THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Türkiye'nin S-400 Cevabı: Küresel Jeopolitiğin Yeni Hususları

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Siber alanı »»
 0 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
1262
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakü, 2 Ağustos 2017 – Newtimes.az

Ankara'nın Rusya'dan hava savunma sistemlerinin satın alınmasına ilişkin beyanatından sonra bazı çevrelerde rahatsızlık arttı. Özellikle, Birleşik Devletler ve Avrupalı müttefikleri itirazlarını dile getirdiler. Onlar hesap ediyorlar ki, Türkiye bu adımı ile NATO'nun savunma olanaklarını kısıtlar. Ancak bazı nedenlerden dolayı, aynı sistemleri Yunanistan, Bulgaristan ve Macaristan'ın satın alması göz ardı ediliyor. Uzmanlar, burada daha ciddi jeopolitik faktörlerin rol oynadığına inanıyorlar. Türkiye'nin büyük devlet olarak dünya çapında daha geniş konumda olması söz konusu. Ankara bölgenin büyük devleti olarak daha önemli jeopolitik statüye can atıyor. Bu bağlamda, Batı, onun attığı her adıma tepki veriyor. Fakat her ne olursa olsun, Türkiye güvenliğinin temini bakımını kendisinin gerekli gördüğü şekilde ve çerçevede sağlayacak ve sağlaması gerekiyor. Orta Doğu'da gergin bir jeopolitik mücadele olduğunu söylemek mümkündür. Sorunun bu tarafının analizi önemlidir.

Washington'un endişesi: Ankara Yeni Silahlar Alıyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya ile S-400 "Triumf" tipli zenit-füze sisteminin alınması ile ilgili sözleşmenin imzalandığını beyan ettikten sonra NATO cephesinden hoşnutsuzluk ve endişe bildiren fikirler seslenmeye başladı. Daha çok Washington itiraz niteliğindeki açıklama vermektedir. ABD bu sistemlerin NATO'ya uygun olmadığını, ek olarak, bu silahların hangi bölgede ve ne amaçla yerleştirileceğinin de net olmadığını belirtiyor. Burdan yola çıkarak Washington S-400`lerin Türkiye tarafından alınmasının olumlu olay olmadığına dikkat çekiyor.

Ankara'nın kendi argümanları var. Türkiye yönetimi güvenliğin temininde NATO'nun ülkeyi tekbaşına bıraktığını vurguluyor. Özellikle, terörle mücadelede askeri bloğa üye olan bir takım devletler Ankara'ya yardım etmemekle yetinmiyor, hatta ona zarar veren radikal gruplara geniş çapta yardım da ediyorlar. Örneğin, ABD PKK'nın Suriye kolu olan PYD`ye ağır silahlar da dahil olmak üzere modern silahlar verdi. Bazıları zaten PKK'nın elinde. Hatta son zamanlarda PKK-`lı savaşçılara özel giysiler verirliyor ki, terminal gözlemden yayınabilsinler. Ellerinde bulunan silahlar da Amerikan üretimi.

Ayrıca, Almanya PKK ve FETÖ`ye kapsamlı destek veriyor. Bu, malı yardım, silah ve terörist grupların eğitimi ve korunması gibi işlevleri içeriyor. Günümüzde bu süreç o kadar geniş olmuş ki, Türkiye'nin devlet yapısına ciddi tehditler oluşturmaktadır.

Yakın geçmişte "The Independent" yayını İngiliz askerin PYD sıralarında savaştığını teyit eden belgeler yayınladı. Bu gibi örneklerin çok olduğu hakkında resmi bilgiler mevcuttur. Batı istihbarat birimlerinin teröristlere eğitim vererek onları Müslüman ülkelerine, özellikle Türkiye'ye karşı hazırladığını ispat eden deliller yeteri kadardır. Bunlara İsrail, Fransa, ABD, Almanya ve diğer ülkelerin gizli servisleri dahildir. Tabii ki, başka ülkeler de anti-Türkiye faaliyetlerini sürdürüyorlar. Recep Tayyip Erdoğan FETÖ ile mücadele gününe adanan etkinlikte açık beyan etti ki, eğer Türkiye'yi parçalamak için pusuda durmuş ülkelerin adını açıklarsa, ciddi bir uluslararası kriz ortaya çıkabilir.

Söylenenlerin fonunda Ankara'nın S-400 sistemini alması bunun sadece silah meselesi olmadığını teyit ediyor. Ciddi jeopolitik kursa değişiklik yapılması söz konusu. Özellikle, Türkiye tüm Batılı ortaklara jeopolitik mesajlar veriyor. Bunun anlamı Ankara'nın artık küresel jeosiyasetin Merkezinin Asya'ya doğru"değiştiğini" kabul etmesinden ibarettir.

Yani, Türkiye tek kutuplu dünya modelini kabul etmiyor. Şimdi küresel lider olarak sadece Amerika'nın tanındığı zaman artık geride kaldı. Bugün meydanda Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye ve b. gibi güçlü oyuncular var. Bu ülkelerden her biri dünyada söz sahibi olmak için gergin mücadele ediyor. Türkiye'nin bu statüde olduğunu hatta Batı'nın bazı önde gelen analistleri ve düşünce kuruluşları (örneğin, G.Friedman,Z.Brzezinski, H.Kissinger, "Stratfor" kuruluşu ve b.) bile kabul ediyorlar. Doğal olarak, yeni koşullar altında, Ankara'nın önceki zamanlardan farklı bir politikası olacaktır. Aynı şekilde kimseden onay almadan nasıl ve hangi silahlar elde edeceğine kendisi karar verecek.

