THE THINKING OF FUTURE
BİZ DÜNYA SİYASƏTİNİN BÜTÜN SİRLƏRİNİ AÇIRIQ

Yeni güvenlik mimarisi jeo-politik çoğulculuk

Siz buradasınız: Əsas səhifə »» GEOSİYASƏT »»
 0 şərh Yazı aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap
7291
Yazı aralığı+- AFont Ölçüsü+- Çap

Bakı, 22 oktyabr 2013 – Newtimes.az

İçerde ve dışarda birçok siyasi krizle boğuşan Amerikan yönetimi, bugünlerde ne söylüyorsa tam tersi şekilde hareket ediyor.

Washington neredeyse koca bir retoriğe dönüşmüş durumda.

Bunun temel nedeni bence dünyanın içinden geçtiği 'hegemonik dönüşüm.'

Birkaç ay evvel 'Önceliğimiz Ortadoğu değil artık Asya-Pasifik'tir' diyen ABD Başkanı Barack Obama, geçen ay real-politik dayatmalar karşısında 'U dönüşü' yaptı.

Ortadoğu'yu ve özellikle Suriye'yi mazide kalmış bir mücadele sahası olarak görmediğini vurgulama gereği duydu.

BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada küresel ve bölgesel güçler arasındaki kıyasıya rekabeti itiraf eden Obama, 'Ortadoğu'da inanılmaz bir jeo-politik mücadele veriliyor. Ancak bu bir kazan-kaybet savaşı değil. Çünkü ortada kazanılacak bir 'Büyük Oyun' yok' dedi.

Bu sözleri Sapir-Whorf Hipotezi'ne vurursak ortaya vahim bir tablo çıkar.

Bunu şimdilik dilbilimcilere bırakalım.

Bugün dünyada, ABD ne kadar inkâr etse de tıpkı 19'uncu yüzyıldakine benzer bir hegemonya ve enerji kaynaklarını kontrol mücadelesi veriliyor.

Üstelik, aynı sahalarda ama farklı aktörlerle.

Yani Fas'tan Endonezya'ya Afganistan'dan Somali, Kenya ve Tanzanya'ya; Pasifik ve Hind Okyanusu kıyılarından Orta Asya, Hazar ve Doğu Akdeniz havzasına uzanan geniş coğrafyada yoğun bir nüfuz rekabeti sürüyor.

Bu coğrafyalarda terör saldırılarından bölgesel ittifaklara, Mısır'daki darbeden Suriye'deki kimyasal uzlaşıya, ekonomik krizlerden Taksim ve Berzilya'da örneğini gördüğümüz popüler halk kalkışmalarına kadar dünyada olup biten hemen her şey Obama'nın 'yok' dediği bu 'Büyük Oyun' ile oldukça yakından ilgili.

ABD'nin 1980'lerdeki dünya politikasına yön veren ünlü stratejisti Zbigniew Brzezinski, şimdiki dönemi 'post-hegemon evre' diye niteliyor.

Çin'in Kissenger'ı olarak bilinen Yan Xuetong ile diğer jeo-politikçiler, yeni hegemonik dönüşümün geleceğini Rus, Çin, İran, Türk ve ABD çıkarları arasındaki etkileşimin belirleyeceği kanısında.

Asya-Pasifik'i Çin'e Orta Asya'yı ise Rusya'ya terk eden ABD, şimdi de geleneksel egemenlik bölgesi Ortadoğu'yu kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Suriye'deki krize dünya şimdiye kadar daha çok İran ve Rusya'nın çıkarlarının merceğinden baktı.

Bu bakış yanlıştı, daha doğrusu yeterli ve kapsayıcı bir okuma sunmaktan uzaktı.

Oysa Suriye'de asıl hedef Çin ve Türkiye'ydi.

ABD ve AB'nin başını çektiği Atlantik güçlerinin öncelikli amacı yükselen yeni hegemon Çin'in Doğu Akdeniz'den (Levant) Pakistan ve Hindistan'a, Pasifik'ten Baltık Denizi'ne uzanan Avrasya enerji koridoruna hükmetmesini önleme ve Türkiye'nin Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ile Fas'tan Endonezya'ya yayılan Asya kenar kuşağındaki kültürel ve ekonomik yükselişini frenlemekti.

2007'de Tahran'da toplanan Hazar Denizi'ne komşu ülkeler Avrasya stratejik enerji koridorunu geliştirme konusunda anlaşmaya vardı.

