THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Yeni dünya düzeninin etkisi – Arap baharı

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Afrika »»
 1 Mesaj Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
16652
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Son yüz yılda dünyanın jeopolitik durumu önce ikikutuplu, sonra tekkutuplu özellik taşımış ve gelişen süreçler şu kutupların direkt müdahalesi ve katılımıyla şekillenmiştir. Eğer ikikutuplu dünya bloklararası çatışma temelinde iki dünya savaşına ve daha sonra Soğuk Savaşa neden olmuşsa, Varşova Anlaşma Paktı`nın dağılmasından sonra oluşan tek kutublu model dünyamızın çeşitli yerlerinde çatışma noktalarının oluşmasına, radikalliğe ve şunun etkisiyle terörizmin güçlenmesine neden olmuştur.

Fakat artık jeopolitikada yeni eğilimler görülmektedir. Avrupa Birliği`nin Batı bloğu içinde farklılık göstermesi, ayrıca BRIC ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) şimdilik ekonomik de olsa yeni güç merkezine dönüşmesi yakın gelecekte tekkutuplu dünya düzeninin sorunlarla karşılaşacağından haber verir.

Yeni dünya düzeninin şekillenmesinin çeşitli telatümlerle gözlemleneceği muhakkaktır. Aynı zamanda yeni sistemin kurulması ekonomik kriz ve tereddütlerin de getirdiği sonuçtur. Bütün bu hususları dikkate alarak Avrupa Birliği`nin ve Euro-Atlantik bloğun mevcut sistemde üstün konumlarını korumak ve daha da güçlendirmek için çabalarını artırması kaçınılmaz görünüyor.

 Öte yandan, günümüzde küresel mali krizin en güçlü etkisi Avrupa ekonomisinde hissedilmektedir. Avrupa Birliği`ne üye ülkelerden 25`nin liderleri (Birleşik Krallık ve Çek Cumhuriyeti hariç) Euro bölgesinde mali krizin önlenmesi için 2012, 2 Mart tarihte yeni mali anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma bütçe açığı nedeniyle fakir ülkelerin yaptırımlara maruz kalmasını öngörüyor. Fakat sadece bütçe giderlerinin kontrolünü artırmakla krizden çıkmak oldukça zor görünüyor. Avrupa Birliği`nin jeopolitik çıkarlarının onun ekonomik durumundan birkaç kez yukarı olması krizin farklı ülkelere daha ciddi etki yapmasına neden oluyor ve yeni çözüm yollarının bulunması zorunluluğu doğurur.

Bazı uzmanlara göre, “Arap baharı” adlı hareketin gerçek nedenleri arasında Batı ülkelerinin yeni pazarlara erişmek planları da yer almaktadır. Öyle ki Varşova Anlaşması Paktı dağıldıktan sonra Avrupa Birliği, kendi jeopolitik çıkarlarına, ayrıca ekonomik çıkarlarında Doğu`ya yönelik genişleme eğilimi almıştı.

Bu politikanın sonucu olarak Avrupa Birliği Doğu`ya doğru genişleyerek eski sosyalist bloğu ülkelerini Birliğ`e üye yaptı ve şu anda 27 devleti kapsıyor. Bundan sonraki yerler ise hem tampon olarak entegrasyon süreçlerine katılıyor, hem de çeşitli liberalleşme, üstün ekonomik potansiyel ve diğer yöntemlerden kaynaklanarak AB için yeni pazar rolünü oynamaktadır. AB`nin finans kuruluşları, devlet ve özel şirketler tarafından bu ülkelere yatırım yapmayı, hatta bedelsiz mali yardımlar, grantlar, teknik yardımlar kendiliğinde yeni pazarın tam potansiyeline hesablanmıştır.

Yani, tüm bu mali kaynaklar süreli hareket ederek sonuçta ilk kaynağa dönüp batı ülkelerine kazanç sağlıyordu. Yapılan yatırımlar yüksek teknolojiler, gıda ürünleri, makine ve malzeme satışı dahil hemen hemen çoğu ürünlerin ihracıyla yeniden mali transferlerin Batı`ya yönlenmesine neden oluyor. Karşılıksız yardımlar bile donor ülkelerin politik ve ekonomik çıkarlarına hizmet ediyor.

