THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASƏTİNİN BÜTÜN SİRLƏRİNİ AÇIRIQ

Yeni Bir Soğuk Savaşa Doğru mu?

Siz buradasınız: Əsas səhifə »» GEOSİYASƏT »»
 0 şərh Yazı aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
4899
Yazı aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakı, 25 mart 2014 – Newtimes.az

Hollanda’da Nükleer Güvenlik Zirvesi Rusya ile Batı arasındaki gerginliğin gölgesinde yapılıyor. Soğuk Savaş rüzgarlarının yeniden estiği ortam zaten bir süredir uluslararası sistemin önemli aktörlerinin yeniden ele aldıkları güvenlik stratejilerine farklı bir gözle bakılmasına yol açıyor. Soğuk Savaş dönemi ve iki kutuplu dünya sistemi Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte sona erdiğinde Yeni Dünya Düzeninde işbirliğinin hakim olacağı bir yapılanma beklentisi bazı çevrelerde hakim olmuştu. Neorealistler ise sistemin yapısının hala anarşik olduğunu, sadece sistemdeki güç dağılımının değiştiğini ifade etmişlerdi. Neorealistlere göre devletler bu yüzden Soğuk Savaş dönemi sonrasında da güvenliklerini maksimize etmeye çalışırlar. Bu politikalar ise güvenlik ikileminin devam etmesi anlamına gelmektedir. Yani bir devletin güvenliğini maksimize etmek için attığı adımlar diğer devletler tarafından endişe ile karşılanır ve onlarda benzer şekilde davranırlar. Kısaca Soğuk Savaş dönemi uluslararası sisteminin temel anlayışı devletlerin davranışı bakımından devam etmektedir. Peki değişen bir şeyler olmadı mı?

Öncelikle Neorealistlerin dediği gibi sistemin temelleri aynı kalsa da güç dağılımı değişti. İki kutuplu yapı ortadan kalkarken, yerini çok kutupluluğa doğru evrilme işaretleri veren bir tek kutuplu yapı aldı. ABD artık tek süper güçtü. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Moskova Doğu Avrupa’daki etkisini tamamen kaybetti ve Kafkasya ve Orta Asya’da da giderek daha bağımsız hareket eden ülkelerin yeni ilişkiler ağı Rusya’yı burada da sınırlandırdı. Çin Halk Cumhuriyeti giderek uluslararası sistemde daha etkili olmaya başlarken, artan ekonomik gücüne paralel bir politika izleleyeceği düşüncesiyle yükselen güç olarak anılmaya başlandı.

Güç dağılımındaki değişimin dışında iki ana ideoloji arasındaki çatışmada birinin yenilgisiyle sona ermiş oldu. Belki Fukuyama’nın dediği gibi "tarihin sonu” gelmedi ama anlamlı bir ideolojik karşı çıkışta henüz yok.

Soğuk Savaş’ın sonuyla birlikte yeni bağımsız devletler ortaya çıktı. Bunun yanında etnik ve dinsel temelli çatışmalar Balkanlardan Uzakdoğu’ya kadar tüm dünyayı etkiledi. Sovyetler Birliği’nin ve Yugoslavya’nın dağılışının tetiklediği çatışma ve sorunlar uzun yıllar devam etti ve hala sürüyor. Burada özellikle yeni Soğuk Savaş söylemlerine neden olan ise Moskova’nın Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkelere yönelik politikası oldu. Rusya kısa bir süre izlediği Atlantikçi olarak adlandırılan politikanın temelde ekonomik nedenlerle başarısızlığından sonra "Yakın Çevre” politikasıyla Avrasya’ya yöneldi. Bu politika ise Avrasya’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkeler tarafından tehdit olarak görüldü. Moskova Dağlık Karabağ sorununda Ermenistan’a destek vererek hem bu ülkede askeri üslerini garanti altına almak hem de Azerbaycan’ın BDT üyeliği içerisinde olmasını istemekteydi. Aynı politikayı Gürcistan’a yönelik olarak da izledi. Üstelik Gürcistan’ın NATO üyeliği dahil Batı ile tam bir entegrasyona yönelmesi karşısında bu ülkeye Ağustos 2008’de askeri müdahalede bulundu. O tarihte de uluslararası alanda Soğuk Savaş rüzgarları esmeye başlamıştı. Batı’nın Gürcistan’ı desteklemesine rağmen Nisan 2008’de yapılan Bükreş NATO Zirvesi’nde, Gürcistan ve Ukrayna Üyelik Eylem Planına alınmadı. Bu durumun Rusya’yı Gürcistan’a müdahale noktasında cesaretlendirdiği ifade edilmiştir.

