THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASETİNİN TÜM SIRLARINI AÇIYORUZ

Projeyle ilgili

Siz buradasınız: Baş sayfa »» Hakkımızda »»
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
9827
Yazı Aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Sayın okurlar,

Bugünden başlayarak medya dünyasında yeni bir portal ile sizinle görüşmeye geldik. "New Times” adı ile faaliyet gösterecek bu analitik bilgi portalını zamanın talebine cevap olarak hesap ediyoruz.

Amacımız, bugün siyasette ve uluslararası ilişkilerde dünyada meydana gelen olayları, süreçleri, atılan adımları tahlil ederek, onlara ilişkin fikir alışverişinde bulunmak; yapmak, bu olayların mahiyeti hakkında okurlara tarafsız ve esaslı bakış açısı sunmaktır. Bu alanda ciddi problemlerin mevcut olduğunu düşünüyoruz. 20’nci yüzyılda birbirine karşı duran iki kutuptan birinin çöküşünden sonra, yaşadığımız iki on yıllıkta meydana gelen olay ve süreçlerin karmaşıklığı ve yoğunluğu onların mahiyetine varmayı zorlaştırsa da, bunun ne kadar önemli olduğu kimsede kuşku yaratmamaktadır.

Bugün dünyanın bilgi teminatında hüküm süren tekelcilik ve bu tekelciliğin maksatlı kullanımı siyasetçilere, siyasetbilimcilere, kamusal ve siyasi şahıslara, kısacası bu konu ile ilgilenen uzmanlara sır değil. Siyasetçiler, diplomatlar, uzmanlar ve diğerleri; tekelci medya kuruluşlarının çoğu zaman hiçbir sosyal ve siyasi önemi olmayan bilgileri özel çabayla propaganda aracına dönüştürdüğünün sık sık şahidi olurlar.

Hatta bazen misenformasyon teminatı o kadar kaba ve net yürütülür ki, bu siyasetten uzak insanların da gözünden kaçmaz. Bazı hallerde ise, mahiyeti ve süreçlere etkisi ile önem taşıyan olaylar hakkında bir kelime de olsun bahsedilmez. Tabii bu tür yaklaşımlar nedensiz değil; ama bugün dünyayı bilgi yönetiyor dersek, herhalde yanılmayız. Bu zaman bilgi adaletli, hassas ve tarafsız yaklaşmanın ne kadar önem taşıması fikrini paylaşmamak mümkün değil.

Düşünüyoruz ki, bugün Batı’nın haklı olarak savunduğu evrensel değerler sırasında en birincisi ve esası, hiç kuşkusuz adalet ilkesidir. Adaletin olmadığı yerde diğer ilkeler de tam gerçekleştirilemez. ABD Başkanı R. Reagan`ın 1983 senesinde söylediği şu fikri ilgi çeker: "Amerika adaletli olmalıdır, Amerika adaletli olmasa büyük olmayacaktır”. Gerçekten de eğer dünyada meydana gelen süreç ve olaylara adaletli yaklaşım olmazsa, o zaman beyan edilen değerler gerçekleşmesi iddia olunan amaçlara ulaşmağa imkân vermeyecektir.

Aydındır ki, dünyanın süper devletlerinin tüm süreçleri sadece kendi çıkarları çerçevesinde halletmeye çalışması ve böylece çoğu zaman dost ve taraftaş devletlerin çıkarlarına bile ilgisiz tutum sergilemesi uluslararası ilişkilere olumsuz etki yapar. Bu durum devletlerin birbirine güvenini azaltır. Bu da sonuçta uluslararası ilişkilerde gerginliğe neden olur ve kutuplaşma meyillerine yol açar.

Böylece, yıllar boyu arzu edilen ve amaç olarak ortaya konan karşılıklı saygı, anlaşma ve iş birliği ilişkileri sağlanamıyor. Aynı zamanda devamlı barış, istikrar ve gelişim temin edilemiyor. Dolayısıyla, devletler arasında uluslararası ve bölgesel kuruluşlar çerçevesinde kabul edilen yüzlerce antlaşma, konvansiyon, şart ve bu gibi diğer senetlerde tespit edilen iyi niyetli ilkeler tam olarak gerçekleşemiyor.

Fakat, 20’nci yüzyılda meydana gelen iki dehşetli dünya savaşının, onların dağıtıcı sonuçlarının ve insanlığı sürüklediği felaketlerin tekrar olunmaması için siyaset ve ideoloji platformundan asılı olmayarak, dünyanın nüfuzlu devletleri büyük çabalar harcayarak uluslararası ilişkileri belirli bir hukuki çerçeveye oturtmak, devletler arasında oluşan anlaşılmazlık, çatışma ve diğer problemlerin barışçıl müzakereler yolu ile halline ulaşmak amacıyla, uluslararası hukuk düzenini yaratmaya karar verdiler. Bunun için çeşitli uluslararası kuruluşlar yarattılar.

