanı kazandığını belirtiyorlar[i]. İsrail'in Afrika'da jeopolitik düzlemde oynadığı rol uygarlıklar arası çatışma şeridi boyunca istikrara müdahale kapasiteli etken olarak değerlendiriliyor. Biz bunu Somali'ye karşı İsrail-Kenya işbirliği sırasında da müşahede ediyoruz. Bu konuya biraz sonra ayrıca değineceğiz.

Böylece, Afrika'nın bu bölgesinde medeniyetler arası mücadele zor dönem yaşıyor. Jeopolitik ortamda istikrarsızlıktır ve her an savaş tehlikesi vardır. Darfur bölgede istikrar için esas tehlike yaratan mekandır. Büyük güçlerin ve İsrail'in bölgede güçlü etki imkanları vardır. Günümüzde uygarlık düzleminde Müslüman Kuzey geri çekilmiştir. Gelecekte olayların nasıl cereyan edeceği ise daha çok büyük güçlerin müdahalesine bağlıdır. Her halükarda bölge Afrika'nın en sıcak noktalarından biri olarak kalıyor.

Arastü Habibbeyli (PhD)

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti
10 Eylül 2020 Anadolu Ajansı

Macron Fransası ve Doğu Akdeniz siyaseti

Dünya barışı kavramının uluslararası arenadaki mevcut kargaşa içerisinde unutulduğunu ve yerini ne olursa olsun kazanma hırsının aldığını müşahede ediyoruz.

Daha...
Eşk olsun Azerbaycan…
06 Eylül 2020 Gözlem

Eşk olsun Azerbaycan…

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in sözleri, yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde, yüreğimize su serpti.

Daha...