Fakat yeni bağımsız devletlerin ekonomik potansiyeli artık Avrupa`nın genişleyen jeopolitik taleplerinin karşılanmasına yetmiyor. Öte yandan Avrupa`nın Doğu komşularının ekonomik yönden güçlenmesi onların birçok ürünleri kendilerinin üretmesi ve hatta bazı kategoriden olan ürünleri Avrupa`ya ihraç etmesine yol açmıştır. Bu devletler artık Avrupa pazarlarına giriş yapmaya çalışıyor, rekabet ortamı oluşturuyor, Avrupa`ya yatırım yaparak bundan yararlanmaya başlıyorlar. Böyle bir ortamda yeni kazanç kaynağının yönü Güney`e doğru değişiyor ve buna bağlı olarak AB dış politikasının önceliği de Doğu`dan Güney`e yönelmektedir. Şunu 5 Mart 2012 tarihte “Visegrad grubu”, "Doğu Ortaklığı" ve Avrupa Birliği ülkelerinin toplantısında AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton`un fikirleri de kanıtlıyor: "Doğu Ortaklığı ülkeleri ile işbirliği AB dış politikasının öncelikli yönlerinden biri olarak kalıyor. Ancak Avrupa diplomasisinin çabaları artık Güney komşuları bölgesine yönelmektedir”.

AB dış politikasında temel yönün değişmesinde özel husus gözlenmektedir. Ne ilginçtir ki Varşova Anlaşma Paktı`nın çökmesinden sonra oluşan dünya düzeninin yeni taleplerle öne çıkdığı dönemde Avrupa kendi dış politikasında bu döneme kadar öncelik nitelik taşıyan Afrika-Karayip-Pasifik bölgesini ikinci plana bırakmış, Doğu yönünü ise öncelik yapmıştı.

Avrupa dış politikasında 1957`den öncelik taşıyan Afrika-Karayip-Pasifik bölgesi, Avrupa`nın eski sömürge ülkeleri ile özel ilişkilerini düzenlemek ve bu ülkelerden ham madde bağımlılığını telafi etmek için aynı politikayı gerçekleştiriyordu. 1957`de Avrupa Ekonomik Topluluğu`nun altı üye devleti ile 18 eski sömürge ülkeleri arasında işbirliğini kapsayan bu program günümüzde AB`nin Afrika-Karayip-Pasifik bölgesinin 78 ülkesi ile ilişkileri kapsıyor. Bu gruba Afrika`nın Kuzey bölümü, yani Arap ülkeleri dışında kıtanın tüm diğer ülkeleri dahil. 1990`lı yıllarda bilinen değişikliklerden sonra bu bölge AB`nin dış politikasında önceki önemini kaybetti.

AB`nin bu döneme kadar özel irtibat içinde bulunduğu ülkelerle politikasında temel yön ticaretin liberalleşmesi, özel sektörün teşviki, sivil toplum kuruluşlarının toplumda ve ekonomide rolünün artması, sivil toplum avantaj teşkil ettiği halde sonraki aşamada hem Doğu, hem de Güney komşuları ile ilişkilerde demokratikleşme talebinin ilk şarta dönüşmesi ilginctir.

Sonuç olarak III binyılın ikinci on yılı içinde - dünya Arap baharı ile uyanıyor. Demokratikleşme, söz ve düşünce özgürlüğü talepleri sesleniyor. Hedef Kuzey Afrika`nın ve Orta Doğu`nun Arap ülkeleri. Her şey basit gözükebilir. Sadece Batı`nın bu süreçlerde temel aktör olması olaylara daha derinden bakmayı gerektiriyor.

Euro-Atlantik bölgesini saran krizin derinleşmesi ve küresel alanda yeni güç merkezlerinin oluşması Batı ülkelerini iki çağırışım karşısında koymaktadır: yeni hammadde ve ticaret pazarlarının bulunması ekonomik kriz için çare olabilir. Dünya jeokutuplaşmasının taleplerini karşılamak için etki alanının genişletilmesi yeni güvenlik ve etki bölgesinin oluşturulmasına hizmet edebilir.