Perdenin gerisindeki asıl finansör ise Rusya değil Çin'di.

2010'da Suriye-Irak-İran boru hattı anlaşmasından sonra İran-Pakistan-Hindistan boru hattı ile Suriye'nin, Avrasya enerji koridorunun üyesi yapılması planlandı.

Rusya'nın desteklediği Suriye ve İran arasındaki yeni işbirliği, enerjiye bağımlı Avrupa'yı kontrol ederken Çin'in ise önünü açacaktı.

Böylece Avrupa'ya gönderilen gazın yüzde 90'dan fazlası İran, Rusya ve Suriye tarafından kontrol edilecekti.

Fakat Suriye karşı tarafa düşerse bu kez Akdeniz bir NATO gölü haline gelecekti.

Levant bölgesi sadece koridor olarak değil bu havzadaki Lübnan, Suriye, Gazze, Mısır ve Kıbrıs açıklarındaki gaz rezervleriyle birlikte İsrail ve Atlantik ittifakının denetimine geçecekti.

Bu da Rusya'nın Avrupa üzerindeki enerji tekelini kaybetmesi, Çin'in enerjide bağımlı hale gelmesi ve İran'ın daha da yalnızlaşması demekti.

Ancak Türkiye'yi frenleme hesabı yapan Atlantik güçleri, ummadıkları bir darbe aldı.

Suriye'de İran ve Rusya ile uzlaşmayı kabul etmek zorunda kalan ABD, Pakistan'ı Çin'e kaptırırken Güney Asya ile Orta Asya arasındaki kara koridoru olan Afganistan'ı da kaybetmek üzere.

Asya Pasifik'te, Afrika ve Orta Asya'da Pekin'i durduramayan ABD Ortadoğu'yu elinde tutabilmek için mecburen İran ve Rusya ile diyaloğa geçti.

Aksi halde Çin yönetimi Pakistan, İran ve Irak üzerinden Doğu Akdeniz havzasına da hükmetmeye başlayacaktı.

ABD'nin bugün geldiği nokta, Türkiye'nin yıllardır bayraktarlığını yaptığı 'jeo-politik çoğulculuk'tan başka bir şey değil.

'Çok kulvarlı diplomasi', 'oyun kurucu aktör', 'komşularla sıfır sorun' ve 'toplumsal demokrasi' gibi kavramlarla formüle edilen bu stratejide Türkiye, farklı rejim ve bloklarla kurduğu ilişkilerle hep Avrasya, Afrika ve İslam coğrafyasının tüm aktörlerin ekonomik, kültürel, siyasi ve finansal erişimine açılmasını savundu.

Ne Türkiye ne de başka bir aktör artık coğrafi determinizme kurban edilmeyi hazmedemiyor.

Bu açıdan Suriye krizi ve İran açılımı, bize hiçbir gücün dünyayı kendi başına inşa edemeyeceğini de gösterdi.

Hegemonik dönüşümün sürdüğü bu evrede, yeryüzü yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyaç duyuyor.

Bu da, Türkiye'nin öncülüğünü yaptığı siyasi, kültürel, ekonomik ve coğrafi çoğulculuktan başka bir şey değil.

Çünkü sözle sadece bir şey dile gelmez.

Aynı zamanda o sözle 'bir şeyler' de yapılır.

Ve dünya artık dile gelenlerin hayata geçmesini bekliyor.

Mənbə: ''Yeni Şafak'' (Türkiyə)

Oxşar yazılar

Qoşulu olduğu bölmələr

Azərbaycanın xarici ölkələrdəki diplomatik nümayəndəlikləri twitterdə

Yeni layihə

Xarici mətbuat

98 il sonra: Dağlıq Qarabağın taleyi dəyişdi
09 iyul 2021 ANAJ

98 il sonra: Dağlıq Qarabağın taleyi dəyişdi

SSRİ tərəfindən Dağlıq Qarabağa muxtariyyət verilməsinin növbəti ildönümündə Azərbaycan Prezidenti İlham Əliyev faktiki olaraq, muxtariyyətin ləğvi haqqında fərman imzalayıb.

Davamı...
"Azərbaycan, Rusiya və Türkiyə Ermənistanı müstəqil dövlət hesab etmirlər"
16 aprel 2021 Aravot-ru.am

"Azərbaycan, Rusiya və Türkiyə Ermənistanı müstəqil dövlət hesab etmirlər"

Ermənistan ayrıca bir subyekt kimi qəbul edilmir

Davamı...