Rusya ile Batı şimdi de Ukrayna krizinde karşı karşıya geldi. Kırım’da yapılan referandum ve Kırım’ın Rusya Federasyonu’na katılma kararı, artık Rusya’ya yönelik farklı stratejilerin uygulanması durumunu Batı açısından ortaya çıkardı. Zira Rusya’nın Ağustos 2008’de Gürcistan’a müdahalesi, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condelezza Rice tarafından Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’ya müdahalesine benzetilse ve sert açıklamlar yapılsada Rusya çizgisini değiştirmedi ve hatta Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık ilanını tanıdı. Ukrayna ise Gürcistan’a göre hem Batıya daha yakın hemde çok büyük bir ülke. Tabii bu şekilde bir toprak parçasının referandum ve güç kullanma tehdidi gibi yollarla bir ülkeden ayrılmasının yaygın bir uygulama haline gelmesi, uluslararası sistemin temellerini sarsabileceği gibi yeni ittifaklar ve güç dengesi politikalarına yol açabilir. Soğuk Savaş koşullarının çok kutupluluğa evrilen bir dünyada tehlikeli olabileceği de unutulmamalıdır.

Bu durum aslında Rusya Federasyonu bakımından çok risklidir. Rusya Federasyonu içerisinde Kırım, Güney Osetya ve Abhazya benzeri yapılar olduğu dikkate alındığında referandumla ayrılma yolunun açılması Moskova’yı etkileyebilir. Bir dönem Rusya’nın Ankara’daki Büyükelçisi Çernişev Türkiye’nin Çeçenistan politikasına karşın, üstelik Türkiye ısrarla Rusya Federasyonu’nun toprak bütünlüğünü savunmasına rağmen, "Evi camdan olan başkasının penceresine taş atmamalı” demişti. Rusya ise bir Federasyon olarak tam anlamıyla camdan bir evdir. Yarın Çeçenistan’dan, Tataristan’dan veya diğer yapılardan referandum talebi gelirse ne olacak? Bir referandum durumunda Çeçenler Rusya Federasyonu içerisinde mi kalmak isterler? Rusya 11 Eylül 2001 sonrasında Çeçenistan sorununda Batı’dan bulduğu desteği tekrar bulabilecek midir? İşte Rusya Federasyonu ve Rus entellektüelleri bu soruların cevapları üzerinde düşünmelidirler.

Rusya, Sovyetler Birliği’nin bir dönem sahip olduğu güce sahip değildir. Bu politik, ekonomik ve yumuşak güç bakımından böyledir. Giderek Rus milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan bir Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin sahip olduğu evrensel düzeyde siyasi etki kapasitesine sahip olması beklenemez. Tabii dünya da Soğuk Savaş döneminin katı iki kutuplu yapısına sahip değildir. Batı’nın koordineli bütüncül politikalar oluşturmakta zorlandığı gibi Moskova’yı destekleyen bir doğu bloğu da yoktur. Ancak Soğuk Savaş tarzı kutuplaşmalar nükleer güvenlik, sınır aşan suçlarla ve terörle mücadele gibi konularda uluslararası alanda zaafiyete neden olurken, devletleri de hızla silahlanmaya itmektedir. Bunun sonucunda yeni güç dengesi politikaları ve ittifak arayışlarının olduğu bir uluslararası sistem ortaya çıkar.

Mənbə: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)

Oxşar yazılar

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

Yeni layihə

Xarici mətbuat

98 il sonra: Dağlıq Qarabağın taleyi dəyişdi
09 iyul 2021 ANAJ

98 il sonra: Dağlıq Qarabağın taleyi dəyişdi

SSRİ tərəfindən Dağlıq Qarabağa muxtariyyət verilməsinin növbəti ildönümündə Azərbaycan Prezidenti İlham Əliyev faktiki olaraq, muxtariyyətin ləğvi haqqında fərman imzalayıb.

Davamı...
"Azərbaycan, Rusiya və Türkiyə Ermənistanı müstəqil dövlət hesab etmirlər"
16 aprel 2021 Aravot-ru.am

"Azərbaycan, Rusiya və Türkiyə Ermənistanı müstəqil dövlət hesab etmirlər"

Ermənistan ayrıca bir subyekt kimi qəbul edilmir

Davamı...