AB`nin son 50 yılda “özel” ilişkilerde bulunduğu sözügeçen bölgeleri harita üzere düşünürsek Arap dünyasının “eski-yeni” pazar olduğu apaçık gözüküyor. Aynı zamanda son yıllarda bazı Arap devletlerinin dünya egemenliği ile barışmadığını göz önünde bulundurursak bölgenin neden hedef seçilmesi apaçık gözüküyor. Bölgenin zengin doğal kaynakları, aynı zamanda jeostratejik konumu önüne çıkan her iki çağrışım için önemini gösteriyor. Bu iki faktörden başka neden Arap dünyası sorusuna şöyle bir ekleme yapmak gerekiyor ki son yıllarda İslam ülkelerinin ve genel olarak Müslüman toplumunun aşırı radikallikte itham edilmesi şu anda bu bölgede aşılanmağa çalışılan demokratik reformların beklenen etkiyi yapmayacağı halde senaryonun değiştirilmesi planı olabilir.

Yani, bir takım Arap ülkelerinde yaşanan iktidar değişiklikleri Batı`nın istemediği güçlerin (“Müslüman kardeşleri” gibi dinsel örgütlerin) güçlenmesine neden olacağı halde (bunun da bazı açıklıkları artık gözüküyor) ikinci bir müdahale olacağı ihtimali her zaman gündemde. Birihtimal, bu süreçlerin akışında günümüzdeki eğilimler sadece birinci aşamadır. Genellikle “Arap baharı” nın Orta Doğu`ya ve Kuzey Afrika`ya kalkınma ve refah getireceğini şimdilik hiç kimse iddia edemez.

Öte yandan, Arap dünyasına içeriden bakıldığında, çok da hareketli olmayan bu toplumda son birkaç yüzyılda yaklaşık 50 yılda bir jeopolitik ortamı etkileyecek devri süreçlerin yaşandığını görüyoruz. XIX. yüzyılın başından beri aşağıdaki olayları sıralamak mümkün: 1850`li yıllardan Cezayir`de Fransız sömürgeçilerine karşı hareket, XX. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu`nun çöküşü döneminde Arap eğilimi, 1948 yılında Arap-İsrail savaşı tamamen Arap dünyasını önemli ölçüde etkilemiştir. Belki de 50 yıllık periyodik dönemin yaklaşması belli süreçleri teşvik edebilirdi. Fakat şu anda dış müdahalenin doğrudan etkisi ile oluşan Arap uyanışından farklı olarak diğer süreçler Arapların dış müdahilelere karşı mücadelesini yansıtıyor. “Arap baharı” gibi tanınan olayların başlamasında ve dinamiğinde güç merkezlerinin müdahalesi ise süreçlerin Arap toplumunun iç talebi olmadığını söylemeye olanak tanıyor.

Görünen o ki Batı ülkeleri dünyada yaşanan politik, ekonomik, hatta farklı tarihi dönemlerde ekolojik süreçlerin zıtlıklar aşamalarında her zaman kendi gelişim yönlerinin temel noktalarını değişmiş ve buna uygun olan yeni dünya düzeni şekillenmiştir.

Günümüzde Avrupa`da ekonomik krizin önüne geçilememesi Arap baharına neden oldu. Esas talep ise demokratikleşmedir. Fakat demokrasi, üstün değer olarak bugün daha çok politik spekülasyon aracına, hatta küresel güç merkezlerinin imparatorluk çıkarlarının gerçekleştirilmesine hizmet eden araca dönüşmüştür.

“Demokrasi” merkezlerinden ihraç edilen bu tür sosyal siparişler ise hiç de gerçek demokrasi isteyen halkların gelişme düzeyi, milli çıkarları, gelenekleri, dinsel bakış açısı ile uyum sağlamıyor. Dünyada yaşanan paradoksların her zaman yapay müdahaleye neden olduğunu tarih artık defalarca deneyden geçirmiş durumdadır. Batı her zaman kriz sırasında kendi kurtuluşunu yurtdışında arıyor. Arap baharının nedenlerini de işte bu faktörle ilişkilendirmek doğru olur.

New Times

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...