Zor bir yol olsa da bu konuda önemli adımlar atıldı. Mükemmel olmasa da, uluslararası hukuk, onun norm ve ilkelerini içeren çok sayılı senetler – şartlar, konvansiyonlar v.b.- imzalandı ve kabul edildi. Gerçekten de tarihi bakımdan önemli işler görüldü.

Ümit edilirdi ki, dünyanın en mühim devletlerinin özel çabaları sayesinde oluşmuş uluslararası hukuka riayet edilmesi mekanızması onların kendi çabaları sayesinde de kolaylıkla gerçekleştirilecekti. Böylece sonuç olarak, dünyada herkesi tatmin edecek, adaletli ve düzenli bir durum yaratılacaktı.

Lakin, göründüğü gibi bu bir dilek olarak kaldı. Burada çok sade, lakin, güçlü mantığa yaslanan bir soru meydana çıkıyor: Bu kadar büyük çabalar ve uzun süren süreçlerden sonra, herkes tarafından kabul edilen uluslararası hukukun normlarının, en azından temel ilkelerinin yerine getirilmesi insanlık için – samimi komşuluk, dostluk ve iş birliği; bunların sayesinde ise istikrar, güvenlik ve gelişim- temin edilemez miydi? Zira, uluslararası ilişkilerle ilgili her gün verilen bildiriler, söylenen nutuklar, yazılan makaleler, yayımlanan ve imzalanan belgeler mevcut uluslararası hukukun norm ve ilkelerine dayanarak, bu amaca ulaşmayı hedefliyor. Fakat maalesef, şimdilik buna ulaşmak mümkün değil.

W. Churchill’in "İngiltere`nin daimi dostları yok, daimi çıkarları var” ilkesinden sonra ünlü İngiliz siyasetçi samimilikle beyan etmiştir ki, uluslararası hukuk yalnız büyük devletlere hizmet etmek içindir. Buradan, uluslararası hukuk güce hizmet etmek için yaratıldığı sonucuna varabiliriz. Bu iddianın gerçeğe yakın olmasını onaylayan olay ve süreçlerin çokluğu onu tabii olarak yazılmamış kurala çevirir.

Bu durumda, diğer bir soruya cevap aramak gerekir: Bu durum ne kadar devam bu şekilde edecektir? Uluslararası ilişkilerin tarihine bakarak, ilk dönemlerden şimdiye kadar neyin değiştiğini belirlemek istersek zor bir durum oluşur. Bugün meydana gelen süreçlerin geniş, esaslı ve derin tahlili, mahiyet bakımından büyük bir değişikliğin olmadığını söylemeğe esas verir. Değişen ise, daha çok retorik, biçim ve yöntemlerdir. İşte bu yüzden, evrensel değerleri sıralamak gerekirse, hiç kuşkusuz en önemli olan adalet ilkesidir. Bu ilkenin ise, uluslararası ilişkileri kapsayan tüm süreçlerin ana hattı olarak ne kadar önemli olduğu herkese aydındır.

Buna paralel olarak, diğer bir gerçeklik de vardır: Eğer uluslararası ilişkilerde adalet olmazsa bir taraftan evrensel değerlerin sağlanması meselesi daim gündelikte kalarak bazı jeosiyasi çıkarlara hizmet edecek, diğer taraftan ise uluslararası ilişkilerde jeosiyasi çıkarların esas unsura çevrilmesi er geç gerginliğin, soğuk savaşın ve daha tehlikeli durumların oluşmasına neden olacaktır.

Böyle durum ise, süper devletlerin de çıkarları ile bile uzlaşmaz. Bunu göz önünde bulundurmamak stratejik yanlışlıktır. Tarihte mevcut olmuş imparatorlukların talihi hem kanıt hem de birer derstir. Esas mesele bunu görmek ve sonuç çıkarmaktır. Sonuç çıkarmak için ise asla geç değildir.

Bu nedenle, "New Times” analitik bilgi portalı sizlerle görüşmeye geldi. Düşünüyoruz ki, ortak çabalarımızla bölgemizde ve uluslararası sistemde süre giden süreçleri araştırıp analiz ederek, adaletli bir yaklaşımın oluşmasına kendi katkımızı sunabiliriz. Bu önemli görevin gerçekleşmesinde hepimize başarılar dileriz.

New Times

Benzer Makaleler

İlişkili bölümler

Diplomatik köşe

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

↳Yeni layihə

Dış basın

Bu adam Erdoğan'a düşman
10 Ekim 2018 Habertürk

Bu adam Erdoğan'a düşman

Daniel Pipes aynı zamanda Erdoğan'a da, Türkiye'ye de düşmandır.

Daha...
Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire
24 Eylül 2018 The Hill

Trade war set to be the United States' next foreign policy quagmire

History is littered with real wars, like those in Afghanistan, Iraq and Vietnam, that were supposed to be won quickly and cheaply but turned out to be the most expensive and inconclusive of quagmires.

Daha...