Bu bağlamda bir hususu vurgulamak önemlidir. Mesele şu ki, Rusya'nın ürettiği "S" tipi füze-savunma sistemini birkaç yıldır, Yunanistan, Bulgaristan ve Macaristan da uyguluyor. Ayrıca onlar da NATO üyesidirler. Bununla birlikte, bu ülkeler askeri bloktaki üyeler tarafından kınanmıyor. Onların bu tür sistemlere sahip olmasını çeşitli argümanlarla esaslandırmaya çalışıyorlar. Artı, Washington o silahların NATO'ya uyuşmadığını demiyor. Peki, sorun nedir?

Jeopolitik Mücadele: Daha Yoğun Bir Seviyede

Mesele Türkiye'nin büyük jeopolitik oyuncu olması ve ciddi askeri potansiyele sahip olmasından oluşuyor. Türkiye Ortadoğu'nun en güçlü devletleri arasında yer alıyor. Onun imkanları dünyanın önemli söz sahiplerinden biri olması için yeterlidir. Üstelik, Türkiye, NATO'nun güney kanadının ana noktasıdır. Bu noktayı gözden kaçırdıktan sonra, Avrupa bir bütün olarak savunmasız kalıyor.

Bu durumda, yeni bir soru ortaya çıkıyor – neden NATO onu bu kadar önemli olduğu ölçüde korumuyor? Bunun nedeni de açıktır. İlk olarak, Türkiye bir Müslüman ülkedir. İkincisi, Türkiye en büyük Avrupa devletleri ile rakip. Biz İsrail faktörünü henüz demiyoruz.

Bunlar o anlama gelmiyor ki, hatta bu gün Rusya veya Çin veya Hindistan Türkiye ile samimi stratejik ortak olabilirler. Elbette hayır. Ancak bu ülkeler, dünya hükümdarı olarak Birleşik Devletler ve Batı ile yetinmiyorlar. Onları Ankara'ya bağlayan çizgi budur. Sonra, teorik olarak, bağımsız bir seçim yapma meselesi kalıyor ki, bu da devletin ulusal çıkarlarına hizmet edecek adımlar atmaktır. Moskova, Pekin ve Delhi gibi Ankara da bu hattını seçti!

S-400'ü satın almanın doğrudan Rusya'da veya Amerika'da olanlarla ilişkili oldmadığı ortaya çıkıyor. Türkiye kendi devlet çıkarlarını ve güvenliğini temel alarak bu pahalı sistemi almaya karar verdi.Onun nerede yerleştirilmesi de önemli meseledir. Bu, Washington'un endişesini doğruluyor. Türkiye Suriye, Irak, İran, İsrail hönlerini "şemsiye" altına alabilir. Eğer Balkanlar ve bir bütün olarak Avrupa bu "şemsiye" altına düşerse, o zaman meydana başka sorular çıkacak. Onu da diyelim ki, Türkiye kendisi bu sistemleri üretmeye karar verdi. O halde ülkenin genel olarak hangi hava savunma sistemine sahip olacağı söz konusu. Türkiye askeri çevreleri stratejik hedefin kendilerinin sistemini hazırlamaktan ibaret olduğunu belirtti. Ankara ülkenin hava sahasını Amerikalılara olduğu gibi, Ruslara da itibar etmez.

Bunların hepsi ilginç jeopolitik sonuclara götürebilir. Deneyim, küresel çapta oyun kurallarının hızla değiştiğini göstermektedir. Şimdi ABD medyası Washington'un dünyayı tek başına kontrol edemeyeceğini yazıyor. Ya da artık yapamaz. Böyle bir durum, yüksek potansiyelli ülkeleri belirli adımlar atmaya teşvik eder. Türkiye S-400 gibi modern savunma sistemlerini satın alarak bölgede yeni jeopolitik-askeri manzaranın oluşmasını başlatır. Aslında, Amerikalılar Suudi Arabistan'a yüklü miktarda silah satmakla, İsrail askeri arsenalını daha da geliştirmekle ve İran yeni silah türlerini test geçirmekle bu süreci çoktan alevlendirdiler. Sadece, Ankara da kendi sözünü söylemek zorundadır kaldı.

Kuşkusuz, süreçlerin böyle geliştirilmesi Yakın ve Orta Doğu'daki büyük güçlerin mücadelesini daha da ağırlaştırabilir. Gittikçe daha çok güçlü devlet silahlı kuvvetlerini oraya yöneltebilir ki, bu da Ortadoğu'da yeni bir savaş tehlikesini yaratır.

Sonra, Türkiye'nin attığı bu adım genellikle küresel jeopolitik manzarada yeni süreçlere ivme verebilir. Örneğin, Ankara Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) üyelik için teşebbüs eder. Buna ek olarak, Çin ve Hindistan ile olan işbirliğinin genişletir. Mümkündür ki, Türkiye Rusya ile stratejik nitelikteki yeni anlaşma, örneğin askeri alana ait sözleşme imzalasın.

Bir başka eğilim Türkiye'nin Güney Kafkasya ve Orta Asya yönüne aktif konumuna da yansıyabilir. Çünkü Türkiye jeopolitik etki alanını genişlendirmezse, attığı askeri adımlar tamamlanmamış olacaktır. Hem de Ankara ekonomik, enerji, ulaşım, güvenlik alanlarında daha seri ve aktif tutum sergilemelidir ki, küresel ölçekte söz sahibi olabilsin.

Muhtemelen bazı çevreler onu engellemeye çalışacaktır. Umarız Türkiye dostlarıyla beraber onların üstesinden gelir. Çünkü Ankara'nın amacı dünya politikasına adalet getirmektır, hakim olmak değil. Tanrı daima hak taraftarlarını korur!

Newtimes.az

Benzer Makaleler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...